2 Ekim 2018 Salı
Zen hikayesi..
Aşkta Bir'lenmek..
AŞIK OLMAK
Aşık olduğumuzda yaratım sürecine gireriz.İçimizdeki o muazzam tohum harekete geçmiştir artık.Nereye konsa orda açar o kuraklığı yıkmıştır.Susuzluk bitmiştir.Dünyanın uyum halini,zerafetini, güzelliğini farkettiğimizde hepimiz ona derin bir hayranlık hissi yaşayabiliriz.Kiraz dalının sapında, bir salyangoz ya da yarasanın kanadında tüm Dünya’da ustaca bir yaratım vardır.Bilimsel anlamda olan her ilerleme bizim dünyaya olan hayranlığımızı ve sevgimizi derinleştirir.Bağlantıyı hissederiz.Aşkın anlamı: Bir olmak ‘tır.
GERÇEK MUTLULUK AŞKTAN YAPILMIŞTIR
Çoğumuz güce, statüye veya paraya sahip olduğumuzda mutlu olacağımızı düşünürüz.Mevcut olan mutluluk yerine paraya veya statüye sahip olmaya çalışırken kendimizi sürekli meşgul ederiz.Aynı zamanda ihtiyacımız olmayan şeyleri satın alarak ve bunları tüketerek gezegenimizi ağır bir yük altına sokarız.Oysa yaptığımız bu tür aktiviteler bedenlerimizi kirleten zehirdir. Bunun yanı sıra bu kadar tüketim fiziksel olarak çevremizin de kirlenmesine yol açar. Bütün bunlar sürdürülebilir bir şekilde olduğunda bizi gerçekten mutlu edecektir. Mutlu olmanın yolu burada ve şimdidedir. Mutlu olmak için çok tüketmemize gerek yok. Aslında basit yaşayabiliriz. Farkındalıkla her an mutlu bir an’a dönüşebilir. Bir nefesin tadını çıkarmak, parlak mavi bir gökyüzüne bakmak, bir anı yaşamak bizi mutlu edebilir.Her birimiz sevdiğimiz şeylerle bu ana geri gelmemiz gerekiyor. Güç, para, statü bizi mutlu etmez. Ancak sevgiyle yaşamak ve birbirimizi kalpten anlamak bizi mutlu kılar.
ELİNİZDEKİ EKMEK EVRENİN BİR PARÇASIDIR.
Tüketirken şefkatle tüketmemiz gerekiyor. Ancak biz hala çok şiddetli bir şekilde tüketiyoruz.Dünyada milyonlarca yeşil alan sığır eti için kesiliyor. Likör yapmak için tahıl yetiştiriyoruz. Eğer ki tükettiğimiz et veya likör oranını azaltırsak dünyaya daha şefkatli yaklaşmış oluruz. Şefkatle yemeğimizi yersek dünyayı tekrardan yükseltmeye daha yaşanılır bir hale getirmeye başlarız.
HİÇBİR ŞEY KARDEŞLİKTEN ÖNEMLİ DEĞİLDİR.
Gerçekleşmesi gereken devrim-dönüşüm öncelikle içimizde başlar. İhtiyacımız olan şey uyanmak ve dünyaya aşk duymaktır. Bizler uzun zaman önce yaratılmış insan oğluyuz ancak şimdi duyarlı bir insan oğlu olma zamanı geldi.
Bizim sevgi ve şefkatimiz dünyayı dönüştürmek ,sınırları -ayrımları,ayrımcılığı ortadan kaldırmak için yeterli güce sahiptir. Bireycilik ve rekabet yüzyıllardır yıkım ve yabancılaşma getirdi. Bizim gerçek bir iletişime gerçekten topluluk olmaya ve tekrardan dünyayla adeta bir anne -çocuk ilişkisi gibi bir olmaya ihtiyacımız var. Bizim gezegenimizi korumak için teknolojiden daha fazlasına ihtiyacımız var. Bizim işbirliğine ve tekrardan yapılanmaya ihityacımız var.
1 Ekim 2018 Pazartesi
Tek başına..
