23 Ocak 2020 Perşembe

Şamanın nefesi...

Bir şamanın yaşam reçetesi
Kalbinizden Nefes Alıp Verin
Nefes alıp vermek, enerjiyi dönüştürmenin en basit yollarından biridir. Bu alıştırmayı, gün boyunca yapabilirsiniz: Ellerinizi kalbinizin üstüne koyun ve nefes alıp verirken kalbinizin hareketini hissedin. Bu, sakinleştiricidir ve dünyaya sevgi, huzur ve uyum enerjisi yollar.
Aynaya Bakın
Mücadele gerektiren bir duruma tepki vermeden önce bir aynadaki yansımanıza bakarak duygu ayarı yapın. Hiç kimse kendini zehirli bir tarzda hareket ederken görmek istemez.
Size aptalca gelebilir ama bu düşüncenin sizi durdurmasına izin vermeyin. Kendimizi fazla ciddiye almak, negatif düşüncenin nedenlerinden biridir.
İfade Edin; Yollamayın
Stres, daha sonra pişman olabileceğimiz tarzda davranmamıza yol açabilir. Sorunlu duygulara sahip olmak normaldir ve hislerinizi tanıyıp kabullenmek önemlidir. Yalnızca enerjiyi kendinize, başkalarına ve dünyaya bir “zehirli ok” gibi göndermemeye dikkat ediniz.
Sevdiğiniz Birinin Yüzünü Düşünün
Duygularınızın ardındaki enerji tüm canlılara yayılır. Duygularınızın ardındaki enerji tüm canlı varlıklara yayılır. Sizin için sorunlu olan duyguları tetikleyen biriyle karşılaştıysanız, sevdiğiniz birini düşünün ve size meydan okuyan kişinin siması yerine sevdiğiniz kişinin simasını koymaya çalışın. Örneğin, bir küçük yavru kedinin siması veya sevdiğiniz bir çiçeğin imgesi ile de çalışabilirsiniz.
Sözlerinize Dikkat Edin
Düşünceleriniz ve duygularınız gibi sözleriniz de içinde yaşadığımız dünyayı ve deneyimlerinizi değiştirme gücüne sahiptir. Bu, yüksek sesle başkalarına söylediğiniz sözler kadar sessizce kendinize söyledikleriniz için de geçerlidir.
Kendinize iyi bir insan olmadığınızı söylemekteyseniz bu gerçekliği tezahür ettirmeye başlarsınız. Zihninizi olumlu sözcüklerle doldurun ki hayatınız da olumlu yönde açılıp genişlesin. “Abrakadabra” kelimesi, Arami dilinde “Konuştuğum üzere yaratacağım” anlamına gelen “Abraq ad habra” cümlesidir. Çocukken, ne anlama geldiğini bilmeksizin, kim bilir ne kadar sık söylemişizdir bu cümleyi.
Başkalarında ruhsallığı Görün
Istırap çektiğini algıladığınız kişilere acımayınız; bu, onları yalnızca daha da derin bir ıstıraba sevk eder. İnsanları kendi ilahi ışıkları ve kusursuzlukları içinde gördüğünüzde, zorluklarıyla başa çıkmak için ihtiyaçları olan kuvveti onlara vermeye yardımcı olursunuz. Algılamanın gerçekliğinizi yarattığını unutmayın.
Doğayla Bağlantı Kurun
Bizler doğanın birer parçasıyız. Stres durumunda olduğumuzda doğanın temel unsurlarından –toprak, hava, su ve ateş (güneşteki gibi)– beslenmemiz kesilir ve gerçekten hastalanabiliriz. Doğa, en büyük şifacıdır. Sık sık zaman yaratıp doğal dünya ile bağlantıya geçin.
Suyla İyileşin
Suyun yaşam gücü acılarınızı yıkayıp götürebilir ve en basit faaliyetlerin bile şifa verici bir etkisi vardır. Ellerinizi yıkarken, duş alırken veya yağmur altında ıslanırken negatif enerjinin sizden uzaklaştığını ve ışığa dönüştüğünü imgeleyin.
Kendinizi Işıkla Koruyun
Birinin size psişik açıdan saldırdığını veya enerjetik açıdan düşmanca davrandığını hissederseniz, etrafınızı saran koruyucu bir ışık imgeleyin. Bazıları bunu beyaz bir enerji alanı olarak düşünmektedir; ben ise şeffaf ve mavi bir yumurtanın içinde olmak şeklinde imgeliyorum. Size uygun rengi bulmaya çalışın. Bu sizi, size doğru yollanan zararlı enerjilerden koruyacaktır.
Sevgiyle Yanıt Verin
Başkalarından gelen negatif ve zehirli enerjilerin alıcısı olmanız gerekmez. Sevgiyle almak istemediğiniz enerjiyi geri çevirebilirsiniz. Sevgiyle yanıt vermek ise bir saldırı pozisyonu almanızı ve daha çok negatif enerji yaratmanızı önleyecektir.Şifa veren tek şey sevgidir.
Şifa veren tek şey sevgidir.
Alıntı..

