28 Mayıs 2018 Pazartesi

RUH,İNSAN; DOĞUM, ÖLÜM VE ÖTESİ
Bizler yaşayan bilinçli varlıklarız..İnsan, ruh ve bedenden meydana gelmiştir. Ruh ve beden, bir kumaşın tersi ve yüzü gibi bir bütünlük içindedir. İnsan bu sebeple hem maddesel, hem de ruhsal özellik ler taşır. İnsanın üstün ve hakim yönü ruhtur; beden ise sadece geçici bir araçtır. Bedeni canlı tutan ve yöneten ruhtur. Ölümsüz olan ruh, tekamül etmek için sayısız bedenleri emaneten kullanır ve işi bitince onları dünyada bırakır. Ruhun tesiri olmasa (sürücü), beden (araba) hiç bir işe yaramaz. O halde insan, ruh sahibi bir beden değil, beden sahibi bir ruhtur. 
Ruh bedenin içinde değildir. Bedende ruhun yerleştiği bir organ yoktur. Ancak ruh, bedenin dışında da değildir; çünki ruhun mekanı yoktur. Ruh, tesir göndererek bedeni kullanır ve yönetir. 
Doğmadan önce hayat planı hazırlanır. Tekamül etmek için yeniden bedene bağlanması gereken bir ruh varlığı, doğmadan önce dünyada yapacağı işleri planlar, yani kaderini hazırlar. Dünya üzerinde yaşanacak yer ve zaman, aile, ırk, cinsiyet vs. tespit edilir. Ancak bu plan yüzde yüz kesin değildir. Örneğin, bu planda insanın kesin ve belirli bir ömrü yoktur. Zira önemli olan ömrün uzunluğu ya da kısalığı değil, yapılacak işler ve elde edilecek bilgilerdir. 
Ölümlü olan bedendir, ruh değil. Ölmek, ruh dünyasına doğmaktır. Bu bilgiye sahip olmayan insanın ölümden çok korkacağı açıktır. Ölüm, doğum kadar olağan bir Tabiat Kanunu'dur ve sadece beden için geçerlidir. Ruh ve beden ilişkisinin kesin olarak kopmasına ölüm denir. Ruh, bedeni kullanarak Dünya'da yapması gereken görevlerini bitirip gereken bilgileri elde ettikten sonra bedeninden ayrılır. 
İnsanı ancak vicdanı yargılar. Daralmış bir şuurla dünyada yaşayan insanın yol göstericisi makul vicdanıdır. Ve o, sadece vicdanına karşı sorumludur. Çünki Tanrı Kanunları bunu emreder. Yaptıklarından dolayı hiç bir makam ona hesap soramayacağı gibi yargılamaz da. Çünki ruh, dünyaya hesap sorulmak için değil, ilah” bir vazife yapmak için gönderilmiştir ve o, vazife dışında hiç bir iş yapamaz. Bedenini terk eden ruh, kendi hesabını kendi vicdanı ile görecektir.
Öte alemin kendine özgü bir maddesel yapısı vardır. Öte alemin mekanı ve zamanı kendine göredir. Orası kabadan inceye doğru değişen titreşimsel bir yapıdadır. Varlıklar orada titreşim güçlerine uygun olan bir kademede bulunurlar. 
Öte alemde yaşam, dünyadakinden farklıdır. Zira oranın maddesi, zamanı, titreşimi ve kuralları çok değişiktir. Bedenden ayrılıp öte aleme geçen varlık önce bir şaşkınlık devresi geçirir. Hele öte alem hakkında hiç bilgisi yoksa, oraya uyum sağlaması güç olur. Öte alem önceleri rüya gibidir. Genellikle varlık öldüğünün farkına varmaz. Zamanla bulanık şuuru yavaş yavaş açılmaya başlar. Bedenini terk ettiğini anladıktan sonra tüm hayatı bir film şeridi gibi gözünün önünden geçer. Yaşamının muhasebesini yapmaya başlar. Olumlu veya iyi davranışlarından mutluluk, olumsuz veya kötü davranışlarından mutsuzluk duyar.
TEKAMÜL
Bütün yaratılanlar tekamül eder. Bütün insanlar, bütün cisimler, bütün olaylar, kısaca bütün yaratılanlar değişir, başkalaşır, çeşitli hallere girerek gelişir. İnsanlıkta temelde daima bir ilerleyiş ve gelişme vardır; bu, tekamülün gereğidir. Yaşama karışıklık değil, bir düzen ve ahenk hakimdir. 
Tekamülün sonu yoktur. Çünki hayat sonsuzdur. O halde varlık ne kadar gelişirse gelişsin, tekamülünün sonuna varamayacaktır. Ama geliştikçe ruhsal vazife gruplarında ve yönetim sistemlerinde yer almaya başlayacaktır ki bu da varlık için sonsuzluk gibi müteal (aşkın) bir varoluş şeklidir.
Dünya, sonsuz evrende bulunan tekamül okullarından biridir. Tanrı nasıl sonsuzsa, Tanrı'nın Bilgisi ve tekamül ortamları da sonsuzdur. Evrende her yer varlıkla ve hayatla doludur. Her ortam bir tekamül yeridir ve varlıklar burada yaşayarak bilgi ve tecrübe edinirler. Dünya okulundan diploma alana kadar tekrar tekrar doğulur. Tekrardoğuşlar tekamül için konulmuş bir Tanrı kuralıdır. Ruh ve Madde içiçedir. Tekamül bu içiçelikten oluşur.

