1 Ocak 2018 Pazartesi

Tengri.


Çokça bilindiği gibi , Ezoterizmde 10 Makrokozmosun sayısı iken 
Mikrokozmozu ifade eden 5 sayısıdır 
ve bu 5 teki dişi 2 sayısı yerin, eril 3 de göğün simgesidir.
Ruhsal olarak gökyüzüne, maddesel (bedensel) olarak yeryüzüne ait olan yani bu iki unsuru bir arada bulunduran İnsan da  
rakamsal olarak hep 5 ile ilişkilendirilmiştir. 
Beş Merkezilik sembolü olarak yer ile göğün evliliğini temsil etmiş
ve Tanrı'nın insan aracığıyla kendini maddede tezahür ettirmesi 
olarak da yorumlanmış. 

Gök ifadesi üç sayısı, ‚Bir‛in simgesi Kozmik Tanrı/Gök’tür. 

İki ise Yer-Toprak şeklinde vuku bulmuş 

ve bu iki unsurun birleşmesiyle Yer ve Gök birliği sağlanmıştır. 

Bu özellik,Taoizm’de de açıkça dile getirilmiştir. 
Taoizmde de insan yere , yer göğe, gök de Tao'ya aittir.

Arşetipik tezahür olarak Kosmosun simgesi olan 
Ağaç gibi...

Zira Yer ile göğün 
ağacın gövdesinde de birleşimi söz konusu olduğundan 
kökleri yerde, dalları gökte olan ağaç 
yer ile gök arasında kurulan ilişkinin de simgesi.. 

Yedi dallı olan bu ağaçta 
yine yedi motifinin, 
bütünlüğün, gök ile yerin uyumunun ve düzenin sembolü olması gibi...


4 elementin temeli..

"Her şey birbiriyle ilişkilidir. Gök ve yer, hava ve su
Her şey ancak bir şeydir; ne iki ne üç, ancak bir. 
Birlikte olmadıkları yerde, yalnızca tamamlanmamış bir eser vardır"

Paracelsus

Paracelsus bütün varlıkların ortak bir temeli olduğunu ileri sürmüştür; 

bu temel daha önce ileri sürülen 4 elementin yanı sıra onun materia prima (ilk maddeler) adını verdiği tuz civa ve kükürtten ibaretti. 

Bunlardan cıva ve kükürt İslâm Dünyası'nda transformasyon teorisi kapsamı içinde temel iki element olarak sunulmuştu. 

Bu yedi temel element canlı veya cansız bütün varlığın temel maddesini teşkil ediyordu. Dolayısıyla aslında canlılar ve cansızlar özde farklılık göstermezler; temel yapı olarak aynıdırlar. 

Öyleyse onların fonksiyonları arasında da bir paralellik olmalıdır. 

İşte bu ilkeden hareket eden Paracelsus kimyada kabul ettiğimiz yasa ve ilkelerin aslında canlılar için de geçerli olduğunu savunmuştur. 

Eğer bir canlı belli bir kimyasal yapıya sahipse o taktirdebuna bağlı olarak o yapıda meydana gelecek olan bozukluklar aslında kimyasal kökenli olacaktır ve kimyasal ilkelerle açıklanabilecektir; 

bu durumda yapının düzeltilebilmesi de ancak kimyasal maddelerle mümkündür. İşte bu anlayışa iatrokimya denmiştir. 

Paracelsus modern farmakolojinin de (ilaç bilimi) kurucusu olarak nitelendirilmektedir. Çeşitli kimyasal maddeler üzerinde araştırmalar yapmıştır. Bunların sonucu olmak üzere antimonu bulmuştur ki daha sonra 17. ve 18. yüzyıllarda antimon sık sık iatrokimya görüşlerini destekleyenler tarafından ilaç olarak veya ilaç terkipleri içinde kullanılmıştır; 

bu tip ilaçlara arkana tipi ilaçlar denir. 

Paracelsus'un bazı terimleri Arapça'dan aldığı söylenir ve buna örnek olarak da alkol terimi gösterilir.

Ruh ve sevgi..

"Ruhun bölünerek bir insan kanalıyla ifade edilmesinin dışında, bir hayvan kanalıyla ifade edildiğini kim belirleyecek? Bu bakımdan hiçbir sorun görmüyorum. 

Bağlantı birleştirici ruhtur, tüm yaşam birdir. 
Sadece hayvanlarla değil yaşam bulunan her şeyle bağınız var.

Sizinle ilişkisi olan tüm hayvanlar, alemimize geldiğinizde sizi karşılayacak ve gerektiği kadar yanınızda kalacaklar, çünkü birey niteliğini kazanmaları için vaktiyle onlara yardım etmiştiniz. Bu nitelik artık kalıcı hale gelecektir. 

İnsan düşünce ve davranışıyla hayvanlara karşı sevgi saçtığı zaman hayvanlar da sevgi saçmaya başlayacaktır. Kutsal Kitabınızda sözü edilen kurtla kuzunun yan yana yatmasının anlamı budur"

31 Aralık 2017 Pazar

Hz. Ali aşk.

