---2 etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
---2 etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

21 Kasım 2018 Çarşamba

---2

Kur’an’daki Harflerin Sırları

Arapça harfleri ile yazılmış olan Kur’an, Arapça harflerinin terkibiyle kelimeler, ayetler ve surelerden oluşmuştur. Harflerin sırları, oluşturduğu kelimelere, ayetlere ve surelere ayrı ayrı anlamlar ve hikmetler yüklemiştir. Bunları tamamen anlamak çok zor ve hatta imkansızdır. Ancak peygamberler ve sırlar ilminde ilerlemiş en yetkin alimler bunların sır ve hikmetlerini görebilir. Diğer insanlar da, bu seçilmiş kişilerin anlattığı bilgileri öğrenmekle yetinmek zorundadır. Sufilerin dediği gibi, alem Kur’an’ın açılmış ve tafsil edilmiş halidir. Nasıl evrenin bütün sırlarını  akıl ve duyularla anlamak mümkün değilse, Kur’an’ı da zahiri yöntemlerle  anlamak imkansızdır. Harflerin Kur’an’da oluşturdukları sırlar, Kur’an’ın hem zahiri hem de batını yönden incelenmesiyle mümkündür. Bu da ancak sırlar ilmiyle mümkündür.    

Kur’an’daki harflerin sırları ile ilgili olarak, İmam Rabbanî Hazretleri  Manevi Yolculuk adlı eserinde şöyle buyurmaktadır:

“Bilmek gerekir ki, Kur’an harflerinden her bir harf, özet olarak bütün kemalatı kapsamaktadır. Uzun surelerdeki özel faziletlerin aynısını kısa surelere de koymuşlardır. Her surenin, her ayetin, hatta her kelimenin özel bir üstünlüğü ve kendisine has fazileti vardır. Tıpkı ilahi şuûnlardan (sıfatlardan) her bir şânın (sıfatın) özet olarak bütün şuûnatı kapsaması, bununla birlikte özel bir fazilet ve tesirinin bulunması gibi.”   

 

Elif-Lâm-Mim’deki sırlar

Bakara suresinin başındaki Elif-Lâm-Mim’deki Elif tevhide, Mim yok olmayan mülke, Lâm ise ikisi arasındaki bağı göstermektedir. 

Elif-Lâm-Mim bir harftir. Onun üç sayıda olması, alemlerin birleşim olmasındandır. Üst alemde olan hemze (Elif), orta alemde olan Lâm ve aşağı alemde olan Mim’dir.

Elif tek zattır, yazının başında bulunduğunda onun herhangi bir harfe bitişmesi doğru değildir.  Elif-Lâm-Mim’deki Elif, Fatiha suresinin son kelimesi olan “dalalette olmayanlardan” ifadesinden sonra getirilmiş, âmin ise gizlenmiştir. Çünkü o melekût aleminden olan bir bilinmezdir. 

Elif Zat’a delalet eder. İnsanın alemde halife olması gibi, Elif’te harfler aleminin halifesidir. Dolayısıyla bilinemez. O, hareke kabul etmeyen zat gibidir. Hareke kabul etmeyince, bilinmesi ancak niteliklerin ondan soyutlanması ile mümkün olabilir. Biz Elif’i değil, Elif’in ismini okuduk. Bu da fetha harekesiyle hemzenin okunması demektir. Bu durumda hemze, ilk yaratılmış olan şeyin yerini almıştır. Hareke ise onun ilmi niteliğidir. Elif ise ancak kendinden önce bulunan ve ona bitişik harekeli bir harfle okunabilir. 

 

Besmeledeki harflerin sırları

Besmele gizli bir mübtedanın (başlangıç ismi) haberi olmuştur. Besmele bu şekli ile bir isim cümlesidir. Söz konusu başlama, alemin varlığının başlaması ve ortaya çıkmasından ibarettir. Dolayısıyla alemin ortaya çıkışı “Bismillahirrahmanirrahim” dir. Başka bir ifadeyle Rahman ve Rahim olan Allah’ın adıyla alem ortaya çıkmıştır. 