6 Ocak 2020 Pazartesi

Yaşamın sınırsız tohumu ..

Şifa ve öte aleme açılan bir bitki ;ÜZERLİK TOHUMU
Bazı bitkiler kendilerini saklar bazıları da günü geldiğinde bir Elin kendisine değmesini bekler.İşte bu otlardan bir tanesi de üzerlik tohumudur,Hangi faydasını anlatayım ki...
İşin manevî boyutu var ki anlatmaya kalksam bitmez. Hem zahirî hem batınî hastalıklara şifadır üzerlik tohumu.
İçteki hastalıkları temizler. Bakteri virüs parazit vs...
Bedene kuvvet verir süper bir enerji verir. Mutluluk iksiridir bu.
Serotonin ihtiva eder yani mutluluk hormonu. Vücudumuz üretemiyor her zaman. Ama üzerlikte dolu dolu var, varsın üretmesin vücut.
Üçüncü göz dediğimiz kalp gözünü açıyor.
Resulullah efendimiz sav övmüş üzerliği..
Evliyalar evlatlarına tavsiye etmişler.
"Sabahlari aç karnına 40 gün 5 er Gr üzerlik tohumu yutanların kalbinde hikmet pınarları kaynar" buyurmuş efendimiz.
Hz Mevlana :" her yer karanlık oldu. Üzerlik tohumu karanlığı dağıttı ortalık apaydınlık oldu" demiş. Hikmet ehli zatlar bilirler üzerligin kadrini kıymetini..
Psikolojik hastalıkların cümlesine tek başına yeter üzerlik tohumu. Başka ilaç kullanmasınlar. Tabi zahirî ilaç olarak. Manevî ilaç Kur'andır, namazdır, zikrullahtır.
Ama size bişey söyleyeyim mi namaz kılmayan, Kur'an okuyamayan, zikrullaha devam edemeyenler kırk gün üzerlige devam etsinler. İlahi aşkın meczupları gibi her an her saniye ilahi duygularla nuraniyet kesbedecekler. Kötü enerjiler dağılıp gidince ibadet aşkı ve şevkiyle mutluluğun doruklarında olacaklar. Yerde yaşamayacaklar. Her yer bir tefekkür ufkunda Rahman'ın tecelligâhı olacak. Kur'an'ın o şerefli yakınlığına ve feyizlerine mazhar olacaklar. O zaman ibadetiin kadrini kıymetini bilecekler, hakikati görecekler.
Bizim batınımızdan gaflet perdesi kalkmamış ki. Bir açılsa...
Bir an bir saniye Rabbimizden uzak olmaya tahammül edemeyeceğiz.
Bizim basiretimizi haram gıdalarla kör ettiler. Doymadilar diş macunlarındaki florürle, sudaki klorla direk epifiz bezimize saldırdılar. Nedir epifiz bezi?
Ruh ile bedeni birleştiren, üçüncü gözün görmesini sağlayan hormonu üreten epifiz bezidir. O bez kireçleşmis bizde. Hak'tan hakikatten uzağız.
Hele üzerlik tohumu için bir göresiniz.. O bezin ürettiği maddeyi size direk olarak veriyor. Ve o bezi aktif ediyor.
Bedende zararlı ne varsa üzerlik hepsini bedenden tardediyor, kovuyor. Haramları, zehirleri, kimyasalları hepsini...
Ruh iksiridir bu. Hangisini anlatayım kurban üzerlik tohumu dedin mi bütün sular coşar.
Ne mübarek bitkidir ki nazar girmiş bedenden habis nazarı yakıyor yok ediyor. Manevî hastalara üzerliği yak tütsüsünü ver. Nazar değmişse iyileşir, cin musallat olmuşsa bedeni terkeder anında, büyünün ağırlıklarını alır atar.
Allerjik astım bronşit olmuşsa biri, kaynat tohumu buharını içine çeksin hemen nefes yolları açılır. Bu mübarek bitki mistik bir bitkidir. Eski şamanların Kam dedikleri din adamları bile kullanırlardı habis ruhları kovuyor diye. Astral seyahatlere çıkarlardı. Neyse bunları boşverin. Resulullah efendimiz sav tavsiye etmiş muhakkak ki hikmetleri vardır.

