8 Temmuz 2018 Pazar

Sömürü böyle bir şey.

" Az önce o adama ne dedin ?
– Daha hızlı çalışmasını söyledim !

– Ona ne kadar ücret veriyorsun ?
– Günde 10 dolar !

– Ona vereceğin parayı nereden buluyorsun ?
– Malları satıyorum !

– Bu malları kim üretiyor ?
– O yapıyor !

– Bir günde kaç tane mal üretiyor ?
– 50 dolarlık .

– O halde, bırak ona ödeme yapmayı, kendisine daha hızlı çalış demen için
O sana günde 40 dolar ödüyor !
– Ha?

– Ama … Makineler bana ait !

– Peki bu makineleri nasıl elde ettin ?
– Malları satıp aldım !

– İyi de o malları kim yaptı ?

– Kapa çeneni … Seni duyabilir ! "



İnsan vücudu mikrop..Ben değil bilim söylüyor..

Bilim Vücudunuzun Yarısı İnsan Değil
Bilim İnsanlarından Şok Açıklama: Vücudunuzun Yarısı İnsan Değil

İnsan vücudunun yarısından fazlasının mikrop ve bakterilerden oluştuğunu açıklayan bilim insanları, bu mikrobik yaşamın insan sağlığı için büyük önem taşıdığını belirttiler.

Sizce vücudunuzun ne kadarı insan hücrelerinden oluşmaktadır? Muhtemelen hemen herkes tamamına yakınının insan hücrelerinden oluştuğunu düşünecektir. Fakat bilim insanlarına göre bu kesinlikle yanlış bir fikir. Vücudumuzun yalnız %43’ü insan hücrelerinden oluşmaktadır. O halde geri kalanı neyden oluşuyor? Mikroskobik canlılardan.

‘’Bedeniniz asla sadece sizden oluşmuyor’’ diyen Max Planck Enstitüsü'nde mikrobiyoloji departmanı müdürü olan Prof. Ruth Ley’e göre ne kadar iyi yıkanırsanız yıkanın, vücudunuzun neredeyse her tarafı bakteri ve mikroplarla kaplanmış durumda. Fakat Ley, bu mikrobiyolojik canlıların sağlığımız için önemli olduğunu söylüyor.

İLGİLİ HABER
Bilim İnsanları Akciğer Kanserinin Oluşumunda Önemli Veriler Elde Ettiler
BBC’ye konuşan Kaliforniya San Diego Üniversitesi'nden Prof. Rob Knight ise ‘’Bir insandan ziyade bir mikropsunuz.’’ diyerek konuya bambaşka bir boyut kazandırıyor. Başlangıçta tahminlerinin bedenimizin %10’unun mikrobiyolojik yaşamdan oluştuğu yönünde olduğunu söyleyen Prof. Knight, araştırmalarının ardından acı gerçeğin ortaya çıktığını belirtiyor.

Fakat bilim insanlarına göre bu durum, bir dezavantajdan ziyade avantaj oluşturuyor. Mikroskobik canlıların insan bedenini genetik olarak çok daha güçlü hale getirdiğini söyleyen bilim insanları, insan genomunun 20 bin genden oluştuğunu, vücudumuzu oluşturan mikrobiyolojik yaşamın da 20 milyon mikrobik genle bu genoma katkı sağladığını söylüyor.


Görüntünün olası içeriği: 1 kişi

7 Temmuz 2018 Cumartesi

Ruhun 3 farklı ögeleri.

Kabbala’da ruhun üç unsurlu olarak ele alındığı anlaşılmaktadır. Yahudi mistisizminin klasik bir çalışması olarak bilinen Zohar’da bu üç unsur Nephesh, Ruach ve Neshamah olarak belirtilir ve bu üç unsur şöyle açıklanır:

Nephesh (nefeş): Yaşayan ölümlü varlıktır. Açlık, nefret, sevgi, iğrenme, ağlama hislerini hisseder ve en önemlisi ölebilir (nefes almayı keser). Nephesh havayı teneffüs etmekten ibarettir. Havayı soluduklarından hayvanlar da bir nephesh’tir, fakat bitkiler havayı solumazlar. Bu, kişinin fiziksel ve psikolojik tabiatının kaynağıdır. 

Ruhun diğer iki unsuru (ruach ve neshamah) doğumla var olmazlar, zamanla oluşurlar, gelişimleri kişinin eylem ve inanışlarına bağlıdır. Bunların kişide tam olarak oluşmasının ancak ruhsal aydınlanma veya ruhsal uyanışla mümkün olduğu söylenir. Kabalistlere göre nephesh aşağı kısımdır, hayvani içgüdüleri idare eder ve sefirot sisteminde Malkut’a tekabül eder.