Besmele üç ilahi isme tahsis edilmiştir. Allah ismi bütün isimleri toplayan isimdir. Er-Rahman ismi genel bir niteliği gösterir. Dolayısıyla Allah dünya ve ahiretin Rahman’ıdır. Bu genel rahmet ile Allah alemdeki her şeye dünyada rahmet eder. Rahim ismi ise, ahiret hayatında iman eden herkese tahsis edilmiştir. Alem bu üç isim vasıtasıyla ayrıntılı olarak tamamlanmıştır. 

Besmele “Bismi” (bi-ismihi, Allah’ın adıyla) kelimesi ile başlar. Bu kelimenin ilk harfi Ba harfidir. Dolayısıyla varlık Ba harfi ile zuhur etmiş, ondaki nokta sayesinde ibadet eden ettiğinden, âbid mabuddan ayrılmıştır. Söz konusu ayrım, kulun, kulluk hakikatinin gerektirdiği şekilde var olmasıdır. Şeyh Ebû Medyen (ra) şöyle demiştir: “Her ne gördüm ise üzerinde Ba yazılıydı.”.

Bütün varlıklara eşlik eden Ba harfi, cem ve vücûd (vahidiyet mertebesi) mertebesindeki Hakk’ın mertebesindendir. Yani her şey Ba harfi vasıtasıyla var olmuş ve ortaya çıkmıştır. Ba’nın noktası, var olanları gösterir. Böylece Ba harfinde üç tür meydana gelmiştir. Ba’nın şekli, nokta ve hareke. Alemler ise üçtür. Bunlar Ba’nın şeklinin gösterdiği melekût alemi, noktasının gösterdiği ceberut alemi ve harekesinin gösterdiği şehadet ve mülk alemidir. Bu harflerin besmelede birleşmesi birçok sırlar içerir.

12 Ekim 2018 Cuma

---2

Ateş… 

Ateş sınavında, adayı yanına alan bir rahip, onu her yanından alevler fışkıran, zemini korlarla kaplı fırın gibi bir koridorun girişine götürür ve adaya buradan geçmesi gerektiğini söylerdi. Aday irkilecek olursa, ona kendisinin buradan her zaman geçtiğini, eğer kendine güveni varsa buradan yanmaksızın geçmeyi başarabileceğini söylerdi. Bu koridordaki ateş, dıştan bakınca çok korkunç olmakla birlikte aslında aldatıcıydı. Önemli olan, adayın ateşin içinden geçebilecek kadar yürekli olabilmesiydi. Yeterli yürekliliği gösterebilmesi için kendisine destek olunurdu. Fakat bunun göründüğü kadar tehlikeli olmadığı gösterilmezdi. Adayın, başka birisinin bunu başardığını görmeden deneyebilmesi gerekli görülürdü. Ateş sınavı su sınavına bağlanarak tekris (kabul) yolculuğu devam ederdi.

Su…

Ateş koridorundan çıkar çıkmaz, aday bulanık su dolu bir havuzla karşılaşırdı. Bunu aşabilmek için suya girmesi gerektiğini anlamakta gecikmezdi; girer girmez suyun buz gibi soğuk, havuzun ise bir bataklık gibi olduğunu fark ederdi. Telaşa kapılarak çırpınan bir adayın, çamura gömülerek boğulması işten bile değildi. Soğuk kanlılığını korumasını bilen bir aday ise bu sınavı da başarıyla bitirebilirdi. Bu sınavdan sonra rahipler, adayı göstermiş olduğu başarıdan ötürü kutlayıp kendisine kuru giysiler giydirirlerdi. Yatması için büyük bir odaya götürürler, oturup kendisiyle biraz sohbet ederler, onu tüm sınavların sona erdiğine inandırmak için ellerinden geleni yaparlardı. Sonra da uyuyup dinlenmesi için onu yalnız bırakırlardı.