9 Kasım 2019 Cumartesi

Mistizm ve iç görü.

Bir kişi ermiş veya basit olabilir ama onun mistik güçleri yoktur denmez.Ruhaniyet ve inanç sistemi (neye inanırsan İnan .isterse kişi inançsız olsun) vardır bana göre..Sadece içine bakmadığı için körelmiştir.Mistisizm tüm bilginin, bilimin, sanatın, felsefenin, dinin ve edebiyatın temeli ve esasıdır. Bütün bunlar mistisizm başlığı altında toplanır.
Günümüzde saf bilim olarak gelişmiş olan tıp bilimi kaynağına doğru izlenirse, kaynağının sezgide yattığı görülür. Bunu dünyaya kazandıran mistiklerdir. Mesela, büyük İranlı mistik İbni Sina tıbba tıp tarihindeki herkesten çok katkıda bulunmuştur. Bilimin anlamının akıl ve mantığa dayalı net bir bilgi olduğunu biliyoruz; fakat aynı zamanda bilim nerede başladı? Akılla mı, mantıkla mı? Önce sezgi vardı, sonra akıl geldi ve nihayet buna mantık uygulandı. Üstelik daha alt yaşamlarda doktor yoktur, yine de yaratıklar kendi kendilerinin doktorudurlar. Hayvanlar güneşin altında durarak mı, bir su birikintisinin içinde yıkanarak mı, açık havada koşarak mı, yoksa bir ağacın altında sessizce oturarak mı en iyi şekilde iyileşeceklerini bilirler. Bir keresinde her perşembe oruç tutarı duyarlı bir köpek tanımıştım. Şüphesiz Doğuda pek çok insan onun bir Brahmin’in enkamasyonu olduğunu söylerdi, fakat benim için bir köpeğin günlerden perşembe olduğunu bilmesi bir bilmecedir!
İnsanlar bir mistiğin bir hayalci, dünyevi meseleler hakkında hiçbir şey bilmeyen pratik olmayan bir insan olduğunu düşünürler. Fakat ben böyle bir mistiğe sadece yan mistik derim. Tam anlamıyla mistik olan kişinin dengesi vardır; ruhsal şeylerde olduğu kadar dünyevi konularda da akıllı olmalıdır. İnsanların bir mistiğin ne olduğuna dair pek çok yanlış anlayışı vardır. Bir falcıya da mistik derler, bir medyuma, bir kahine de mistik derler. Bir mistiğin bu niteliklere sahip olmadığını söylemek istemiyorum, fakat bu nitelikler bir insanı mistik yapmaz. Gerçek bir mistik esinlenmiş bir sanatkar, mükemmel bir bilim adamı, etkili bir devlet adamı olmalıdır. O da iş, endüstri, toplumsal ve politik yaşam konusunda maddeci zihinli insan kadar nitelik sahibi olmalıdır. İnsanlar bana, ‘Sen bir mistiksin, şuna buna aldırmayacağını sanırdım’ dediklerinde hoşuma gitmiyor. Neden aldırmayayım? Her küçük detaya dikkat ederim, fakat her küçük detay başka …

13 Eylül 2019 Cuma

Parlayan insanlar ..Ve korkunç son..