Ruach (ruah): Ruh ya da canın orta unsurudur. Manevi faziletleri ve iyi ile kötüyü ayırt etme kapasitesini ihtiva eder. Kimileri onu psişe ile özdeş tutar. Kabalistlere göre orta kısımdır, akıl ve mantığı idare eder, sefirot sisteminde Hesed'den Yesod'a kadar 6 Sefirota tekabül eder.

Neshamah (neşamah) Ruhun yüksek unsurudur. Bu insanın tüm diğer canlı türlerinden ayırt edilmesini sağlayan unsurdur. İnsana ölümden sonraki yaşamdan zevk almasını ve yararlanmasını sağlar. Tanrı’nın varlığının bir parça idrak edilmesine olanak sağlar. Kabalistlere göre en yüksek kısımdır, ruhun yüksek özelliklerini idare eder, sefirot sisteminde üstteki sefirot üçlemine tekabül eder.

Zohar’a göre ölüm olayından sonra nefesh parçalanıp dağılır. Ruach, arındırılmaya maruz kalacağı bir aracı kuşağa gönderilir ve “geçici cennet”e girer. Neshamah ise kaynağa, “sevgilinin öpücüğü”nün tadını çıkaracağı, Platon’un belirttiği “idealar âlemi”ne döner.

Alıntıdır

Chiah ve Yechidah diğer iki unsurdur..


.

Etkileşimi sağlayan vücudumuzdaki organ.

OKSİTOSIN👍
Oksitosin, son yılların en gözde hormonlarından biri. Yıllardır annelerin bebeklerini doğurmaları için gereken güçlü rahim kasılmalarını başlatan ve bebek memeden süt emerken sütün bebeğin ağzına fışkırmasını sağlayan bir hormon olarak biliyorduk oksitosini. Fakat özelllikle son yıllarda oksitosinin sosyal ilişkiler ve ruh durumumuzla ilgili sırları açığa çıkmaya başladıkça, bu kadim hormonun önemi gözümüzde gittikçe artmaya başladı.

Bugün oksitosin “bağlanma” hormonu olarak anılıyor; zira en basit sosyal etkileşimlerden, anne-bebek arasındaki bağlanmaya varana kadar birçok sosyal durumda bu hormonun başrolü oynadığını biliyoruz.

Özetleyecek olursak, insanların birbirlerine güvenmesi ve sosyal olarak bağ kurması gereken tüm durumlarda, beyinden salgılanan oksitosin miktarları artıyor. Bu da insanların birbirleriyle güven içinde birliktelikler kurabilmesinin hormonal alt yapısını oluşturuyor.

Oksitosin hemen her etkileşim durumunda salgılanabiliyor. Anne ile bebeğin her türlü etkileşimi, hatta annenin bebeği düşünmesi bile anne vücudunda oksitosin miktarının tavan yapması için yeterli oluyor. Fakat oksitosin sadece anneleri yahut bebekleri etkilemiyor. Günlük hayatta birileriyle birlikte yaptığımız her türlü faaliyet, bedenlerimizdeki oksitosin düzeylerini artırıyor.

Yeni bir insanla tanıştığınızda, tedbir açısından bir çekingenlik yaşamanız doğaldır. Çünkü karşınızdaki insanın sizin için nasıl bir niyeti olduğunu bilemezsiniz. Bu durumda tetikte olmak için beyninizin amigdala bölgesi aktif hale geçer ve hafif bir gerginlik hissedebilirsiniz. 

Fakat az sonra, yeni tanıştığınız kişiyle yakaladığınız ortak bir sohbet konusu, birkaç espri ve hatta içten bir tokalaşma, beyninizde oksitosin salgılanmasını artırır. Oksitosin, öncelikle beyninize gidip amigdala bölgesini susturur ve amigdalanın beyne gönderdiği “sarı alarm” sinyallerinin kesilmesini sağlar. 

Ardından beynimizin ön bölgelerinde bulunan ödül merkezlerini etkileyerek başta dopamin olmak üzere birçok olumlu kimyasalın salgılanmasını tetikler. Yani karşıdaki insanlarla samimiyet gerektiren durumlarda beyinlerimiz bu samimiyetten en fazla keyfi alacak şekilde kimyasal bir değişim geçirir.

Sadece sohbet değil, birlikte yapılan takım sporları, arkadaş buluşmaları ve hatta koro halinde şarkı söylemenin de oksitosin düzeyini çok arttırdığını biliyoruz. Günümüzde sosyal fobisi olan ve diğer insanlardan çekingenlik yaşayan kişiler için burundan sprey şeklinde kullanılabilecek oksitosin ilaçları üzerinde denemeler devam ediyor.

Oksitosin nasıl salgılanır?