------2

...Karaciger; keza protein, hormon ve enzimleri üreterek vücudun normal olarak yaşamı sürdürmemizi sağlar. ... 

Şimdi de meninin içeriğinde bulunan ve üremede temel hücrelerden biri olan spermlerin içeriğiyle ve bu maddelerin vücutta üretildiği organlar ile ilgili aşağıdaki bilgileri inceleyelim.

Sperm oluşması için gerekli besin maddeleri şunlardır:Arjinin, Temel yağ asitleri, Çinko, Krom, Selen, E vitamini, A vitamini, B vitaminleri, C vitamini. 

Yukarıda “arjinin” (arginin) ile ilgili açıklamalar bu konu için de geçerlidir. Diğer temel olmayan amino asitler gibi arjinin de vücutta karaciğer tarafından üretilir

Çinko: Sperm oluşumunda çinko eksikliğinin rolü olduğu saptanmıştır. Sperm sayısı az erkeklerde çinko eksikliği olduğu görülmüştür. Çinko karaciğerde yüksek konsantrasyonda pankreas, böbrekler ve balgam salgılayan salgı bezlerinde az miktarda bulunur 

Selenyum hayvan ve insan vücudunda yaygın şekilde bulunur. Karaciğer ve böbrekler en yoğun olduğu organlardır.

Absorbe olan krom vücutta birçok dokuya dağılır, özellikle böbrek, dalak, karaciğer ve kemikte yüksek seviyelerde bulunur.

Vitaminlerin bir kısmı vücutta depo edilebilirken bir kısmı depolanamıyor. Depo edilebilen vitaminler genellikle karaciğer hücrelerinde ve az miktarda da diğer hücrelerde depolanıyor. Karaciğerde depolanan A vitamini, hiç vitamin almayan bir insana 5-10 ay kadar yetebilir. Yine vücudumuzdaki D vitamini deposu da hiç vitamin almayan bir insana 2-4 ay kadar yeterli olabilir.

C Vitamini, insan vücudunda depolanmamaktadır. ( Karaciğerde minimal depolandığı iddia edilmektedir.) 

İnsan vücudunda A, B, D, K vitaminleri sentezlenir. A vitamini karaciğerde, B ve K vitaminleri bağırsakta bakteriler tarafından, D vitamini deride üretilir. A, D, K ise karaciğerde depolanır. Diğerlerinin fazlası atılır. 

Yukarıdaki bilgilerden de anlaşılacağı üzere meninin içeriğinde bulunan ve spermleri oluşturan maddeler asıl olarak vücutta karaciğer tarafından üretilmektedir. Bazı maddelerde de böbrek ve bağırsak, dalak ve kemik gibi diğer organlarında rolü bulunabilmektedir.

Ayrıca erkekte cinsel özelliklerin oluşmasında ve gerektiği gibi çalışmasında etkili olan testosteron hormonu ve bunun kadın cinsiyeti tarafında karşılığı olan östrojen hormonunun üretiminde de karaciğer ve böbrek üstü bezleri rol oynar.

“Östrojen ve testosteron steroid grubu hormonlardır. Vücutta ön maddeleri kolesteroldür. Yumurtalıklar ve "böbrek üstü bezleri" kolesterolü enzimlerle dönüştürerek testosteron ve östrojeni üretirler
Sex hormonlarının %80’i yumurtalıklardan, %20’si ise böbrek üstü bezlerinden salgılanır.” 

