18 Şubat 2018 Pazar

Zaman ve kum saati.

Omega Noktası
Evren big bangden beri büyük bir hızla genişlemektedir. Bu genişleme galaksileri birbirinden ayırmakta, hareketi oluşturmakta, zamanı oluşturmaktadır… Nitekim bu genişleme hızının son zamanlarda yapılan çalışmalarda yavaşladığı söyleniyor. Genişlemeye devam ediyor ama artık genişleme hızı yavaşlıyor. Bu bulgu gerçekse sonuçları ne olur?
Omega noktası teorisine göre zamanı ya da zaman algısını yaratan bu genişleme / ileri gidiş / hareket git gide yavaşladığında zaman da yavaşlayacaktır. Hatta giderek bir gün öyle bir noktaya gelecektir ki zaman durup geri dönmeye başlayacaktır. Omega point aslında her şeyin başlangıcına geri dönüşü ifade eder. Yani öze / kaynağa / tanrıya geri dönüş. Sadece biz de değil, bizim tüm varyasyonlarımız, olasılıklarımız, olası paralel evrenlerimizdeki herkes ve her şey.
Bu teori yarı bilimsel yarı felsefik bir teoridir çünkü deney ve gözlemle kanıtlanamaz ama bilimsel yönü şuradan gelir; zaman bilindiği üzere 4. boyuttur ve madde ile iç içedir. Einstein zamanı bir ağ gibi tasfir etmişti ve yeni bulgularla bu kanıtlanmıştır. Tüm madde zaman ağlarının içerisinde ve tüm zaman da bu maddeyi barındırıyor içerisinde. Ama maddeler, gezegenler birer balık gibi bu ağı bozuyor. Çekim kuvvetleri zaman ağına zarar veriyor, eğip büküyor. Tüm madde bu ağın içerisinde ilerlerken ağı da kendisiyle birlikte sürüklememesi düşünülemez. Zaman da bu genişleme çılgınlığından nasibini alacaktır. Hatta belki de tüm zaman algısına bu genişlemenin yarattığı zaman dokusundaki bozulma neden oluyordur. Haliyle madde genişlemeyi durdurup içe doğru büzülmeye başladığında zamanın yönü de değişecektir.
Unutulmamalıdır ki kum saati 4 parçadan oluşur. Üst kısım, kumların daralıp geçtiği orta kısım, alt kısım ve kumlar. Üst kısım geçmişken, kum saati ters çevrildiğinde gelecek olur. Bizler o ortadaki boğumdayız, şimdiki zamanda… Peki ya kum? O kumu anlayabilir miyiz? O kum olabilir miyiz?

17 Şubat 2018 Cumartesi

Yaşamın kendisi hiyerarşi üzerine kurulmuştur..


EVRENSEL HİYERARŞİLER VE ASTROLOJİ GERÇEĞİ :
Astrolojinin büyük gücünün ve rolünün anlaşılmasını çok önemli görüyorum. Çünki, eğer varoluş- insan - hayat ve kader gibi temel meselelerde, kafalarda çözülmemiş ne kadar husus varsa bunların aydınlanmasında çok önemli katkı sağlayabileceğini düşünüyorum. Gerçekten de astrolojinin enstrümanları, güçleri olan büyük kozmik tesirler yani burç dediğimiz takımyıldızları, Güneş ve gezegenler, hem insanın tüm fiziksel ve psikolojik yapısını oluşturuyor, hem de insanın hayatının akışını, olayları, onların zamanlarını tayin ediyor etkiliyor ve hatta bazen sonuçları dahil belirliyor. Hep altını çizdiğim şeyi tekrar edeyim, Yüce Yaradan kainatı, Dünyayı ve bizlerin hayatını elleriyle yönetmediğine göre, bu büyük kozmik kesirler varoluş - hayat - canlılık gibi etkileri yanında bu fonksiyonları da görüyorlar. Büyük ruhsal organizasyonlar, mekanizmalar kainat içersinde hiyerarşik yapılar olarak, boyutlar şeklinde sıralanarak bütün kainatın ve bizim hayatımızın işleyişini sevk ve idare ediyorlar. Burada temel prensip, bir üst boyut, daha yüksek frekanslı tesirlerleriyle bir alt boyutun işleyişine etki ediyor, sevk ve idaresinigerçekleştiriyor. Dünyamızın bir alt alem olarak algılandığı evrensel hiyerarşik yapı içerisinde, burç dediğimiz takımyıldızlar bir üst boyutlu bir alemin çok kuvvetli tesirleri olarak, Güneş Sistemi ve Dünya gezegenini, canlılarıyla birlikte etkileyerek, onların sevj ve idaresini sağlamaktadır. Aşağıdaki şemada hiyerarşik yapılanmaları basit bir şekilde görebilirsiniz. Tabii ki burada enerji ve canlılık arasındaki mesele, henüz bilimin de tam olarak çözemediği ama, özellikle kuantum fiziği ile bir aydınlanma şansı olan en temel mesele olmaktadır. Asıl konumuza dönersek, kozmik enerji ve insan arasındaki ilişki üzerinden insanı hayatı ve kaderi kavramak, ancak bu, hiyerarşik evren modeli ile mümkündür. Yani, tabi olan ve tabi olunan ilişkisi temel tanrısal - evrensel ilkedir..