Oksitosin gerçekten de pek beklenmedik durumlara cevap olarak beynimizden salgılanıp bizi sosyal olarak daha tatmin olmuş ve bağlı insanlara dönüştürebiliyor. Mesela;

İhtiyacı olan bir insana doğrudan para yardımında bulunmak: Hayır organizasyonlarında bağışlar yapmanın böyle bir etkisi gösterilmemiş; fakat ihtiyacı olan bir insana gerçekten yardım etmek… İşte o durumda oksitosin ciddi artış gösteriyor.

Bir arkadaşınıza sevgiyle sarılmak: Sarılmak, oksitosin salgılatmanın en iyi yoludur. Belki de bu yüzden, sevgiyi ifade etmenin de en etkili yollarından birisidir.

Facebook’ta bir arkadaşınızın eski bir gönderisini beğenmek: Evet, belki bunu çok fazla yapmıyorsunuz ama yeni bir gönderi yerine eskiden yüklenmiş ve artık ilgi çekmeyen bir gönderinin beğenilmesi, gönderen kişide ve sizde oksitosin salgılanmasına sebep oluyor. Nedeni ise eski ortak anıların hatırlanması. Tahmin edeceğiniz gibi bir araya gelip eski günlerde olduğu gibi hatıraları yad etmek de aynı işe yarıyor.

Komedi gösterileri izlemek: Özellikle birlikte izlenen komedi gösterileri, izleyicilerin beyninde oksitosin salgılanmasını artırıyor. Topluluk karşısına çıkmadan önce stres yaşıyorsanız, yine en sevdiğiniz komedyenin gösterilerinden 15-20 dakikalık bir bölümü izledikten sonra konuşma yapmak faydalı olabilir. Zira gülmek, oksitosin salgısını artırır ve bu da topluluk karşısından kendinize güveninizi destekleyen bir altyapı oluşturur.

Güneşli bir günde yürüyüş: Açık havada yapılan sakin yürüyüşlerin de oksitosin salgısını artırdığını biliyoruz. Eğer vaktim yok diyorsanız, Steve Jobs’un yaptığı gibi, bazı görüşmelerinizi yürürken yapmaya çalışın. Büyük fark yarattığını göreceksiniz!

Atış talimi yapmak: Evet, biraz garip bir yol; ama arkadaşlarla ateşli silah talimleri yapmanın oksitosin salgısını artırdığı gösterilmiş.

Size güvenen insanlarla bir arada olmaya çalışın: Birisine güvenmek değil ama birilerinin size güvenmesi oksitosin salgılamanıza neden oluyor. Evliliklerin uzun sürmesini sağlayan önemli unsurlardan birisi de bu karşılıklı güven olmalı. İnsanların size güvenmesini nasıl sağlayacaksınız? Tabii ki bolca iyilik yapıp, açık ve dürüst olarak…

Sakinleştirici müzikler dinlemek: Özellikle romantik ortamlarda tercih edilen ağır ritimli ve sakinleştirici müzikler tesadüf değil; zira bu tarz müzikleri dinlemenin de oksitosini artırdığı biliniyor.

Oksitosin salgılatıcı besinlere beslenmenizde yer açın: Neler oksitosin salgılatıyor? Yumurta, muz ve acı biber, oksitosin salgılatma açısından önde gelen besinler. Sıklıkla tüketmenizi öneririz.

Derin nefes egzersizleri: Tüm ruhsal ve bedensel disiplinlerin temel başlangıç noktası nefes alış-verişini kontrol etmeye dayanır. Bu da tesadüf değil, zira derin diyafram nefesleri, birkaç dakika içine beyinden oksitosin salgılanmasını artırıyor. Gün içinde bu önemli egzersize muhakkak yer açın.

Elbette tüm iyiliklerin tek nedeni oksitosin değil. Fakat bu örneklerden de gördüğümüz gibi, güzel bir yaşamın temel özellikleri, bedenimizdeki oksitosin miktarını arttırıyor. 

Oksitosinle ilgili son notumuz, bedenimizin salgıladığı en önemli antienflamatuvar, yani “iltihap engelleyici” maddelerden biri olması. Bu da birçok kronik hastalığa neden olan inflamasyonun, oksitosinin fazla salgılandığı durumlarda engellenebiliyor olması anlamına geliyor. Aşkla dolu, büyük aileler içinde ve mutlu yaşayan kişilerin daha uzun ömürlü olmasını da günümüzde oksitosinin bu etkisine bağlayan çok araştırmacı var.

