4 Aralık 2017 Pazartesi

Telcikler..

Enerji alanları olarak görüldüklerinde insanoğulları, ışık telcikleri gibi, beyaz örümcek ağları gibi, tepeden tırnağa dolanan çok ince iplikler olarak görünürler. 

Bu yüzden, bir görücünün gözüne bir insan, dolanmış lifçiklerden oluşan bir yumurta gibi görünür. 
Ve kolları ile bacakları, her yöne doğru fışkıran ışıltılı kılları andırır. 

Görücü, insanın her şeyle temas halinde olduğunu görür; insan bunu elleriyle değil, karın bölgesinin merkezinden her yöne doğru fışkıran uzun bir telcikler demeti ile yapmaktadır. Bu telcikler insanı çevresine bağlar, onu dengede tutar, sağlam durmasını sağlar. 

Bir savaşçı görmeyi öğrendiği zaman, bir insanın ışıltılı bir yumurta olduğunu görür, dilenci de olsa, kral da, ve bunu değiştirmenin yolu yoktur; daha doğrusu o ışıltılı yumurtada ne değiştirilebilir ki? Ne? 

Bir savaşçı asla korkusu yüzünden kaygılanmaz. Onun yerine, enerji akışını görme mucizesine kafa yorar! 
Gerisi boştur, önemsiz kıvır zıvır. 

İnsanın gözleri iki işlevi gerçekleştirebilir: biri, enerjiyi bir bütün olarak evrendeki akışı içinde görmek, ve öbürü de "bu dünyadaki nesnelere bakmak"tır. Bu iki işlevin hiçbiri ötekinden daha üstün değildir; ancak gözleri yalnızca bakmak üzere eğitmek, utanç verici ve istenmeyen bir kayıptır.

Carlos Castenada - Zamanın Çarkı 🌀

Öz bilinç

Lotusunuz açılsın, başınız göğe ersin

"Tepe çakrası önemli bir sırra işaret eder, öz denilen güzel, göklerin kraliçesi, Tanrı'nın gelini, ilahi mücevher, ezeli ana, 'Matrona' yani "Sekine", 'Şakti' olarak burada müşahade edilir. 

'Om! Ma-ni pad me hum', 'Lotus'un Mücevherine Selam' şeklindeki mistik Tibet mantrası, Lamalar'a göre, 'İnsanın tanrısal özüne selam' anlamına gelir. 
Burada işaret edilen mücevher ve öz, "Sekine"dir."

Malik İlyas Tanrıbağı 

Batıni Tanrıbilim Felsefesi ve Kundalini

3 Aralık 2017 Pazar

Candan..

Ciddi ama samimi olmalı insan..peşini bırakmamalı sıkmadan,içindeki duyguları gösterirse başarılı olur o insan..

Sessiz sevgi..

Tohum düşüncedir ahenktir nota gibidir kiraya verilmez,sahibinindir sadece aracılık ettirir sana..Yaymak gerekir külli akıldan aldğın muhteşem o frekansları  o bakışları çürütmeden temiz topraklara..

Bakmak gerekiyor İçine sesizce kırmadan o latif yüreğe.Nadir olan et parçası değil senin düşüncelerin.Tohumlarını titreşimlerini sonsuzluğun sonuna götür ve iyi sakla,onlar gelecekte seni kurtaracak olan düşüncelerdir...Öyle titreşki senden yayılan kokular  (sevgi) en güzel duyguların evrenle bütünleşsin.Ahengin ritmiyle alemlerle bir olup o kata çıkabilirsin ancak.

Tek bir zerresi bile tüm görünen âlemleri yok edecek kudrette olan sevgi, gönülde insanladır. Ancak insan ne gönülledir ne de sevgiyle. Hatırlamadığı için ulaşamaz, sessizliği duymak kolay değildir. O’nun avazını işitmek için nefsi öldürmek gerek. Eğer hesaptaysan, ayrıntıdaysan, şüphedeysen aşk ve sevgi içinde değilsindir. Emanettir her şey... düşünce, mal, eşya, tüm hayatında sahip olduğunu sandığın her şey ve en önemlisi de bedenin. Beden de bir emanettir. İnsan kendine ait olanları kaybeder. Kayıpların yoktur çünkü hiçbiri sana ait değildir. Sevgin, aşkın, bilgeliğin, aklın, güvenin, sabrın bunlar kendi "öz" olan değerlerin. Kendinden kendine yolculukta ulaşılacak nihai yer, "öz" yani yaratımda üflenen tanrısal ruhtur.

Döngü

Kabuk içten dışarı açılınca yaşam  başlar.Dıştan içeri kırılırsa ölüm..

O nedenle:

Bir döngüdür yaşam
Yerinde saymak yerine
Aşkın adımlara ihtiyaç duyan
Ahengin sesini de duyan
Dışına değil içine bakan
İçindekini dışında bulan
Dışındakini içine taşıyan
Ahengin resmini 
Kalbinde taşıyan
Hediyesini
Hem içinde
Hem dışında
Bulan
Bilir
Süprizlerle doludur
Yaşam