Yaratıcı kimsenin acı çemesini istemez.Acıyı kendimiz düşünceden maddeye çekiyoruz.Soluduğumuz hava veya içtiğimiz su acıysa bu bizden düşünce ve eylemlerimizden kaynaklanıyor.Düşünce bütün DNA'larımızı etkiliyor:korku gibi..


Acı çekmeni isteyen ve seni cezalandırmak isteyen bir Tanrı yok. Sen sevgisin, saf sevgi ve dinginlik tıpkı Tanrı gibi. Dışarda bir şey yok, dışarısı senin yansıman. Korkmak ve cezalandırılmak istiyorsan, cezalandırılıcaksın. 
Korku nedir?
“gerçek bir tehlikenin ya da bir tehlike olasılığının, düşüncesinin uyandırdığı kaygı duygusu.”

Korku hayvani bir güdüdür ve genetik olarak geçmiş yaşamlarımızdan getiririz. Hayvani safhamızda bizi fiziksel tehtitlere karşı koruyan korku tekamülümüz ile evrimleşmiş ve duygu kökenli bir güdü olan ‘ego’ adını alarak bizimle bugünlere gelmiştir. Ego bir koruma mekanizmasıdır. Korku, ego yoluyla bizleri dış tehlikelere karşı korumak için var. Hayvani safhada da insani safhada da korku/egonun ana tepkisi hep aynı olmuştur; “savaş yada kaç.” Hayvani formda kendini gerçekleştiren korku ruhi melekeler az olduğu için “savaş yada kaç” olarak tezahür ederken, ruhi melekelerin gelişmiş olduğu insani formda ‘kaç’ olarak tezahür etmiştir. Fakat insan ‘savaş’ tepkisini yine ruhi melekeler ile harmanlayarak bu güdüyü kitlelere mal etmiştir. Hangi şekilde tezahür ederse etsin kök aynıdır. 
Modern ve sıkı güvenlikli hayata geçen insan organizması kaçmış olduğu fiziksel tehtitlerden arındığında, güdüsel olarak kendine soyut bir korku alanı yaratmayı seçmiştir. Ve nihayetinde bugün ki korkuyor olduğumuz tüm soyut gerçeklik ve endişeli/kendini sınırlayan insan prototipi ortaya çıkmıştır. Bu inşaa edilmiş soyut korku imparatorluğunu oluşturan ana unsurlar nelerdir?

* Cezalandırıcı Yaratıcı fikri.
* Estetik olmayan şekilde tasvir edilmiş kötü diğer boyut varlıkları. 
* Cennet-Cehennem/ödül-ceza sistemi
* Dinlerin yanlış yorumlanması
* Kasti olarak toplumlara uygulanan manipülasyonlar
* Rivayet kültürü
* Popüler kültür. 