Dediğimiz gibi, insan çok karmaşık, içindeki sistemler de öyle. Fakat sadece bir tanesine yakından bakmak bile nasıl yaşamamız gerektiğiyle ilgili çok şey fısıldıyor bize…

Kaynakça:
Prof.Dr. Sinan Canan
Melek Öztürk

Seslerin rengi olduğu gibi kokusu da var.Ve bu DNA'mızı da etkiliyor.

Ses dalgalarını sırrını çözersen kainatta var olan bütün sırlar açılır.Her uzvumuzun frekansı ayrıdır..Buna bir örnek çalışmada Fizikçi Bill Tiller’ın laboratuvar ortamında yaptığı deneylerde, odaklanan niyetin, sudaki pH seviyesini yükseltip azaltabildiği, larvaların büyümesini %30 arttırabildiği, bakterilerin öldürülme hızını %30 arttırabildiği ölçülmüştür.

Bunun gibi daha birçok araştırmacının yaptığı farklı deneylerle, aklın ve bilincin madde üzerindeki etkileri bilimsel olarak, kayıtlara geçmekte.

İnsan bilinci, doğal bir skalar dalga (boyuna dalga, longitudinal wave) jeneratörüdür. Skalar dalgalar, genelde bilinen enine dalgalardan farklıdır. Günümüz fizikçileri (Gregg Braden, Dan Winter…) bu dalgaların yapısını ve işlevini araştırıp paylaşmaktalar.

Skalar dalgaların önemli bir özelliği ışık hızından da hızlı hareket etmeleri ve biyolojik gelişimi desteklemeleridir. Bilimin halen bu doğrultuda araştırıp geliştireceği büyük bir okyanus dolusu alan bulunmaktadır.

Nikolai Kozyrev’e göre güneşimiz de skalar enerji üretmektedir. Thomas Hieronymus’un araştırmaları, fotosentez işlevinin ana bileşeninin skalar enerji olduğunu ispat etmiştir. Bu teorisini, bitkileri tamamen ışıktan yalıtılmış karanlık bir odada, sadece skalar enerjiye maruz bırakarak ispat etmiştir. Alman fizikçi Fritz Albert Popp, 1970’lerde, bitkilerin biofoton formunda enerji biriktirdiklerini belgelemiştir. Araştırmalara göre gıda kaynaklı yiyeceklerin ya da desteklerin içeriğinde biofotonlar bulunurken, sentetik vitaminlerde biofoton bulunmamaktadır.

Fraktal alanlar, uygun koşullarda, enerji baskısını enerji ivmelenmesine çevirip, yapıcı dalga etkileşimi aracılığı ile enine dalgaları skalar dalgalara çevirebilmekteler. DNA, bu duruma en güzel örneklerden biridir!

Dan Winter’a göre, DNA’nın dinamik yapısı ve bu yapının altındaki ölçülebilen altın oran, DNA alanını elktriksel olarak merkezcil (centripetal) kuvvete dönüştürmekte ve bu orandan dolayı oluşan mükemmel merkezcil baskı alanı, DNA’nın piezoelektriksel doğasını oluşturmaktadır. Yani, mükemmel baskı/basınç alanı, DNA’nın elektrik alanını ya da potansiyelini arttırmaktadır. DNA, bir radyo istasyonu dönüştürücüsü gibi uzun dalgaları mükemmel baskı alanıyla kısa dalgalara dönüştürmektedir. Bu da DNA’nın doğal bir skalar dalga (scalar, longitudinal, compressional) üreticisi olduğunu göstermektedir.

İnsan niyeti de aynı güce sahiptir. Bu sebepten dolayı odaklandığımız konulara dikkat etmemiz gerekir. Global komplo ağı, tüm medyayı nefret ve korku pompalamak üzerine dizayn etmiştir. Nefret ve korku frekansları insan sağlığı açısından olumsuz olmakla beraber, yukarıda okuduğumuz zihnin madde üzerindeki etkisi misali, bu frekanslar da tecrübe ettiğimiz çevre üzerinde negatif etki yapmaktadır. Bu durumu bilerek medyaya kontrollü ve uyanık bir şekilde yaklaşmamızı öneriyorum.

Enerji her zaman gidebileceği en mükemmel baskı alanını takip eder. Kendi enerjimiz de odaklandığımız konulara gitmektedir. Çünkü odaklandığımız alanlarda baskı alanı oluşturmuş oluruz. Uygun baskı alanları da mükemmel enerji dağılımını tetikledikleri için nereye odaklanırsak o alanı canlandırırız.

Bu durumun bilinci ile düşüncelerimizi ve her an içinde bulunduğumuz hissiyatın kalitesini (pozitif/negatif) gözlemlemenin ve her gün kendimiz için kısa da olsa vakit ayırmanın, meditasyon yapmanın zihin, ruh ve beden sağlığımız için şaşırtıcı derecede yararlı olduğu kanısındayım.