Şimdi de bahsi geçen organlardan en önemlisi olan karaciğerin ve bunun yanında böbreklerin insan vücudundaki konumlarını inceleyelim ve ayette belirtilen “bel ile kaburga kemikleri arasından çıkar” sözünün ne kadar isabetli olduğunu gözlemleyelim.

Hem erkekte hem de kadında, üreme sistemi ve asıl üreme organları, insan vücudunun bel kısmında bulunmaktadır. Göğüsteki kaburga kemikleri arasında bulunan ve en önemlisi karaciğer olan bazı organların üretiminde önemli rol oynadığı bazı molekül ve maddelerin, bel bölgesinde bulunan üreme sistemi organlarınca üreme amacına yönelik olarak kullanılmaktadır. Bu durum Tarık suresindeki anlatımların bilimsel gerçeklere uygunluğunu açıkça ortaya koymaktadır.

Söz konusu ayetlerde omurga kemikleri göğüs kemiklerinin “arasından” bahsedilmesi aşağıdaki bilimsel bulgularda sözü edilen “kemik iliğini” çağrıştırabilmektedir. Bu da, gelecekte mümkün olabilecek farklı bir üreme yolunun çok önceden Kuran-ı Kerim’ de, ikincil bir anlam içerecek şekilde bildirildiğini ortaya koymaktadır.

“Kemik İliğinden Sperm Üretildi”

Almanya'nın 3 farklı üniversitesinden bir araya gelen araştırmacılardan oluşan bir ekip, insan kemik iliğinden elde ettikleri kök hücrelerden, erginleşmemiş sperm hücreleri üretmeyi başardılar. Elde edilen bu sperm öncülleri başarıyla olgunlaştırılabilirse, erkeklere yönelik kısırlık tedavilerinde de kullanılabilecek.

Kemik iliği kısırlığa da çare oldu. ABD ve Almanya’da yapılan araştırmalar, kemik iliğinden elde edilen kök hücrelerle yumurta ve sperm üretilebileceğini ortaya koydu. Cornell Üniversitesi’nden Prof. Dr. Kutluk Oktay’a göre bu araştırmalar hem kısır çiftler için hem de menopoz dönemindeki kadınlar için önemli bir gelişme anlamına geliyor. 

Maalesef Tarık suresinin 8. ayetine de yanlış meal ve tefsir yapılmaktadır. Rec’i kelimesine yapışık olan zamir, alınan gıdaların Karaciğer böbrek vs. (omurga ve göğüs kemikleri arasındaki bölgede) Allah’ın takdir ettiği bir ölçü ile yani alınan gıdaların sentezlenerek enzim oluşturabilen kimyasal “optimum” ölçünün bu omurga ve göğüs kafesi arasındaki karaciğer, böbrek gibi organlardan üretilerek dönüşüm sağlayan sıvıya işaret eder.

Böylece bu kimyasal enzimleri meniye dönüştürme (REC’İHİ) işini bir çeşit biyo-kimya fabrikası olan insan vücudunda ancak ve ancak Allah gerçekleştirir.

(86:8) “İnnehu ala rec’ihi le Qaadir.”  
(86:8) Şüphesiz O, onu (alınan gıdaları bel ve kaburga kemikleri arasındaki organlarda kimyevi enzimlerle sentezleyerek atılan bir sıvıya) dönüştürmekte ölçü koyucudur /kadirdir.