Karanlıkta Parlayan Radyum Kızları

Bundan yüz yıl kadar önce, karanlıkta parlayan kol saatleri karşı konulamaz ölçüdeki bir yenilikti. Kadranları özel bir boyayla kaplanmış bu saatler her daim parlıyor ve bunun için güneş ışığına da gereksinim duyulmuyordu.
Bu saatleri ilk üreten fabrikalardan birisi, 1916 yılında New Jersey’de açıldı. Fabrika, Amerika’da daha sonra açacağı pek çok yeni tesisinde çalışacak binlerce işçisinin ilk 70’ini, 70 genç kızı işe aldı.
Kazancı nispeten daha yüksek ve itibarlı bir işti. Bu nedenle bir çok genç kız bu fabrikalarda çalışmak istedi zamanla. İş öylesine havalıydı ki, fabrikada çalışan kadınlar kız kardeşlerini ve arkadaşlarını da burada çalışmaya teşvik ediyorlardı.
Fabrikada çalışan kızlara, bazıları sadece 3,5 cm genişliğinde olan minik kadranları boyama işini düzgünce yapabilmeleri için boya fırçasını dudakları arasında sivriltmeleri öğretilmişti. Bir zanaat öğrendiklerini düşünen bu kızlar fırçayı her ağızlarına aldıklarında bir miktar da bu boyadan yutuyorlardı elbette.
Bu genç kızlar ne olduğunu tam olarak bilemedikleri bu maddeyi ağızlarına sokmakta başta tereddüt etse de fabrika yöneticilerinin kendilerinden emin bir biçimde verdikleri zararsız cevabı ile işlerini yaptılar.