Şuan korkuyor olduğumuz herşey ama herşey bu yedi ana madde ve bu maddelerin alt başlıklarından ibarettir. Şu nuansa dikkat ederseniz ki bu maddelere baktığımızda bu unsurların insan aklının bir ürünü ve insanlar tarafından içleri doldurulmuş birer uydurmadan başka bir şey olmadığını farkedebilirsiniz. İnsanlar korkmak istiyor çünkü ‘savaş’ güdüsü onları buna itiyor ve kendine sunî tehtitler yaratıp, sunî bir yapay savaş yaratıyor. İnsanın yarattığı bu korku simülasyonunu bazı insanlar farketti ve bunları artık popüler kültüre, dine, milli kültüre enjekte ederek sana tekrar ve tekrar servis etmeye devam ettiler. Çünkü gerçek olmayan herşeyi bir miladı vardır ve negatif olan kendi kendini yoketmeye mahkumdur. İşte bu yüzden korkmanı istiyorlar, potansiyeline doğmanı istemiyorlar, özgürleşmeni istemiyorlar, kendi aklın ile kendini zehirle istiyorlar. Bunu size bir örnekle açıklamak istersem bu şu olurdu; metafizik varlığı reddeden birini gece onu cinlerin boğacağına inandırabilir misiniz? -Hayır. Karabasan veya cin musallatı dediğimiz vakaları neden metafizik varlığı kabul eden kişiler yaşayabiliyorken, reddeden bir kişi yaşayamıyor? Çünkü reddeden kişinin yaşadığı o simülasyonu besleyecek verisi yok ve o gerçekliği oluşturamıyor. Oysaki bir dine mensup bir insanın bu simülasyonu besleyecek ve oluşturacak verileri var ve kendine bu korku dolu anları yaşatabiliyor. Bu evrende korkmanızı gerektiricek hiç bir şey yok, kendiniz dışında.

Evren semboller ve matematik üzerine kurulmuştur.

Pagan Tılsım ve Sembolleri

1~ Simya ile ilgili bir sembol, dört elementide içinde barındırıyor. 

2~ Ankh= Bir mısır sembolü. Ayrıca cadı tanrıça isis ilede bağlantılı bir sembol ruh dünyasını temsil eden başlatmanın ve bilgeliğin sembolüdür. Aynı zamanda kadınlar tarafından kısırlığa karşı bir tılsım olarak kullanılır. Bütün mısır tanrıları bir Ankh taşır halde resmedilmiştir. Daha fazla bilgi isterseniz gurupta daha önceki paylaşımıma bakabilirsiniz. Yaşam ve bilgelik sembolü olarak kullanılır.

3~ En basit sembollerden biridir. Güneşi sembolize eder. Halka ruhu ve bütün kozmosu yani var olan herşeyi temsil eder. Ayrıca halka MU da yaratıcının sembolüdür. En kutsal sembollerden biridir. Bu yüzden Güneş mısırda önemliydi. Nokta isr sayısız biçimde verilen yaşam tohumudur. Bu güçlü bir hırs, kariyer, başarı, enerji, hareket, ve hayalleri gerçekleştirme sembolüdür.

4~ Dreamcatcher= Aslında bir sembol değil bir alettir. Heryerde satılıyor rahatlıkla bulabilirsiniz. Kızılderili inancıdır, inanca göre kötü kabusları evden içeri sokmaz. Bunun için pencerenin kenarına asarsınız. Benim fikrimi sorucak olursanız kabuslar bile insanlara birşeyleri anlatmaya çalışır her rüyanın içinde bir mesaj vardır. Ama illa kullanmak isterseniz kendi dreamcatcher ınızı yapmalısınız, kendi niyetinizle enerjinizle beraber yapılıp üzerini isteğiniz doğrultusunda crystaller, tüyler veya başka malzemelerle süslemelisiniz.