KURANI KERİM VE İNSAN..------1

İNSAN TOHUMU VE BEL İLE KABURGA ARASINDAN ÇIKAN VE ATILAN SIVI
Tarık Suresi (5-7)
5. İnsan neden yaratılmış olduğuna bir baksın. 
6. Atılan bir sıvıdan yaratıldı. 
7. (Bu sıvı) Bel ile kaburga kemikleri arasından çıkar.
İnsan bir sırdır.“Bel ile kaburga kemikleri arasından çıkan su” tanımlaması bugüne kadar gereği gibi anlaşılamamış ve inanmak istemeyenler (dinleri inkar yok sayanlar diyelim) tarafından Kuran’a saldırı için bir fırsat olarak değerlendirilmiştir.
Ayetlerden alınan izlenime göre, bahsedilen suyun spermleri içeren meni olduğu ve bunların vücutta üretilip çıktığı yerin testisler ve cinsel organlar olduğu düşünülmüştür. Bunun sonucundaysa 7. ayette bahsi geçen bel ile kaburga kemikleri arasında kalan bölgenin sperm ve meni üretimiyle ve bunların çıktığı yerlerle ilgisinin olamayacağı ve bunun da Kuran’daki bir bilimsel hatayı ortaya koyduğu iddia edilmektedir. Ancak bilimin ulaştığı en son veriler incelendiğinde, ayetlerdeki anlatımın son derece hayrete düşüren bir şekilde bilimin ortaya koyduğu gerçeklere birebir uyduğuna tanık olmaktayız.
Ayrıca, 7. ayetteki “min” edatı Kuran’da genellikle objeleri belirtmek için kullanılır. Eğer “sulb” kelimesi “nesil” olsaydı, o zaman “an” edatı kullanılacak, “beyni” kelimesi de kullanılmayacaktı. Çünkü bu edat Kuran’da genellikle “nesil” kelimesi gibi soyut kavramlar için kullanılmıştır. “YAHRUCU min beyni’s sulbi we’t teraib” ayetindeki “yehrucu” fiili mudari fiildir. Yani “her zaman çıkıyor” demektir. (sulb ve teraib arasında her zaman çıkıyor) Her zaman çıkan şeyin ne olduğu ise bir önceki ayette (6. ayet) bildirilmiş olan atılan sıvıdır. Yine ayetin başında “Liyenzur” mudaraa fiili “L” emir kipiyle geçmektedir. Asıl anlamı “için” olan bu harfin ayete verdiği anlam; insanın neden yaratıldığını ve araştırıp inceleyerek herkes tarafından da bilinen bu suyun nereden ve hangi aşamalardan geçtiğini öğrenerek bunun kendiliğinden değil, Allah’ın bir hikmeti ve mucizesi olarak algılanması istenmektedir. Yoksa herkes tarafından bilinen sıvının basit bir anlatımı değildir.”…
Meninin içeriğinin ne olduğu konusunu açıklamak yararlı olacaktır. İçeriğinde yaklaşık 200 ile 500 milyon adet spermatozanın yanı sıra amino asit, sitrat, enzimler, flavin, fruktoz, proteinler ve C vitamini de bulunur. 
Meninin içeriğinde bulunan maddelerin vücutta üretimi: Amino asitlerin çoğu karaciğerde metabolize olur. ...  
Temel olmayan amino asitler ise vücutta karaciğer tarafından üretilebilir. 
Temel olmayan Amino Asitler: Alanin, Arginin, Asparajin, vs...
L-Arginin’in sperm üretiminde (spermatogenez) gerekli olduğu literatürde belirtilmektedir. Ayrıca, sperm hareketliliğine de yardımcıdır. 
Bu flavin enzimleri karaciğerde bulunur ve böbreklerin zehirlenmesinin önlenmesi için gereklidir 
Klomifen sitrat karaciğerde metabolize olur... 
Klomifen sitrat adı verilen yumurtlama ilacıyla kadınların %80'inde yumurtlama sağlanabilir.
Karaciğerin fonksiyonları arasında proteinler, safra, kan pıhtı faktörleri, ve binden fazla enzimin üretimi yer alır.

27 Mayıs 2018 Pazar

Zevk ve mutluluk..

Varoluşun o muhteşem yaratılışındaki farkındalığın da saklı gerçek huzur ve mutluluk.Mutluluğun başarıyla hiç alakası yoktur, mutluluğun hırsla hiç alakası yoktur, mutluluğun parayla, güçle, prestijle hiç alakası yoktur.