"Okumayı bilmezseniz, yürümeyi bilmezseniz, bir yaprağın güzelliğini takdir edemezseniz, yaşamıyorsunuz demektir.
Yaşamın bütününü anlamanız gerek, sadece küçük bir parçasını değil.
İşte bu yüzden okumak zorundasınız, işte bu yüzden gökyüzüne bakmak zorundasınız, bu yüzden şarkı söylemek, dans etmek, şiirler yazmak, acı çekmek ve anlamak zorundasınız; çünkü tüm bunlar hayattır…"
Bilgi; anlayış ile kıyaslanmamalıdır. Bilgi; bilgelik değildir. Bilgelik; pazarlanabilecek ya da bir ücret karşılığinda alınıp satılabilecek bir öğreti ya da disiplin değildir. Bilgelik; kitaplarda bulunmaz, biriktirilemez, ezberlenemez ya da zihinde saklanamaz.
Bilgelik; benlikten vazgeçiştir...Ve çocuklar gibi saf olmaktır.
Ben, toplum ve baskı..
Toplum sürekli bizi etki altında tutmakta, düşüncelerimizi biçimlendirmektedir. Toplumsal modeli fark edip onun boyunduruğundan kendinizi kurtarmadıkça, kendinizi özgür sansanız da, gene de cezaevinde bir tutuklusunuz. Zihninizi yönetmeye, düşüncelerinizi düzeltmeye çalışın. "Bu doğru, bu yanlış" diye yargılara varmayın. Yanlızca bir sinema filmine bakar gibi, kafanızdan geçenleri izleyin.
Zihniniz insanlığın ta kendisidir. Ve siz bunu anladığınız zaman yüreğiniz sevgiyle karışık bir acıma duygusu ile dolacak ve bu anlayıştan büyük bir aşk doğacaktır, işte o zaman güzel şeyler gördüğnüzde, güzelliğin ne olduğunu anlayacaksınız.''
Kaygısızlıktan gelen güven;
"Bunu ben yaptım", "Benim idealim çok önemli", "Bizim grubumuz kazandı" gibi düşünceler insanı gururlandırır, işte bu "ben" ya da "benim" duygusu, toplumsal cezaevinin içinde ortaya çıkan güven duygusuna eşlik eder. Ancak bu tarzda ortaya çıkan kendine güven duygusu, kendi iç enerjimizden beslenemediği için, her an yıkılmaya ve bozulmaya mahkumdur. Üyesi olduğumuz toplumun özel cezaevinin duvarlarını yıkabilirseniz, o zaman içinizi kibirlilikten kaynaklanmayan bir güven duygusunun doldurduğunu göreceksiniz. İşte bu kaygısızlıktan gelen güven duygusudur.
Tanrı'yı da, gerçeği de, cezaevinin içinde bulamazsınız. Ancak hapiste olduğunuzu anlayarak ve cezaevinin duvarlarını yıkarak bu anlayışı başlatabilirsiniz, işte o anda özgürlüğe doğru atacağınız her adım yeni bir kültür, yeni bir dünya yaratacaktır.
Hapiste olduğunu fark etmeyen biri, hapisten çıkma arzusunu da içinde hissedemez.
Özgürlük;
Özgürlük, canı ne isterse onu yapıp, dilediği yere gitmek, dilediğini düşünmek midir? Bunları zaten yapıyorsunuz. Bağımsızlık özgür olmak için yeterli midir? Dünyada pek çok bağımsız insan var ama gerçekten özgür olanlar çok az..
Bir şey olmak istediğimiz andan başlayarak özgürlüğümüzü yitiriyoruz. Özgürlük, olduğunuzdan başka bir kimse olmaya çalışarak değil, yapmayı istediğiniz her şeyi yaparak değil, geleneğin gösterdiği yolda giderek değil, ana - babanızın, öğretmeninizin söylediklerini yaparak değil; ancak, bir andan ötekine ne olduğunuzu izleyip anlayarak sağlanabilir.