Kullanılan boya, Nobel ödüllü kimyager Marie Curie ve eşi Pierre Curie tarafından 1898’de keşfedilden radyoaktif bir elementi, radyumu içeriyordu.
Karanlıkta parıldayan bu mucizevi boya, çinko bir bileşim karıştırılmış radyoaktif radyum tuzlarından ibaretti. Bu karışımda, radyum atomlarından salınan parçacıklar, çinko atomlarının enerji seviyesini artırarak titreşmelerini sağlıyor, bu da ortama yeşilimsi bir ışık yayılmasını sağlıyordu. 
Parlayan elementin keşfedilmesinden bu yana, zarar verdiği aslında bilim çevresi tarafından biliniyordu. Marie Curie’nin kendisi de onu kullanması nedeniyle radyasyon yanıklarına maruz kalmıştı.
Fabrikadaki bu parlak toz, boyanın karıştırılması sırasında havaya da karışıyor devamında genç kızların saçlarına ve giysilerine yerleşiyordu. Fakat kızlar bu duruma bayılıyorlardı. İş çıkışı gidilen bir dans partisinde karanlıkta parlamayı kim istemez ki…
Bir kozmetik reklamı
Parlak rengin cazibesine sadece bu kızlar kapılmamıştı…
Bu karanlıkta parıldayan şey bir anda sağlıklı olmak ile eş tutulur olmuştu. Radyum, diş macunu, kozmetik malzemeler ve hatta yiyecek-içecek gibi ürünlerin katkı maddesi haline geldi.
“Radithor” adı verilen bu preparat, distile edilmiş suda çözünmüş küçük miktarlardaki radyumu içeriyordu. “Ölüyü dirilten ilaç” şeklinde ciddi biçimde reklamı yapılan karışım, pek çok sağlık sorununa çözüm olduğu vaadinde bulunuluyordu.
İnsanlar radyoaktivitenin enerji açığa çıkardığını biliyorlardı. Ve vücutlarına bu enerjiyi almalarının zararlı olabileceğini göremiyorlardı.
Golf oyuncusu ve sanayici olan Eben Byers, dört yıl boyunca her gün bir şişe radithor içmesiyle bilinirdi. 1932’de bu sebeple öldüğünde, Wall Street Journal gazetesi onun ölümünü, “Radyumlu su gayet güzeldi ta ki çenem eriyinceye kadar.” ifadeleriyle yazdı.
Radyum o zamanlarda çok pahalı bir madde idi doğal olarak endüstrilerini bu çerçevede kuran firmaların ve bu firmalarda görev alan bilim insanlarının gerçekleri halka anlatması sistemin çarkları içinde düşünülemezdi.
Radyasyon zehirlenmesi birden bire gerçekleşen bir durum değildi. Bu nedenle de fabrika işçilerindeki zehirlenme belirtilerinin ortaya çıkması yıllar aldı.
İlk ölüm 1922 yılında geldi…
1920’lerin başlarında, çalışan kızların bazılarında bitkinlik ve diş ağrısı gibi şikayetler oluşmaya başladı. Ve ilk ölüm olayı 1922 yılında gerçekleşti.
22 yaşındaki Mollie Maggia önce dişlerini yitirdi, devamında vücudunda enfeksiyonlar oluştu ve çene kemiği tamamen deforme oldu. Bir yıl devam eden acı dolu bir sürecin ardından öldü. Ölüm belgesinde frengi nedeniyle yaşamını yitirdiği yazıyordu.
Onu korkunç acılar içinde diğerleri izledi. 1924 yılı sonunda, fabrika işçilerinin yedisi bu gizemli hastalık nedeniyle ölmüştü bile
Artan ölüm ve hastalık vakaları dikkatleri çekmesine rağmen, kimse 19. yüzyılın mucizevi buluşu olan radyumun hastalıkların nedeni olduğuna inanmıyordu.
Saat fabrikasının sahibi olan US Radium şirketinin harekete geçerek bir soruşturma başlatması için iki yıl daha geçmesi gerekti. Ne var ki bu soruşturma da fabrikada çalışan kızların hastalıkları ve ölümleri radyum arasındaki ilişki doğrulansa da, şirketin patronu hemen karşıt bir araştırma başlattı. Sonuçlar kamuoyundan bir biçimde saklandı.
Neyse ki 1925’te Harrison Martland adında bir doktor, radyumun kadınları zehirlediğini yaptığı çalışmalar ile kanıtladı. Dr. Martland, yapılan incelemelerin sonucunda saat boyayan genç kızların esrarengiz hastalıkların nedeninin radyum olduğu şüpheye yer bırakmayacak şekilde tespit etmişti. Bulgularını 1925 yılında Journal of American Medical Association dergisinde yayınladı.
Fabrikanın çalışanlarından Grace Fryer, dört arkadaşı ile birlikte 1925 yılında şirketi dava etmeye karar verdi. Fakat iki yıl boyunca kendilerini savunacak bir avukat bulamadılar. Sonunda, 1927’de, Raymond Berry adında genç bir avukat davalarını kabul etti.
Bu dava ile birlikte haber dünya çapında yankı buldu. Cesaret alan başka kadınlar da şirket aleyhine dava açtı.
Çekişmeli geçen sürecin ardından, 1928 yılında dava sonuca bağlandı ve US Radium firmasının her bir davalıya 10.000 dolar tazminat ödemesine, ölene kadar da 600 dolar aylık bağlamasına ve tüm tıbbi bakım ücretlerini de üstlenmesine karar verildi.
1939 yılında Yüksek Mahkeme şirketin son itirazını da reddetti. Bundan bir yıl öncesinde de Amerikan İlaç ve Gıda Dairesi radyum içeren ürünlerin yanıltıcı biçimde paketlenmesine yasak getirdi. Radyumlu boyanın kullanımı zaman içinde yavaş yavaş azaldı. 1968 yılından bu yana da saatlerde kullanılmıyor.
Radyum kızları yaşadıkları tüm acılara radyoaktivite alanındaki bilimsel birikimimiz konusunda kalıcı bir miras bıraktılar