O sana baglidir
Huzur ve mutluluk nedir? O, sana; senin bilinçlilik durumuna ya da bilinçsizliğine, uykuda mı yoksa uyanık mı olduğuna bağlıdır. Murphy'nin meşhur bir özdeyişi vardır. Der ki, iki tip insan vardır: Biri sürekli insanlığı iki tipe ayırır ve diğeri de insanlığı hiç ayırmaz. Ben ilk tipe aidim: İnsanlık iki tipe ayrılabilir, uyuyanlar ve uyanmış olanlar. Ve elbette ikisinin arasındaki küçük bir grup. Mutluluk, bilincinin neresinde olduğuna bağlıdır. Şayet uyuyorsan, o zaman zevk mutluluktur. Zevk duyu demektir, beden aracılığıyla elde edilemeyecek olanı bedenle elde etmeye çalışmaktır; bedeni onun yapamayacağı bir şeyi elde etmesi için zorlamaktır. İnsanlar her şekilde bedenleriyle mutluluğa ulaşmaya çalışıyor. Beden sana sadece anlık zevkler verebilir ve her zevk aynı miktarda, aynı derecede acı ile dengelenir. Her zevk kendi zıddı tarafından takip edilir çünkü beden zıtlıkların dünyasında var olur. Tıpkı günün gece tarafından takip edilmesi ve hayatın ölüm tarafından takip edilmesi ve de ölümün hayat tarafından takip edilmesi gibi; bu bir kısırdöngü. Zevkin acı tarafından takip edilecek, acın zevk tarafından takip edilecek. Fakat sen asla huzur bulmayacaksın. Bir zevk hali içerisindeyken onu kaybedeceğin için korkacaksın ve bu korku seni zehirleyecek. Ve acının içinde kaybolmuşken elbette ıstırap çekiyor olacaksın ve onun dışına çıkmak için mümkün olan tüm gayretinle çabalayacaksın; sırf yeniden onun içine düşmek için. Buda buna yaşam ve ölüm çarkı der. Bu çarkla birlikte, ona yapışarak döner dururuz... ve tekerlek dönmeye devam eder. Bazen zevk yukarı gelir ve bazen de acı yukarı gelir ama biz bu iki kayanın arasında eziliriz. Fakat uyuyan kişi başka bir şey bilmez. O sadece bedenin birkaç tane duyusunu bilir – yiyecek, seks – budur onun dünyası. Bu ikisi arasında gidip gelir o. Bedenindeki iki uç bunlardır; yemek ve seks. Şayet seksi bastırırsa yemeye bağımlı hale gelir; eğer yemeyi bastırırsa sekse bağımlı hale gelir. Enerji sürekli olarak bir sarkaç gibi hareket eder. Ve senin zevk olarak adlandırdığın her şey en iyi ihtimalle gergin bir hali rahatlatmaktır. Cinsel enerji toplanır, birikir; sen gerginleşir ve ağırlaşırsın ve bunu serbest bırakmak istersin. Uyuyan bir adam için seks, iyi bir hapşırık gibi bir rahatlamadan başka bir şey değildir. Ona belli bir rahatlamadan başka bir şey vermez; belli bir gerginlik vardı, artık yok. Fakat tekrar birikecek. Yemek sadece damağına biraz tat verir; uğruna yaşamak için pek de fazla bir şey değil. Fakat pek çok insan yalnızca yemek için yaşıyor; yaşamak için yiyen insan pek yok. Kolomb'un hikâyesi meşhurdur. Çok uzun bir yolculuktu. Üç ay boyunca sudan başka bir şey görmediler. Derken, bir gün Kolomb ufka baktı ve ağaçları gördü. Ve şayet Kolomb'un ağaçları gördüğü için mutlu olduğunu düşünüyorsan, bir de köpeğini görmeliydin! Zevkin dünyası budur. Köpek mazur görülebilir ama senin durumun affedilemez. İlk kez çıktıklarında, iyi vakit geçirmenin yollarını arayan genç adam, genç bayana bowling oynamak isteyip istemediğini sordu. Kız bowlinge gitmenin hiç umurunda olmadığını söyledi. Bunun üzerine adam sinemaya gitmeyi önerdi ama kız istemediğini söyledi. Başka bir şey düşünürken, kızın reddedeceği bir sigara tuttu ona. Sonra da yeni açılan diskoya gidip dans etmek ve içmek isteyip istemediğini sordu. Bunları hiç umursamadığını söyleyerek reddetti kız tekrardan. Umutsuzca, evine gidip gece boyunca sevişmeyi önerdi kıza. Şaşırtıcı bir biçimde, onunla aynı fikirde olduğunu mutlulukla söyledi kız adama. Tutkulu bir biçimde adamı öptü ve, "Görüyorsun ki iyi vakit geçirmek için şu diğer şeylerin hiçbirine ihtiyacın yok" dedi. Bizim "mutluluk" dediğimiz şey kişiye göre değişir. Uyuyan kişi için mutluluk zevk alınabilecek duyulardır. Uyuyan kişi bir zevkten