Görüyorsunuz ya, böyle bir amaç için eğitilmediniz; eğitiminiz sizi şöyle ya da böyle, şu ya da bu yolda önemli bir kimse olmaya heveslendirip kışkırtıyor. Siz önemli bir kimse ya da saygın bir örneğe benzemeye çalıştıkça özgür olamazsınız.
İçinize kulak verin;
Hiç şöyle dikkatinizi belirli bir konu üzerinde yoğunlaştırmadan, hiç bir şey üzerinde düşünmeden, gerçekten duru bir zihinle sakin sakin oturduğunuz oldu mu? O zaman her şeyi işitirsiniz, zihniniz dar bir kanal içine kapatılmamış olur: Bu biçimde dinlerseniz içinizde olağanüstü bir değişim gerçekleşir. Size derinlik ve içgörü kazandırır. Göreceksiniz ki, sizi öylesine etkileyen sözlerin ötesine geçiryorsunuz, sözlerin sözel anlamını aşıyorsunuz.
Gerçek yaşam;
Önyargıların, korku ve kör inançların, umutların çelmelemediği, berrak düşünmeye yetenekli bir zihine sahip olmayı gerektiriyor. Sakin sakin, sırtınızı dik tutarak oturun ve şöyle zihniniden geçenleri izleyin, onları denetlemeye çalışmayın. Zihninizin bir düşünceden ötekine, bir konudan bir başkasına atladığını izleyin. Ve zihniniz kendiliğinden sakinleşince, gönlünüzün şen olmasının nasıl bir şey olduğunu keşfedeceksiniz.
Eğer şu ya da bu tür inançlara sıkı sıkı sarılır, her şeye belirli önyargıların ya da geleneğin açısından bakarsanız, gerçekle hiç bir bağlantı kuramazsınız. Keskin bir dikkatle, açık gözlerle ama hemen yargılamadan, hemen sonuçlara varmadan gözlemlemeyi sürdürürseniz, düşüncelerinizin şaşılacak derecede keskinleştiğini göreceksiniz.
Ön yargılarınızın her şeyi olduğu gibi görmenize engel olmasına izin vermeyin. Yanlızca ağaçları, kuşları, sokakta yürüyen, çalışan, gülümseyen insanları gözlemlemekle, sizde, sizin içinizde büyük bir değişiklik olacaktır.
Sebebi her ne olursa olsun, hayattaki zorlukların ve hayattaki çok çeşitli sıkıntıların moralinizi bozmasına lütfen müsaade etmeyin...
İçinizdeki güce inanın...
Unutmayın ki yalnız değilsiniz ve hiçbir zaman da olmadınız..
O içinizdeki sihirli güç sizi her türlü sıkıntının üzerine çıkaracaktır.
Tasavvuf ve çakralar..
Hermes’in evren modelinde merkezde dünya ve onun etrafında yedi kat gökyüzü vardır. İslam kültüründe bu kürelere Felekler denir. Her kürede dolanan bir gök cismi bulunur. Bunlar sırasıyla: Ay (düşünce), Merkür (soyluluk), Venüs (aşk), Güneş (güzellik), Mars (adalet), Jüpiter (bilim) ve Satürn (aydınlanan bilinç) adlarıyla bilinen gök cisimleri olup, sadece kozmik yapıyla değil, insan yapısıyla da ilişkiliydiler. Altta görülen Hermes’in evren modeli hem Mısır Astrolojisine hem de kadim Yunan Mitolojisine kaynak oluşturmuş, Batlamyus (Ptoleme) sayesinde M.S. 16. yüzyıla kadar varlığını sürdürmüştür.
Bu evren modelinde 7 kat gökyüzünden sonra burçlar ile Küçükayı, Büyükayı takımyıldızları ve kutup yıldızı bulunuyor. En dış küre ise tanrıların ve bütün seçilmişlerin bölgesi olan Gökyüzü İmparatorluğunu barındırıyor. Aynı benzerlik insan yapısına da yansıtılmıştır. Kadim Hint inancına göre insanda 7 adet Çakra bulunmakta ve bunlar enerji çarkları olarak dönmektedirler.



