23 Ekim 2017 Pazartesi

1.2.3.4.5.6.7.8.9.

Bir Hint masalına göre, kedi korkusundan devamlı endişe içinde yasayan bir fare vardır. Büyücünün biri fareye acır ve onu bir kediye dönüştürür.
Fare, kedi olmaktan son derece mutlu olacağı yerde bu kez de köpekten korkmaya başlar. Büyücü bu kez onu bir kaplana dönüştürür. Kaplan olan fare, sevineceği yerde avcıdan korkmaya başlar. Büyücü bakar ki, ne yaparsa yapsın farenin korkusunu yenmeye imkan yok. Onu eski haline döndürür.
Ve der ki,
'Sen cesaretsiz ve korkak birisin. Sende sadece bir
farenin yüreği var. O yüzden ben sana yardım
edemem.'
Ünlü yazar Shakspeare, bu konuda söyle diyor :
'İnsanların çoğu Sevmekten korkuyor, kaybetmekten korktuğu için..
Düşünmekten korkuyor, sorumluluk getireceği için.
Konuşmaktan korkuyor, eleştirilmekten korktuğu için.
Yaslanmaktan korkuyor, gençliğin kıymetini bilmediği için.
Unutulmaktan korkuyor, dünyaya iyi bir şey vermediği için.
Ve ölmekten korkuyor, aslında yaşamayı bilmediği için.

Kaynak.

Özünde, herkes aynıdır. Bizi farklı kılan sadece hayatta kalma şeklimizdir. Özgeçmiş gerekli değildir. Gerekli olan şey istek ve seçimdir. Felsefeler teorilere değinirler. Yaşanmadıkça gerçek olamazlar... İnsan bedeninin her hücresi çok zekidir. O İlahi bir hücredir. Sahip olduğumuz her düşünceyi alır. Her 20 dakikada, o hücre çoğalır ve kendisini böler. Ve düşündüğümüz şey haline geliriz. Eğer negatif bir şekilde düşünüyorsak, kendimizi negatifliğe çekim olarak çoğaltırız. Eğer hücreye spiritüel bilim verirsek, bedenimizin hücreleri spiritüel bir varlığın bilgisine sahip olur ve bedenimiz bildiğimiz şeyde kendisini dönüştürür. Baskın şekilde Ruh hakkında daha çok şey biliriz, böylece spiritüel bir bedene sahip oluruz. Üstatlar şöyle der: “Bizler düşündüğümüz şeyiz.”"

22 Ekim 2017 Pazar

Yolcu..

"Aşk yolculuğu tek kişilik başlar, 
maşukunu bulunca bir müddet iki kişiyle sürer, 
ama -yolun sonunda-
yine tek başımıza kalırız. 
Bizde başlayan, bizde sona erer"

.Ahmet ÜMİT, Bab-ı Esrar adlı kitap..

Dağ..

YEDİ dağ zinciri ve dört kıtalı bir okyanusla çevrili olduğuna inanılan 
(Kuzey = dikdörtgen; Batı = çember; Güney = yamuk (insanların yaşadığı Jambudvipa); Doğu = hilal ay) 
ve Hint inanışlarına göre yerin merkezi olarak görülen Sumeru (veya MERU) Dağı ile yedi aşaması , 
Bu dağ aynı zamanda hem maddesel, hem de madde ötesi olan iki varoluş plânının keşişme noktası olarak görülür.

Meru Dağı , Lotusun, merkezinde bir 'Dünya Dağı' olarak da tasvir edilir  
Yer ile spirituel 'Gök' arasındaki irtibatı simgeler.
Budist tasvirlerde rastlandığı gibi Hindu tasvirlerinde de 
rastlanan yedi taç yapraklı lotus 
öte âlemin (esîrî âlemin) yedili derecelenmesi olan 
'yedi kat gök'ü simgeler.

Zaten Yedi 
bu titreşim alanlarıyla ilgili bilgileri 
maddenin titreşim düzeyi giderek yükselen hallerinin sıralanarak;
bir titreşimler hiyerarşisi ile açıklamak adına kullanılan bir semboldür.

ve yine Şaman inanışına göre 
benzer şekilde 
AĞAÇ da 
Yerin merkezi olarak görülür, 

göğe çıkarken, mistik yolculuğu sırasında 
şaman dokuz ya da yedi basamaklı bir ağaca tırmanır. 

Genelde bu yolculuğu 
yedi basamaklı kutsal bir direk üzerinde gerçekleştirir; 
bu direğin dünyanın merkezinde olduğu varsayılır.

Kutsal direk ve ağaç, 
evrenin merkezinde bulunan ve dünyayı taşıyan 
kozmik direkle örtüşen simgelerdir.

Zigguratlar 
eski Mezopotamya'da Sümerlerde,Babillerde ve Asurlarda 
bir çeşit tapınaktır

Bunlardan Tanrı Marduk adına yapılan Babil Kulesi de
aynı zamanda yeri göğe bağlayan 
kutsal ağacı da temsil ediyordu 

Babil Kulesi 
gökyüzünün ve yeryüzünün yedi yol göstericisinin evi 
olarak adını duyurmuştu. 

Bu yedi yol gösterici: 
Satürn, Jüpiter, Mars, Venüs, Merkür, Güneş ve Ay’dı. 

Böylece bu tapınak yedi gezegene, 
yeraltının yedi kapısına, 
karşılık oluyordu.

Eliade 'nin de belirttiği gibi:

"Ziggurat da 
bir kozmik dağdır, 
yani kozmosun simgesel bir tasviridir, 

onun yedi katı (Borsippa’da olduğu gibi) yedi gezegeni 
ya da (Ur'de olduğu gibi)
dünyanın yedi rengini temsil etmektedir"..

Yalnız..

___"Sadece tüm diğer yolları reddedersen kendi yolunu bulabilirsin ,
zihnini özgür bırak.
Tek başınalık hali ancak toplum baskısından uzakta 
ve ondan etkilenmeyen bir zihinle mümkün, 
yani içsel olarak sosyal düzenden bir özgürleşme varsa. 
Bu özgürlük hali erdemlilik halidir ve erdem daima tek başınadır.
Aslında kişinin aykırı olması lazım, 
hiç kimseye ve hiçbir şeye ait olmaması… 

Toplumsallığa ölmek gerek ki 
yeni hayat daha sen farketmeden seni bulabilsin! 

Ve böylece sen yolunda tek başına yürü, 
toplumun içinde yaşasan bile.”

”Meditasyon, tek başınalık halidir" diyen Krishnamurti'nin 
sosyal bir varlık olan "İnsan"a dair zor tavsiyelerinden..