20 Kasım 2018 Salı

Mısır da doğum..

Mısır’da Hamile Bir Kadına Ait 3 Bin 700 Yıllık Mezar Bulundu

Mısır’da arkeologlar, karnındaki fetüs ile gömülmüş hamile bir kadına ait 3 bin 700 yıllık mezar buldu.

National Geographic’de yer alan habere göre, Mısır Tarihi Eserler Bakanlığı, geçen hafta, Asvan kenti yakınlarında İtalyan — Amerikan ortaklığında yapılan bir kazıda, hamile olarak gömülmüş bir kadın iskeleti ve pelvis bölgesinde baş aşağı pozisyonda duran fetüsün kalıntılarına ulaşıldığını duyurdu.

​Bakanlık, yapılan incelemelerde doğum sürecine girdiği anlaşılan ve 25 yaşında olduğu sanılan bir kadına ait iskeletin M.Ö. 1750 — 1550 yılları arasından kalma olduğunu açıkladı.

Araştırmacılar, fetüsün baş aşağı pozisyonda duruyor olmasının anne ve bebeğinin doğum sırasında ölmüş olabileceğine işaret ettiğini ve bulunan kalıntıların, antik dönemlerde gebelikte anne ölümleriyle ilgili ipuçlarını ortaya koyduğunu belirtti.Florida Üniversitesi’nden Profesör Sandra Wheeler, basına yaptığı açıklamada, o dönemden itibaren hala bir kadının içinde olan fetüsün keşfinin son derece nadir bir durum olduğunu dile getirdi.

Söz konusu keşfin, günümüzde olduğu gibi çok eski zamanlarda da gebelikte anne ölümlerinin görüldüğüne ilişkin bir bulgu olabileceğine işaret eden Wheeler, yumuşak dokuların varlığı olmadan iskeleti bulunan kadının ölüm nedenini kesin olarak belirlemenin imkansız olduğunu ifade etti.

Wheeler, annenin pelvis iskeletini oluşturan kemiklerde eğrilik olduğuna, bunun da kadının kritik gelişim yıllarında travma yaşadığının veya yetersiz beslendiğinin belirtisi olabileceğine dikkati çekerek, “Bu tür ipuçları, bize kadınların hayatlarını ve çocukluklarını anlatır” dedi.

Bazı araştırmacılar da kadının pelvisindeki kaymanın nedeninin geçirdiği bir kazaya ya da yaşamındaki sağlık sorunlarına bağlı olabileceği değerlendirmesinde bulundu.


Biraz tebessüm..


18 Kasım 2018 Pazar

Zehirlenmek.

Başkasının zhinsel kontrolüne girmek ,beynimize format attırıp zehirlenmek istediğimizin göstergesi.Format gerekli ama bu kendi düşünce ve yapınla ilgili.Zehirli düşğncelere format mutlaka gerekli ama bunuda yine senin kendi çabanla içsel bir şekilde tamamlaman gerekli..Bilgisayarın hard diskinde içerisinde birçok dosya vardır. Dosyanın içerisinde dosyalar vardır. Ama bilgisayara baktığımız zaman seçimini yaptığımız dosyanın o bölümünü görürüz. Yaşamda aynen böyledir.  Alemin içinde alemler vardır. Biz bilincimizle seçimini yaptığımız alemi (dosya) algılayarak varlığımızı sürdürürüz.

Dünyamızda da çeşit, çeşit yapıya sahip insanlar vardır. Her insan beyin programları gereği birbirinden farklıdır. Anlamıyor. Gerçeği göremiyor. Böyle bir şeyi nasıl yapar diye kızdığımız bu insanların beyni aynı bir bilgisayar gibidir. Hard diskinde bilgi olanlar, hard diski boş olanlar, hard diski virüslü olanlar vardır. 

Hard diski yetersiz olan veya virüslü olan bir bilgisayara kızmak, bağırıp çağırmak ne kadar anlamsızsa, anlatılanı anlamayan, yanlış değerlendirip, yanlış işler yapan bu insanlara da kızmak o kadar anlamsızdır. Onlara kızmak sadece bunun bilincinde olmayan insanın kendisine zarara verir. Onu yıpratır. Hasta eder. 