Buyrultu…

Aday, uykusundan uyandığında, karşısında çok güzel bir genç kız bulurdu. Genç kız adaya, bundan böyle onun hizmetinde olduğunu söyler, ona ender yiyecekler sunar, onun için raks eder, kendisiyle yatması için isteklendirirdi. Eğer aday bu genç kıza kanacak ve kapılacak olursa, onunla yatabilmek için önce bir kadeh içki içmesi gerekirdi. Bu içki de, içindeki uyuşturucu nedeniyle adayın yeniden uykuya dalmasına neden olurdu. Bundan sonra aday bir mahzende uyanırdı. Adaya tüm bedensel güç ve yeteneklerine karşılık buyrultusuna egemen olmayı bilemediği için rahip olmaya hak kazanamadığı, ancak mabedin gizemlerine yaklaşmış olduğu için de ölmeden buradan çıkamayacağı anlatılırdı. Bundan sonra, yaşamının sonuna dek, gün ışığı görmeksizin bir hizmetçi olarak çalışmak zorunda kalır, mabedin asıl gizemlerine hiçbir zaman ulaşamazdı.

Toprak…

Buyrultu sınavını başarıyla geçen aday, Toprak sınavında sabaha karşı elleri ve gözleri bağlı olarak mabetten çıkarılır, kuytu bir vadiye götürülürdü. Orada, yalnızca başı dışarıda kalacak şekilde, daracık ve derin kazılmış bir çukura gömülürdü. Göz bağı çıkarılır ve yalnız bırakılırdı. Burada aday, önce kızgın güneş altında tam bir gün ve açık fakat aysız bir gece boyunca olduğu yerde bırakılırdı. Öncekilere oranla pek basit gibi görünmesine karşılık, bu sınav adayın çıldırmasına neden olabilirdi. Bundan sonra da adayın hâlâ aklının başında olup olmadığının anlaşılabilmesi için sınavdan geçirilmesi gerekirdi. Bu sınavdan sonra ise karşılama töreni yapılırdı.

Tüm bu sınavları hakkıyla vermiş olan aday, karşısında Hermetik sırlara vakıf bir rahip bulurdu. Ketumiyet, yani sır saklama yeminini ettikten sonra, rahip ona şöyle seslenirdi;

“Bu noktaya kadar gelmeyi başaran sen, büyük sırların da eşiğine dayanmış oldun Bundan önce sana verilen sırlar küçük sırlardı. Şimdi ise büyük sırları yani Hermes’in sırlarını elde edeceksin.”

Ben şans eseri, bu sırları içeren özel bir kitap buldum. Günler, haftalar boyu her satırı bir bir çevirip okudum. Gözle görülür bir aydınlanma yaşadım mı bilinmez, ancak hayat yolumun keskin bir yön değişikliğine uğradığını açık bir aydınlıkla söylemek isterim. Burada, tam da bu yazının sonunda, öğrenmiş olduklarımı en azından sizlerle de bir nebze olsun paylaşabilmeyi isterdim bittabi. Ne var ki, elimdeki kitabın son sayfasına nakşedilmiş olan notta şöyle yazıyordu;

Şimdi sen bu sırları öğrenmiş olduğuna göre,
Söz vermelisin sessiz kalacağına
Ve asla açıklamamaya…

16 Eylül 2018 Pazar

----2

Güneşin gözünün insanlara intikam için yönelmesi, başlı başına kozmik bir felâketin göstergesidir. Dünyamızda meydana gelen ve bizim devremizin başlangıcını oluşturan Tufan, bu yönelmenin sonunda gerçekleşmiş olmalıdır. Efsane bizim devremizin başlangıcını ise şöyle anlatır:

Daha önce aynı sembolün birden farklı anlamlarda kullanılmış olduğundan söz etmiştik. Burada bunun açık bir örneğiyle karşılaşmaktayız. Ra'nın daha önce Atlantis Kültürü'nü sembolize ettiğinden söz etmiştik. Burada da yine aynı şekilde Atlantis'teki bilgeliğin sembolü olarak kullanılmıştır. Ra'nın "insanlardan intikam alması" ve "evrenin ötelerine gizlenmesi" dünya üzerinde yaşayan insanların bilgelikten uzaklaşmaya başlayacağını anlatmaktadır. Bu da, başlayan bizim devremize ait insanların bilgiden mahrum yaşayacaklarının açık bir sembolüdür. Efsanenin bu bölümünde Demir Çağ'ın başlangıcı anlatılmaktadır.
Demek ki önceden Doğu'dan Batı'ya hareket etmiyordu. Bu da dünyanın kutupsal bir değişime maruz kaldığını göstermektedir. "Yeni düzen" tanımlamasıyla Tufan'dan sonra başlayan bizim devremize ait süreç anlatılmaktadır "Tanrıça Nut" sembolü ise Kur'an-ı Kerim'de geçen "Nuh Tufanı"na karşılık gelir.

