18 Aralık 2017 Pazartesi

Merkezinde 'an'da kal..

Varoluş ‘bir’dir, ona analiz yoluyla yaklaşırsan, maddesel ve ölü görünür. Ona paylaşım yoluyla yaklaşırsan, yaşam ilahi bir bilinç olarak görülür. 

İçinde aynı anda var olan iki âlem ya da iki boyut var. Sen ikisisin… Daima değişen bir değişen ve hep değişmeden kalan değişmeyen… 

Bir şey hep aynıysa dikkat etmek için sebep yoktur. Bir şey değiştiği zaman zihnin dikkat etmesi gerekir. Bu bir boşluk yaratır ve düzen titreşir.

Bedenin farkına varıyorsun, zihnin farkına varıyorsun, çünkü onlar değişiyor. Ve sen onların farkına vardığında, onların sen olduğunu düşünmeye başlıyorsun. Onları tanıyorsun. Onlarla özdeşleşiyorsun. 

Tüm tinsel çaba farklının ortasındaki aynıyı bulmak içindir. Değişenin içindeki ebediyi bulmak için, hep aynı olanı bulmak için… O senin merkezindir ve eğer o merkezi hatırlayabilirsen ancak o zaman bu teknik kolay olur.

İlk önce dostuna yabancıymış gibi bak, ancak o zaman yabancıya da dostunmuş gibi bakabilirsin. Bu ikisi ilişkidir. 

Senin beklentilerini karşılayacak hiç kimse yoktur. Herkes gibi beklentilerini karşılama peşindesin. 

Biri sana saygı duyuyor, bunu onun sana saygı duyduğu biçiminde anlarsan güçlük çekersin. O içindeki belli bir tezahüre saygı duyuyor, sana değil. Seni nasıl tanıyabilir ki? Sen bile kendini tanımıyorsun. 

Diğerleri seninle değil, senin değişik parçalarınla iletişime geçiyor. 

Merkez uzaktır. Hep öyle olmuştur. O aşkındır, o hep ötededir. Aşağıda ne olursa olsun, ona asla olmaz. 

Ve bir kez doğal uzaklık duygusunu öğrenince, hiçbir şey seni rahatsız edemez. Sessiz kalırsın. Dünyada ne olursa olsun, sen etkilenmeden kalırsın. Biri seni öldürüyor bile olsa, yalnızca bedenin etkilenir. Etkilenen sen değilsin. Sen ötede kalırsın. Bu ötedelik seni varoluşa, mutluluğa, ebedi olana, doğru olana, daimi olana, ölümsüz olana, yaşamın kendisine götürür. Sen ona Tanrı diyebilirsin, Nirvana diyebilirsin. Ne dilersen… Ama çeperden merkeze gitmediğin sürece, içinde ebedi ve ezeli olanın farkına varmadığın sürece, din başına gelmemiş olur. Yaşam başına gelmemiş olur. 
....

Ben açım deme. Hep içten içe bedenimin aç olduğunu biliyorum de. Bilişi vurgula. O zaman ayrım orada olur. Yaşlanıyorsun, asla yaşlanıyorum deme. Yalnızca bedenim yaşlanıyor de. O zaman ölüm anında bilebileceksin. Ben ölmüyorum. Bedenim ölüyor. Ben beden değiştiriyorum. Yalnızca evi değiştiriyorum. Bu yanım derinleşirse bir gün aniden aydınlanma olacak. 


-------2------/

Süleyman´ın devlerinin kimisi İnsan yüzlü, ötekileri kaplan suratlı veya gövdeli, kimi öküz başlı, kimi yılan şekilli, kimi ejderha başlı, kimi maymun yüzlü, kimi eşek ayaklı, kimi aslan yüzlü, kimi fil gövdeliydi. Ağızlarından ateşler saçılır, yüzlerine bakanın ödü kopardı. Hepsi Süleyman´ın emrindeydiler... Bunların gıdaları sıcak rüzgar ve kaynar suydu..
Yorum: Yine "Star Wars" ama bu kez birinci bölümdeki bar sahnesine benziyor. Ne kadar garip uzaylı yaratık varsa orada. Süleyman´ın uzaylı bir lider olduğunu düşünmemek elde değil.

İskender Zülkarneyn, hortlağı, perisi çok olan biryer gördü. Periler bir saat insan, bir saat korkunç oluyorlardı. Bazılarına göre bunlar insan, bazılarına göre cindir. Cin tayfası göğe çıkmak istediğinde, yer ve gök arasında duran melekler onlara mani olurlar, ellerinde kıvılcımlar vardır, cinleri kıvılcımlarla düşürür, öldürürler. 

