22 Şubat 2018 Perşembe
Çocuk olmak zordur.Hele savaşlarda çocuk olmak daha zordur.Savaşan bütün taraflar istesede istenmesede çocukların hayalerini çalarlar..Artık çocuk yoktur zamanını ve anını yaşayamayan küçük bedenli çocuklar vardır..Naziler ise kötü bir ur gibi kendinden olmayan bütün fidanlara (çocuk) düşmandır.
Yıllar geçti. 1969'da Marie Uchytilová "Savaşın Çocuk Kurbanları İçin
Anıt" isimli eserine başladı. 1989'da öldüğünde alçı heykellerini bitirmiş
ancak bronzları için yeterli parayı toplayamamıştı. Sadece üç tanesine kendi
imkanlarıyla son halini verebilmişti. Eşi bu işi devam ettirdi, 82 bronz
çocuk heykeli, 1995-2000 yılları arasında Lidice köyüne yerleştirildi.
Şimdi heykelleri görenler çocukların yüzlerindeki korku, dehşet,
çaresizlik ve tarifi zor duygularla yüzleşiyorlar.
Ne yazık ki günümüzde yine şehirleri yıkılmış, evlerine girilmiş, ailelerini kaybetmiş çocukların yüzlerindeki ifade ileride kim bilir hangi eserlerde nasıl bir utançla anılacak!
20 Şubat 2018 Salı
Çocuklar yaşamdır çiçektir.Onlar yeryüzü armağanıdır..
"Ben bir çiçek olsaydım…
Ellerini havaya kaldıran çocukların parmak uçlarında açardım"
Ben çiçek olsaydım, illaki bir okul bahçesinde açmak isterdim.
Teneffüsleri iple çekmek, derslere gülerek katılmak isterdim.
İnciler gibi yazı yazmak, sular seller gibi şiir okumak isterdim.
Bir çiçek olsaydım, üşenmez, bazı dersler sınıflara koşardım.
Girdiğim sınıflardaki çocukların yanaklarında güller açardı.
Bir demet papatya olur, öğretmen masasına konardım.
Bazen bir narçiçeği olmak isterdim.
Soğuktan yüzü kızarmış çocukların yanağında açmak için.
Pembe bir toka olur, bulduğum saç örgülerine tutunurdum.
Hastalanan çocukların yerlerine oturur, boynumu bükerdim.
Uğurböceklerinin kanadında açar, yusufçuk kuşlarıyla oyun oynardım.
Ben bir çiçek olsaydım…
Ellerini havaya kaldıran çocukların parmak uçlarında açardım.
Bir çiçek olsaydım bana ellerini verir miydin?
Verseydin ben de sana mavi gözlü erguvanlar verirdim.
Bana bakışlarını verseydin, ben de sana nilüferler verirdim.
Kupkuru çölleri gül bahçesine çevirirdim.
Kırları çiğdemlerle, tepeleri sümbüllerle donatırdım.
Sana pembe etekli ağaçlar, badem gözlü bahçeler verirdim.
Sen bana kalbini verseydin, ben seni hiç unutmazdım.
Kuruyup solmazdım.
Üzerine karanfillerin sıcaklığını bırakırdım.
Sen bana gelseydin...
Seninle gülün yanağından alınmış taze bir nefes olurdum.
Bak son kez söylüyorum.
Ben çiçek olsaydım, bir okulun bahçesinde açmak isterdim.
Her yoklamada adım okunurdu.
Lale denince, nergis denince, nilüfer denince...
Yasemin denince...
“Buradayım!”, “Buradayım!” demek isterdim.