Bu kadar zeki, bu kadar tahsilli, aydın olup da bu kadar net olan gerçekleri nasıl göremez. Böyle bir şeyi nasıl yapar diye kızdığımız kendisine ve çevresine zarar veren bu insanlara ne kadar anlatırsanız anlatın bir türlü gerçekleri kabul ettiremezsiniz. Çünkü işletim sistemlerine virüs bulaşarak kontrolleri ele geçirilmiş bu kimseler yaptıklarının farkında değildirler.

İşin kötü tarafı maalesef işletim sistemlerine virüs bulaşmış bu kimseler toplumdaki imajları nedeni ile korunma kalkanı oluşturmamış "antivirüs" programına sahip olmayan kimselere de sahip oldukları virüsü bulaştırarak hızla çoğalmaktadırlar. Bu durum, çağımızın vebası, virüslü beyinleri oluşturmaktadır. 

Üst beyinleri ele geçirilmiş, bu kimseler her şeye duygusal yaklaşıp, çok kolay kandırılıp, kullanılabilen robot kitleleri oluştururlar. Bu gaflet içerisindeki insanlardan oluşmuş büyük çoğunluğa sahip kitleler, içlerine yerleştirilen az sayıdaki ihanet unsurlarınca kolaylıkla kontrol edilip, yönlendirilerek, kendi değerlerinin aksi yönünde kullanılırlar. Bu suretle, farkında olmadan kendi kendilerini köleleştirirler.

Bu yüzden kullandığımız sistemi iyi tanımamız ve seçimlerimizi bilinçli yapmamız lazımdır. Çünkü bilmediğimiz bir şeyi sağlıklı kullanıp, koruyamayız. Sistem içerisinde işletim sistemini ele geçirmeye yönelik kurgulanmış tuzaklar “virüsler”(yalan haberler, şüpheler, kompleksler, korkular, vb.) vardır. 

Çeşitli yayın kanalları yolu ile bilinçli bir şekilde kurgulanmış haber, dizi ve film ve oyunlar içerisine yerleştirilmiş "virüsler" toplumsal beyinleri hedef alan çağımızın en önemli silahları durumunda bulunmaktadır.  

Bunun son örneğide, doksanlı yılların popüler çocuk oyunu pokemondur. Günümüz gençliğinin sosyalleşme oyunu “Pokemon Go” olarak geri döndü. Daha doğrusu 20 - 25 sene öncesinin çocukları, bugünün ise yetişkin gençlerinin çocukluk döneminde beyinlerine kodlanan pokemon isimli virüs zamanı geldi ve bilinçaltındaki uykusundan uyandırıldı.

Sorgulaması, düşünmesi, okuması, öğrenip, muhakeme etmesi gereken en verimli çağındaki gençlik pokemon yakalama peşine düştü. Sokaklar elinde telefon, zihni pokemon yakalama amacı ile koyun gibi nereye çekerlerse oraya yönelip, oraya giden, nereye, nasıl gittiğinin farkında olmayan pokemon avcılarıyla doldu. 

Sokaklarda herkes aynı hareketi yapıyor, insanlar robotlaşmış gibi. Bedava dahil olunduğu zannedilen bu sisteme girmek ile acaba karşılığında farkında olmadan insanlardan ne alındığının, kime, hangi sisteme, farkında olmadan ne gönderildiğinin farkında mıyız?.. Ataların dediği gibi “Bedava peynir, sadece fare kapanında olandır.”  

Virüslü bu dosyaları açmamak lazımdır. Bu dosyaları açtığınız anda virüs fark ettirmeden kişiyi istediği şekilde yönlendirmekte, kontrolü ele geçirmekte, zaman içerisinde kişide düşünen, karar veren “irade” o olmaktadır. Onun için korunmak, sağlam dosyaları açmak, sağlam yoldan gitmek gerekir.

İçerisinde bulunduğumuz bilişim çağının oluşturduğu farkındalığı değerlendirip, düşünce kalıplarını yenileyebilen insan için içerisinde bulunduğu sistemi anlayıp, bilerek kullanmak sureti ile daha iyi bir yaşam oluşturma şansı bulunmaktadır.

Kanatın varoluşunu öğreneceğiz..

Einstein 100 yıl önce yazmıştı, yerçekimsel dalgaların varlığı kanıtlandı..

Bilim dünyasının merakla beklediği açıklama yapıldı: Einstein’ın 100 yıl önce ortaya attığı, uzayı ve zamanı büken yerçekimsel dalgaların varlığı kanıtlandı. Son 50 yılın en büyük keşiflerinden biri olarak nitelenen bu olay, bir bilim insanının deyişiyle “kainata yeni bir pencere açıyor.”