Yorum: Uzayda birşeyler oluyor.

Yine İskender Zülkarneyn, bir gece deniz kenarında giderken, denizden bir canavarın çıktığını gördü. Ağzında dev gibi bir inci vardı, inci ışık verirdi. Canavar inciyi yere koydu ve karaya çıktı. Balıkçılar bağırınca, canavar inciyi bırakıp suya girdi. Balıkçılar inciyi aldılar Şah´a götürdüler. Şah inciye baktı ve içinde yedi iklimi gördü. Dağlar, denizler, şehirler, adalar görünüyordu. Hepsini incinin içinde gördü. 

Yorum: Bir uzay aracı var gibi... Işık veren inciyi bir tür monitör olarak düşünebiliriz. Bir lap-top monitör olabilir. İyi de acaba Şah monitörü ne yaptı?

Derler ki Kaf Dağı´nı görenlerin sayısı dörttür. Adem´den sonra ikincisi Süleyman´dır. Tahtını yel götürür, bir günde bir aylık yol giderdi... Üçüncüsü Sülayman´dan üçyüz sonra yaşayan İskenderi Zülkarneyn´dir, rivayete göre onun tahtını bulut götürdü..
Itlak diye bir şehir vardır. İskender Zülkarneyn oraya gitti. Halkına görünmedi.. Üç gün burada kaldı, hayran hayran seyretti... Oradan başka bir şehire gitti, içinde 200 dağ, 200 kale vardı. İçinde hergün savaşan periler yaşardı.. İskender görünmedi şehirden çıktı gitti.. sonra geri döndü geldi, bu kez onu gördüler. O anda değirmen taşı gibi bir fırıldak koptu geldi, her kime dokunsa yok ederdi.. 

Yorum: İskender´in görünmezlik sağlayan bir aracı var. Dönüp gelen fırıldak elbette ki bir uçan daire olabilir

Onlar geceleri dağlarda insan şeklinde yolcuların önüne çıkarlar. Kah uçar, kah dururlar. Yolculara sıkıntı çektirirler. Çok kimse bu devleri görür, saçlı sakallı dervişe benzer yüzleri olan geyiklere binerler... Bu dağlarda geyiğe binmiş evliyalar dolaşır.
Yorum: İnanılmaz ama bunları yazanlar "StarWars II"yi izlemişler. Filmdeki saçlı sakallı insanımsı suratlı geyiğe benzer yaratıkları anımsadınız mı?

Halife Muktedir zamanında iki insan vardı. İkisi de kadındı ve boyları yüzer arşındı (6.8 m.), dağda yaşarlardı. Askerler onlara yaklaşmazdılar ama birgün ikisini uyur buldular, ok attılar, ikisini de öldürdüler.
Yorum: İnsanların ettiği nankörlüğe bakar mısınız? Ya devleri ya da dev uzaylıları uyurken öldürmüşler.

İskenderi Zülkarneyn, yine bir mağarada bir kolu minare uzunluğunda, bir dişini bir devenin kaldıramayacağı bir ölü gördü. Başka bir mezarda ise, gözünün içine bir adamın girebileceği bir ölü vardı. 

Yorum: Yine aynı devler...

Allah´ın yeryüzünü 70.000 yıl evvel yarattığı söylenir. O vakitten Adem´e kadar elbet dünya sessiz kalmadı... Fakat bazı rivayetlerde haber verildiğine göre, her devir 7.000 yıl olmuştur. Bu zamanda bir mahluk geldi ki, Allah emir ve yasaklarını onlara bildirdi. Sonra isyan ettiler ve Allah onları değiştirip başka mahluk haline getirdi. Dünyanın sonuna 7.000 yıl kala insanın yarıtıldığı rivayet olunur. Onun için Adem´e son mahluk denir. Zaman geldi, yeryüzü hayvanat oldu, Allah onlara da peygamber yolladı.. Emre uydular sonra içlerinde azgınlık başladı ve Allah onları yok etti... Sonra başka kavimler yarattı.. Bunların bazısı rüzgardan yaratıldı. Böylece her mahluk devrini tamamladı ve sonra Allah cinleri yarattı. Ev yapmasını bilmeyen, mağaralarda yaşayan bir mahluk daha vardı..


Hz.Süleyman ve başka ırklar..

        ---1---


Muhyiddin İbni Arabi Hazret ten Den Uzay,Uzayda seyahat ,Hz Süleyman , gemisi ve Zülkayneyn Hakkında 

"Gün gelecek insanoğlu kainatta seyahat edecektir. Merih'e (Mars'a) uğradıklarında onlar için bıraktığım iz ve işaretleri göreceklerdir."