“Aşk kıskançlığıyla utanmaz, yüzü pek bir hale geldim;
horlandım, usanca düştüm; huyum kötüleşti…
Hayır hayır; aşktandım, aşka aşığım ben;
Arslanıma şaşılacak bir ceylan oldum gitti.”
İşin ihlasını Hazreti Ali’den öğren! Bil ki, Tanrı arslanı hileden hasetten tamamıyla temizdir.
Hazreti Ali, gazada bir pehlivana galip geldi. Hemen kılıcını çekerek hasmına hücum etti.
Hasmı ise bütün Peygamberlerin, bütün Velilerin iftiharı Cenab-ı Ali’nin yüzüne tükürdü.
O, öyle bir yüze tükürdü ki, ayın yüzü, secde yerine baş koyacağı zaman, o yüzün önünde secde eder.
Onun tükürmesiyle Cenab-ı Ali, derhal elindeki kılıcı yere attı ve başladığı gazadan vazgeçti.
Hasmı, Cenab-ı Ali’nin bu hareketine ve yersiz gösterdiği af ve merhametine hayran oldu.
O mübariz (savaşan) dedi ki:
“Ey kanadı Allah’ın nuru ile parıldayan! Ey Şaha ve Şahın bileğine alışkın olan, Doğan! Bu sırrı açık söyle. Ey Şah-ı Hakiki’nin Anka tutan Doğan’ı! Ey orduları, ordusuz tek başına ezip geçen kahraman! Sen kendin, yüz binlerce ümmetsin. Bu naçiz kul, senin yüksek himmet Doğan’ına avlanmıştır. Açık söyle. Kahır yerinde gösterdiğin bu rahmet nedir? Ejderhaya fırsat elini vermek kimin yoludur? Hangi yiğidin işidir?”
Hakk Kur’an’da: “Allah’ın rahmetinden ümidinizi kesmeyiniz. Allah, muhakkak ki, bütün günahları mağfiret eder.” Ayetiyle mademki ümitsizliğin boynunu vurmuştur. Şu halde günah taat gibidir.
Şeytan uğraşır ki, insan bir günah işlesin de, o günah yüzünden kuyuya düşsün.
Şeytan, insanın işlediği günahın taate çevrildiğini görünce; bu an, Şeytan için üzüntülü, mübarek olmaz bir an olur.
Cenab-ı Ali dedi ki: “Ey pehlivan. Beri gel! Ben sana kapı açtım. İçeri gel, ilim şehrine gir. Sen benim yüzüme tükürdün, ben sana hediye verdim. Bana eza edene, ben böyle hediyeler verirsem, bana sol ayağıyla gelenin, muhalefet edenin, önüne nasıl baş korum? Onu hilmimle nasıl karşılarım? Bana karşı vefakar olanlara ise ne vereceğimi, artık sen bundan kıyas et de anla. Bil ki, onlara, ebedi hazineler, zevalsiz mülkler ihsan ederim.” (*)
Senden eyler intişar afaka feyz-i Ahmedi,
Senden almış nur-ı irfanı Efendim, her Velî!
Merhamet et Şahsın, ey rahmeten lil alemin.
Nur-ı Hakk, Sakı-i Kevser, Dinim, İmanım Ali! 
 Zumer Suresi,39.Sure/53.Ayet
Hasan Çıkar Dede – 

Bilincin devinimi..

Gözünüz herşeye hayat verendir . Varoluştaki her molekülün ardında farkındalık (awareness) olmalıdır . Aksi takdirde evren , hareketsiz gazların ve sönmüş yıldızların tesadüfi bir dönüşü ; yaradılışın ilk tohumu için çırpınan bir boşluk olurdu. 
Zeka olmadan hayat olmaz, sadece hareket olur. 
Pencereden dışarıya her bakışınızla, hayatın tohumunu yaradılışa bırakırsınız. 

Rüya görürken hatta rüyasız uykuda bile , tanık uyumaz . İşte bu yüzden tanığın görmek için gözlere ihtiyacı yoktur. 
Bu çok sihirli birşey gibi görünür . Göz , görmenin temel organı değil midir ? Göreli dünyada görebildiğimiz , duyabildiğimiz , dokunabildiğimiz herşeyin temeli ENERJİ VE BİLGİYE dayanır . Her atom bu iki öğeye ayrılabilir . Hayatın bu muhteşem düzenini sağlamak için başka bir güce ihtiyaç vardır , ZEKA . Zeka evreni bir arada tutan zamktır. Kişi kendi iç gözüyle " bu zekanın ta kendisi " olduğunu bilir . En derin anlamıyla görme , uykudayken , rüya görüyorken de gerçekleşebilir .Çünkü görmek demek evrensel zekanın farkında olmak demektir. Tam bir tanık olduğumuzda herşey anlaşılır.

Eğer dünyayı görünür kılan görme olayı ise , Görmeyi yaratan kim veya nedir ?
Göz birşeyi görmeden önce gözü kim gördü ?
Cevap ; Farkındalıktır.
Gözün ardındaki gören Bilen , bilincin kendisidir. Algılarımızı yaratır ki onlarda çevremizdeki herşeyi yaratabilsin.
Deepah Chopra- Büyücünün Yolu kitabından alıntıdır.