diğerine yaşayıp durur. O, sadece bir duyudan diğerine koşturup duruyor. O, küçük heyecanlar için yaşıyor; onun yaşamı çok yüzeysel. Hiçbir derinliği yok, hiçbir niteliği yok. O, niceliğin dünyasında yaşıyor. Sonra, arada olan insanlar vardır; ne uyanık, ne de uykuda olanlar; muallakta kalmış olanlar, birazcık uykuda, birazcık uyanık olanlar. Bazen bu deneyimi sabahın erken saatlerinde yaşarsın; hâlâ uykulusun ama uyuduğun da söylenemez çünkü evdeki gürültüleri duyabiliyorsun: Eşin kahvaltı hazırlıyor, çaydanlığın sesini duyuyorsun veya çocuklar okula gitmeye hazırlanıyor. Bunları duyabiliyorsun ama hâlâ uyanık değilsin. Sanki seninle, etrafında olup biten bu şeyler arasında çok büyük bir mesafe varmışçasına, bulanık, belli belirsiz bir biçimde bu gürültüler sana ulaşıyor. O adeta hâlâ bir rüyanın parçasıymış gibi hissedilir. O, rüyanın bir parçası değil ama sen ikisinin arasındaki bir haldesin. Aynı şey meditasyon yapmaya başladığında da olur. Meditasyon yapmayan kişi uyur, rüya görür; meditasyon yapan ise uykudan uyanıklığa doğru hareket eder, bir dönüşüm halindedir. O zaman mutluluk tamamıyla bambaşka bir anlam taşır: O daha çok niteliğe, daha az niceliğe ilişkin bir şey olur; o daha çok psikolojik ve daha az fizyolojik bir şeydir. Meditasyon yapan müzikten daha çok keyif alır, şiirden daha çok keyif alır, bir şey yaratmaktan keyif alır. Bu insanlar doğadan, onun güzelliğinden keyif alır. Sessizliğin tadını çıkarır, daha önceden hiç zevk almamış oldukları şeyden zevk alır ve bu çok daha fazla kalıcıdır. Müzik dursa bile içinde bir şeyler sürmeye devam eder. Ve o, bir şeylerden kurtulmak değildir. Zevk ile mutluluğun bu niteliği arasındaki fark, onun bir kurtuluş olmamasıdır; o bir zenginleştirmedir. Daha dolu hale gelirsin, taşmaya başlarsın. İyi müzik dinlerken varlığında bir şeyler harekete geçer, içinden bir ahenk yükselir; müziksel hale geçersin. Ya da dans etmek; ansızın bedenini unutursun, bedenin ağırlıksız hale gelir. Yerçekiminin üzerindeki hükmü kaybolur. Ansızın bambaşka bir hale girersin: Ego katı değildir, dansçı dansın içinde erir ve ona karışır. Bu, senin seksten ya da yiyecekten aldığın zevkten çok daha derinde, çok daha yüksektedir. Bunun bir derinliği vardır. Ancak, bu da nihai olan değildir. Nihai olan yalnızca sen tamamen uyanık olduğunda, bir Buda olduğunda, tüm uyku ve tüm rüya görmeler yitip gittiğinde; tüm varlığın ışıkla dolduğunda, içinde hiç karanlık kalmadığında gerçekleşir. Tüm karanlık ortadan kalkmış durumda ve bu karanlıkla beraber ego da gitmiş halde. Tüm gerginlikler, tüm ıstırap, tüm kaygı yok olmuş. Şimdinin içinde yaşıyorsun; artık geçmiş, gelecek yok. Tamamen şimdi, buradasın. Bu an her şeydir. Şimdi tek zamandır ve burası da tek mekândır. Ve o zaman tüm gökyüzü içine düşer. Saadet budur. Budur gerçek mutluluk. Saadeti ara; o senin doğuştan sahip olduğun haktır. Zevklerin balta girmemiş ormanlarında kaybolma; birazcık yüksel. Mutluluğa ve sonra da saadete ulaş. Zevk hayvanidir, mutluluk insanidir, saadet ilahidir. Zevk seni bağlar, o bir köleliktir, seni zincire vurur. Mutluluk sana biraz daha çok ip verir, birazcık daha özgürlük ama sadece birazcık. Saadet nihai özgürlüktür. Yukarı doğru hareket etmeye başlarsın; o seni kanatlandırır. Artık kaba saba yeryüzünün parçası değilsin; gökyüzünün bir parçasısın. Hafiflersin, coşku olursun. Zevk başkalarına bağlıdır. Mutluluk o kadar başkalarına bağlı değildir ama hâlâ senden ayrıdır. Saadet bir şeye bağlı değildir; ne de ayrıdır: O senin varlığının ta kendisidir, o senin doğanın ta kendisidir

Bağımlılıklarımız.Neye ve neden bağımlı olduğumuz gerçeğini bir süresonra unutuyoruz.Bağımlı olduğumuz şey aslında yaşamımız oluyor.

Bağımlı olmak mı? Yoksa alışkanlıklar mı.?Arada ki fark nedir sizce.Yani ihtiyaç mı? Öncelik mi?