İlk başta son derece basit bir efsane gibi görülen bu anlatımlarda gördüğünüz gibi, Dünya'nın ezoterik geçmişi ile ilgili pek çok sır, perdeli bir şekilde Tanrılar ve Tanrıçalar sembolleri kullanılarak anlatılmış durumdadır.

Şu ve Tefnut (2,3)

"Şu": Ra ve Hathor'un oğlu, Tefnut'un ikiz kardeşidir. Gökyüzünü yani Nuit'i kaldırdı ve topraktan yani Seb'den ayırdı. Elinde tüy olan ya da iki tüylü başlığı olan insan şeklinde gösterilir.

"Tefnut": Ra ve Hathor'un kızı, Şu'nun ikizidir. Nemdir, aynı zamanda güneş ışığının yaratıcı gücüdür. Aslan başlı insan şeklinde gösterilir. Başının üstünde bir disk vardır. Firavunlar döneminde astrolojik çağ olarak ikizlerin egemenliği söz konusuydu. Mısır'da ikizler Şu ve Tefnut isimli mitolojik Tanrılar'la semboUeştirilmişti. Mısır Mitolojisi'ne göre İkizlerin görevleri, göklerle yeryüzünü birbirlerinden ayırmak. Mısır'ın Ölüler Kitabı'nda ikiz aslan Tanrılar olarak tanımlanmışlardır.

Bu mitolojik sembolizmin anlamı son derece açıktır. İkizler öncelikle düaliteyi yani ikiliği sembolize eder. Bu Tanrılar'in göklerle yeryüzünü ayınnası ise, insanların göksel-semavi irtibatlarını yavaş yavaş kaybetmeye başlayacakları anlamına gelir. İçine girdiğimiz "Demir Çağ"ın bir anlatımıdır. Ancak bu irtibat eskisi gibi yani Mu'da olduğu gibi açık ve kuvvetli bir şekilde olmasa da yine de belirli bir oranda Mısır'da devam ettiğini Tefnut'un Aslan Başlı ancak insan şeklinde gösterilen sembolünden anlayabiliyoruz.

Bu sembol söz konusu göksel irtibatın adresini de bize verir. Bu adresin merkezi Siriusyen Kültür'dür. Çünkü daha önce de değinmiş olduğumuz gibi hem Ezoterizm'de hem de Mitolojiler'de Sirius'un sembollerinden biri de Aslan'dır.

Hathor( 1,2,4) 


Bir Gökyüzü Tanrıçasıydı. Çok eski dönemlerde Ra'mn kızı olarak nitelendirilmişti. Sonraları Horus'un eşi Het Heru olarak isimlendirildi. Het Heru "Horus'un Evi" anlamına gelen bir isimdir. Bu eski dönemlerin Gökyüzü Tanrıçası genellikle başında bir disk ve bonuzları olan bir kadın olarak gösterilirdi. Horusla olan ilintisi, Siriusyen Kültür'le olan bağlantısını göstermektedir. Başının üzerindeki yılan sembolü de bunu desteklemektedir.




Hor- Horus (1 , 2)




Horus ismi Eski Mısır'da "Hor" olarak anılmaktaydı. Horus Eski Yunanca'daki karşılığıdır. Ezoterik Öğretiler'de Dünya Rabbi'nin sembolüdür. Horus'un bilinen en yaygın sembollerinden biri Ra'nın sol gözü olarak ifade edilen göz şeklindeki amblemidir. Dünyayı görüp gözeten ve "Evrensel İdare Mekaniztnası"nın bir unsuru olan "Siriusyen Kültür"ün dünyayı görüp gözeten ve kontrol eden keskin gözünün sembolüdür.