5~ Elven Star= Septagram yada 7 köşeli yıldızdır. 7 güçlü ve büyülü bir rakkamdır ve septagram da bu rakkamın enerjisini taşır. 7 harika vardır, 7 nota vardır, 7 katman vardır, ben inanmasamda cennet ve cehennemin 7 seviyesi vardır, 7 çakra vardır, haftada 7 gün vardır, 7 kollu şamdan, 7. gezegen, yargılayan yediler, çamurdan yapılan 7 kap (sümerler). 7 rakkamını anlatmakla bitiremeyiz, bu başka bir paylaşımın konusu olsun. KIsaca bu sembol hepsinin uyumunu içerir. Enerjiden maddiyata kadar güçlü bir semboldür.

6~ Hecatenin Çarkı= Hecate karanlık bir yunan tanrıçasıdır. O yeraltı dünyasının ve yolların(labirent, dörtyol, kavşak, dönüm noktası) efendisidir. Ayrıca cadıların ençok bahsettiği, en çok kullandığı, ençok yardıma çağırdığı ay tanrıçasıdır.

7~ Lucifer ın mührü(tılsımı) modern satanistler tarafından kullanılır.

8~ Pentacl= Cadılar wiccalar tarafından çok kullanılır. Koruma amaçlı kullanılır. Çoğu ritüellerinden bu sembolü ayırmazlar.

9~ Seax Weica= Anglo saxon amblemidir. Ay'ı Güneşi ve 8 sabbatı sembolize eder.



16 Şubat 2018 Cuma

Yüksek benlikle temas.---2----

Yüksek Benlik yaşam süresince, Evrim Özü'ne, hayatın her halinde ve her fırsatta gerekli tavsiyeler ve yol gösterimleri için sinyaller ve tesirler (impulslar) gönderir. Ancak Evrim Özü ile Yüksek Benlik frekansları arasında çok büyük farklar olduğu için, başlangıç dönemlerinde Evrim Özü bu tesirleri-sinyalleri algılayamaz. Evrim Özü muhtelif reenkarnasyonlardan sonra bilgi ve bilincini yükselttiği derecede, Yüksek Benlik sinyallerini içten gelen bir ses olarak yani Vicdan sesi- Vicdan dürtüsü olarak algılamaya başlar.

Evrim Özü, Dünya ortamında doğumla beraber, kendini bir Beden içinde bulur, kim olduğunu, nerden geldiğini bilmez, yavaş yavaş kendini ve çevreyi algılamaya çalışır. Ancak geçmişinden, eski yaşamlarından hiçbir şey hatırlamaz. Dünya frekansında tüm geçmiş bilgileri otomatikman kapanır. İçinde bulunduğu Bedeni yavaş yavaş kullanmayı öğrenir, çevreyi ve çevresindekileri tanımaya ve anlamaya başlar. Şahsiyet olduğunu kavrar. Bedensel ihtiyaçları ve Ego'su öne çıkar. İçinde bulunduğu çevresel ve sosyal şartlara göre, bilgi ve bilincini artırarak Şahsiyetini geliştirir. Adeta kendisiyle birlikte yaşayan, onu her an gören, hisseden, Yüksek Benlik'ten zerre kadar haberi yoktur.

Evrim Özü, yaşamı boyunca isteyerek veya istemeyerek karşılaştığı ve karıştığı iyi-kötü denecek sonsuz olayların, kendisinde bıraktığı etkilerin sonucunda, zihinsel ve bedensel frekansını arttırabilirse, arttırdığı nispette Yüksek Benliğinden gelen sinyalleri algılar. Algıladıklarını, Dünya yaşamına tatbik ettiği sürece, olaylar şiddetini azaltır, problemler çözülür, bedensel sıkıntılar gider, hayat yoluna girer, huzur ve süküna kavuşur. Evrim yolunda merhale kat eder.

Evrim Özü, eğer Yüksek Benliğinden gelen tesirleri tamamen, yüzde yüz olarak algılayıp Dünya yaşamına tatbik edebiliyorsa, Evrensel Şuura ve Evrensel Bilince ulaşarak Dünya Evrimini tamamlar. "İçimizdeki Tanrıyı bulmak, içimizdeki Tanrı'ya ulaşmak" budur.

Bu durumda Evrim Özü de, Özgen olur. Özgen'nin sahip olduğu sıfat ve niteliklerine kavuşur.