Orada bembeyaz kafûrdan bir yere girdim içinde çeşitli mekânlar vardı. Birisi, ateşten daha sıcaktı. İnsan, onun içine girer ve o ateş, insanı yakmaz. Orada bazı mekanlar ılık bazı mekanlar soğuktu…

Muhyiddîn-i Arâbî, Allah’ın (c.c) izniyle kainatta izin verilen yerlere kadar Tayy-ı Mekânla gezen kutuplardan biridir. Gezip gördüğü yerlerde geleceğin insanlarına Mars’ta olduğu gibi Selam ve benzeri izler bırakmıştır. Hatta gezdiği yerlerin tamamını “Hakikat Arzı” olarak nitelendirmiştir. Futuhat-ı Mekkiye adlı eserinin 1.cilt 8.bölümünde bu gezilerinden bahsetmiştir. [13]

Muhyiddin İbni Arabi

Mehdi Ali Resul zamanında ilim çok ilerleyecek, yıldızlar arası seyahat olacak, araba ve taşıtlar havada uçacak aynı Süleyman (as)’ın koltuğu ile havada gittiği gibi.

Abdullah Gürbüz Baba

Aşağıda yer alan Arabi´nin "Dürr-i Meknûn" adlı eserinden alınarak yorumlandı. Ama bu yorumlar günümüz çizgisine uyularak yapılmıştır.

Ulu Tanrı 18.000 alem yarattı. Birçok mahluk ile doldurdu. Kiminde melekler, kiminde türlü türlü mahluk vardır. O alemlerin birisi Zümrüd alemiydi. Onlar uça uça kendi alemlerinin hududuna geldiler ve başka bir aleme geçmeye karar verdiler. Havaya aktılar, süzüldüler, küreleri geçtiler ve geri dönmediler.
Yorum: Galaktik yolculuk daha iyi anlatılabilir mi? Kimbilir ne zaman geri dönecekler. Kimler mi? Bilmiyoruz ama belki de geldiler..

Süleyman´ın tahtı bir acayipti. Uzunluğu üç mildi. Sağ ve sol yanlarında 12.000´er kürsü vardı, buralardaki kızıl altın ve gümüş sandalyelere bilginler otururdu. Süleyman´ın bulunduğu kürsü, dört arşın (2.72 m.) büyüklüğündeydi. Kürsüde altından ve gümüşten yapılmış kutsal kitaplardan dersler veren oniki hoca vardı. Seslerini Süleyman´ın kulağına rüzgar ***ürürdü. Tahtı da rüzgar ***ürürdü. Rüzgar dört tarafından eser, tahtı ağır ağır kaldırırdı. Tahtın üzerinde sırçadan bir ev vardı ve daha onun üzerinde iki altın aslan duruyordu. Süleyman ne zaman ayağını tahta bassa, taht çevrilirdi. Aslanlar ayağa kalkar, pençelerini açarlar, kuyruklarını yere vururlardı. Süleyman ne zaman kürsüye binse, güneş yüzlüler inciler ve ateşler saçarlardı.

Yorum: Tüm anlatılanları elektromanyetik aygıtlara dönüştürün. Altın ve gümüşleri de titanyum veya diğer elementler olarak kabul edin. Ne görüyorsunuz?


17 Aralık 2017 Pazar

Toprağın sesi..

The song of the stones

Kalbim senin ellerinde, geçmiş senin gözlerinde.
Yaralarıma gülümseyerek, zamana ağlayacağım.
Bu karanlıkta beni hatırla, bütün kederimle;
''Taşların şarkıları'' ile dans edeceğim.
Antik bir dünyada, yağmur altında.
Denizin nefesinde ayın ışığı.
Ruhumu sonsuza götür...
Rüzgarlarda ve gecenin sesinde,
Bu mistik dansta sen, benimlesin...

Trobar de Morte


Kozmik sır Asa..

Asa, Kozmik Asa Ve Tıp Sembolü Kadüse. (B.1)

Aynı zamanda Kundalini enerjisini temsil eder..

Asa hakkındaki gizemlerin bir kısmını, majisyenin iradesinin güçlenmiş hali olarak idrak etmemiz mümkün. Asalar, özel eşyalardır ve her majisyen, yalnız kendi asasını kullanır, bir diğerinin asası, öbüründe işe yaramayabilir. Asanın gücünü arttırmak için yapılan her işlem, birinci derecede önem taşımaz.