ABD’deki California Teknoloji Enstitüsü, Massachusetts Teknoloji Enstitüsü (MIT) ve LIGO Bilimsel İşbirliği Kurumu’na bağlı bilim insanları, bugün Massachusetts eyaletindeki Washington kentinde bir basın toplantısı düzenledi.


İşte 6 soruda insanoğlunun uzaya bakışını değiştirecek bu büyük keşif:

1) Albert Einstein’ın teorisi neydi? Neden önemli?

Einstein’ın çığır açan genel görelilik teorisine göre yerçekimi, maddenin varlığı nedeniyle uzay ve zamanın bükülmesi anlamına geliyor. Einstein 1916’da bu teorinin bir uzantısı olarak, yerçekimsel dalgaların varlığını savunmuştu. Ancak bugüne kadar bu dalgaların varlığına dair doğrudan bir kanıt bulunamamıştı.

2) ABD’deki bilim insanları neyi araştırdı?

ABD hükümetinin bağımsız bir kurumu olan Ulusal Bilim Vakfı, LIGO projesini başlattı. ABD’nin Louisiana ve Washington eyaletlerine iki dev lazer dedektörü kuruldu. Bilim insanları bu aygıtlarla Dünya’ya 1.3 milyar ışık yılı uzaklıktaki iki kara deliği mercek altına aldı.

3) Gözlemler sonucunda ne bulundu?

Son derece yoğun nesneler olan, Güneş’in yaklaşık 30 katı büyüklüğündeki bu karadelikler, birbiri etrafında dönüp çarpışmıştı. Bu çarpışmanın bir sonucu olan yerçekimsel dalgalar, ABD’deki dedektörler tarafından ilk kez 14 Eylül’de saptandı. Son aylarda süren ek çalışmaların ardından bugün bu keşif ilk kez dünyaya duyuruldu.

4) Bu dalgalar neden 100 yıl önce tespit edilemedi?

Yerçekimsel dalgaları tespit etmek için bir protondan 10 bin kat küçük bir hassasiyete sahip 4 kilometrelik lazer ışınları gerekliydi. LIGO projesiyle bu aygıta ilk kez sahip olundu. Bu dalgalar geçmişteki teleskoplarla “görülemezdi.”

5) Yerçekimsel dalga nasıl bir şey?

Yerçekimi, ışık gibi dalgalar halinde ilerliyor, ama ışığın aksine radyasyon yaymak yerine, uzayın kendisinde dalgalanmalar yaratıyor. LIGO lazer dedektörleri, ışık hızında ilerleyen bu dalgaların ses sinyaline dönüştürülüp kaydedilmesine imkan sağladı. Reuters’a konuşan MIT bilimadamı Matthew Evans, “Karadelikten yayılan ve Dünya’ya gelen sinyalleri hoparlöre bağladık. 'Vuup' sesini duyduk” diyor.

6) Peki bu keşif ne işimize yarayacak?

Belki yarın televizyon veya cep telefonu gibi hayatımızı kolaylaştıracak bir icada dönüşmese de bu keşif bilimde tam bir çığır. Çünkü kainatla ilgili tüm bilgilerimiz, radyo dalgaları, ışık, X ışınları, gamma ışınları ve kızılötesi ışınlar gibi elektromanyetik dalgalardan oluşuyor. Bu dalgaların hepsi evrende ilerlerken kesintiye uğrayabildiğinden, 'uzayın hikayesini' bugüne kadar hep parça parça, eksik halde öğrenebiliyorduk.

Birbirinin yörüngesinde dönen iki karadeliğin yaydığı yerçekimsel dalgaların temsili görüntüsü

KAİNATIN TÜM HİKAYESİNİ ÖĞRENECEĞİZ

Yerçekimsel dalgaların saptanması sayesinde artık astronominin elinde yeni ve çok önemli bir araç var. Bu sayede “kainatın hikayesini” yakında bir bütün olarak öğrenebiliriz. Kainatın ilk dönemine ait hiç bilmediğimiz verilere ulaşabilir, esrarını koruyan karadelikleri ve nötron yıldızlarını daha iyi anlayabiliriz. Penn Üniversitesi’nden Abhay Ashtekar’a göre “Bu gerçekten, gerçekten heyecan verici bir olay. Kainata yeni bir pencere açılıyor”.