İster özel bir günde, özel bir ağaçtan veya değerli bir taştan yontulmuş olsun, isterse uygun tılsımlarla tasarlanıp desenlenmiş olsun veya yapım aşamasında dualar okunmuş, uygun Ay, Yıldız ve Gezegen zamanları beklenmiş olsun; tüm bu şartlar, asanın gücünü arttırmak için yan etkenler olarak kalacaktır.

Asa’nın esas gücü; yalnızca düşünceyi ve iradeyi kendisinde bir fokus noktası gibi toplamaya yarayan unsur olmasından kaynaklanır. Büyülü sözcükler ise, meditatif bir etken olarak irdelenmelidir. Asıl güç; düşünce gücünün, imgeleme potansiyelinin ve iradenin bir arada kullanılarak, yoğun etki yaratmasıyla ortaya çıkacaktır. Diğer nedenler ise, tümü ile, olaya eşlik eden katalizörlerdir.

Bazı asaların, belirli dalga boyunda frekanslar yayınlayabilmesi mümkündür. Ses bir güçtür ve sonik titreşim kullanımı, çok eskilerin gizli bilgilerindendir.

Mısırlı rahiplerin ”Maht-Heru” denilen ”Güç Sözcükleri”, büyük enerjileri toplamış özel söz kalıplarıydı. Onların granit blokları bu ses gruplarının zikri ile hareket ettirdiği gibi, Eski Babil’de sesin, ağır blokları kaldırmak için kullanıldığı söylenir. Eskilerin majikal asaları, fırtınalar çıkarabilen ve yer çekimini yenebilen özelliklere de sahipti.

Asaların tepesinde bazı özel taşlar da kullanılır, bunlar enerjiyi asaya toplayıp yayma görevi yapmaktadır. Birçok uygarlığın kabartma, heykel ve resimlerinde görülen asa, ezoterizmde, her şeye uzanabilen belirli bir enerjetik gücü sembolize etmekle beraber, manyetik etkilere de yön verebilir. Asa İngilizcede Wand olarak kısa ve sihirbazların kullandığı çeşitli materyallerden yapılmış çubuk biçimlerine verilen addır. Staff olarak geçen asa ise, daha uzun tasarlanmıştır ve belirli satatüye sahip insanlara özgü bir yardımcıdır.

Hemen belirtmek gerekirse; psişik enerjilerin rolü olmadan, yine bir işe yaramayacaktır, gücün etkisini büyüten şey, düşünceyi yoğunlaştırma yeteneğidir.

Thoth’un asası, spiral biçimde iki yılanın sarılı olduğu bir asa (Kadüs). İkiz yılanlar, yarı uyku halinde enerji olan, Kundalini, Yılan Ateşi‘nin uyandırılması anlamını içeriyor. Diğer tüm Mısır tanrıları ve tanrıçalarını de ellerinde asaları olmadan görmek mümkün değil. Asalar Güç sembolüdür, aynı zamanda peygamberler, gizemciler, tarikat liderleri, krallar, rahipler ve askeri otoriteler tarafından kullanılmıştır.

Kozmik Asa

Bazı asaların üzerinde yer alan kozalak figürü, epifiz bezini sembolize ederken, Asa; belkemiği, Kadüs’ün orta sütünu olan omurilik ve en üstünde, kozalaksı bez, Epifiz ile betimlenmiş olur. Belkemiğimize yani Asa’ya, iki tarafından dolanmış “çift yılan” –Kadüse– sembolü, Dünya’nın farklı yerlerindeki hemen tüm ezoterik sistemlerde kullanılmıştır.

İki yılan; Su ve Ateş olarak, omurilikten yukarı spiraller çizerek yükselir, düalitenin bir başka anlatımıdırlar. Bu ise, mikrodan makroya kozmosun enerji dönüşümü ve fizikte dolanıklık işaretidir. Merkür Kadüsü, iki yılanın dolandığı kanatlı asadır. Kanatlar arınıp yükselmeyi, yılanlar yaratılışın temel güçlerini anlatmak içindir.

Birbirine dolanmış çifte yılan, DNA sarmalı ve Tıp sembolü olur. Kutsal sembol Kadüse; hem yılan, hem spiral, hem de kanatlarla sonsuzluğu anlatır, mucizevi dönüşümün ve Hermes ile Merkür yıldızının bilgisini dile getirir. Dünya Tıp Birliği tarafından 1956 yılında resmen kabul edilerek, şifayı betimlemiştir.

Asaya sarılıp yükselen iki yılan, zıtlıkların bütünlüğüne, yin ve yang dengesine uzanır. Kanatlarında, bilginin gücü ve özgürlüğü, kozalağında 3. gözün yüksek bilince açılması gizlenir.