22 Mayıs 2018 Salı

Hz.İsa .......1


Hz.İsa ve Longinus'un Mızrağı
çarmıha gerilen insanlar açlık, susuzluk, güneşte kavrulma vesaire gibi günler alabilecek acılarla değil, belki daha kötüsü, boğularak ölürler. şöyle ki; çarmıha gerilmiş bir insanın bütün vücut ağırlığını taşıyan uzvu (uzuvları) üst kol bölümü ve omuzlarıdır, özellikle düzgün nefes alabilmek için göğüs kısmının aşağıya çökmesini engellemek için omuzlardan destekle göğüs kafesini yukarda tutmaya çalışır insan. ama tabi ki bunun da bir sınırı vardır, bir zaman sonra insan gücünü yitirir, özellikle ciddi travma ve kramplardan sonra göğüs kafesini yukarıda tutamamaya başlar, ve nefes güçlüğü çeker. ta ki yavaş yavaş boğulana kadar. çarmıha germe pratiğinin arkasındaki mazoşist deha budur. (övdüğümden değil, ama itiraf etmek gerek, dahice) dolayısıyla, çarmıha gerilen bir adamı, usulüyle, en hızlı şekilde öldürme şekli aslında bacaklarını kırmaktır. böylece, göğüs kafesi hiçbir destek bulamadan, (kollar yukarıda asılı olduğu halde) aşağı düşecek ve boğulma süreci oldukça hızlanacaktır.
bu kadar ön bilgiyi neden yazdım, açıklayayım; isa çarmıha gerildiğinde, kendisiyle birlikte o gün aynı cezayı alan iki kişi daha vardı. çarmıha germe işleminin yapıldığı tepede romalı askerler korumasında, aralarında hz. isa'nın da olduğu çarmıha gerili bu 3 insanın ölmesi beklenirken, halk arasında oluşan ciddi hareketlenmelerden ötürü idam sürecini hızlandırmak gerekmiş ve isa dışındaki diğer 2 adamın ayakları teker teker süratle kırılırken, sıra hz. isa'ya geldiğinde onun bacaklarını kırmak üzere elinde club ile çarmıhın başına giden longinus isimli roma askeri isa'nın çoktan öldüğünü görmüştür. bu sırada, kutsal olarak gördükleri ruhani liderlerinin vücuduna daha fazla deformasyon (aslında fiziksel hakaret de diyebiliriz) yapılmasını istemeyen havariler john ve mark, -ki zaten isa'nın son anlarını bunların gözlem ve yazılarından biliyoruz- hz. meryem ve magdanalı meryem'in de yakarışları ile longinus isa'nın bacaklarını kırmamış, ama öldüğünden emin olmasını emreden amirinin isteğiyle, isa'nın sağ alt kaburga bölgesini mızrağıyla deşerek peygamberin ölüp ölmediğini kontrol etmiştir.
isa'nın vücudundan sarımtrak bir sıvı ile birlikte kan fışkırmış ama bir müddet sonra kan bir anda kesilince isa'nın öldüğünden emin olunmuştur. (eğer hala yaşıyor olsaydı, kan akışı bir anda durmaz, nabız ile birlikte ritmik olarak az da olsa kan akışı devam ederdi) spear of longinus denilen mızrak işte bu mızraktır. yani longinus'un isa'nın vücuduna saplayıp çektiği mızrak. bir zaman sonra hristiyan relic'i olarak ikonalaşmasının sebebi, aslında isa'yı öldüren darbenin aslında bu mızrak darbesi olduğuna inançtan kaynaklanır. "hristiyan kehaneti" adı ile bilinen kehanetler zincirinin küçük bir parçası olmasına rağmen, tarihteki bir çok "güç sembolü" ikon gibi, bu mızrak da mutlak güç ve hakimiyetin sembolü haline gelmiştir. ona sahip olan, dünya üzerinde yaşayan her ruha hakim olacaktır.
(mantıksal arkaplanı şöyledir bu söylemin; tanrının oğlunu -bazı söylemlerde tanrının kendisi- fiziksel anlamda öldüren bu silahtan daha kudretli bir silah olamaz. dünya üzerinde, insan bedeniyle yaşamış en kudretli varlığın fiziksel ömrünü sonlandıran bu silah dolayısıyla geri kalan insan nüfusu için şüphesiz çok daha ölümcüldür.) benzer bir "güç ve kontrol" sembolü için (bkz: gordion düğümü) ve (bkz: büyük iskender). hatta (bkz: uther) (bkz: excalibur) ve (bkz: kral arthur)hristiyan tarihi incelendiğinde, pek çok liderin, dünya hakimiyeti (aslında bazı indirgemelerle "hristiyan dünyasının hakimiyeti) için bu mızrağı aradığı ve "sözde" (belki de gerçektir, ama verilen örneklerin, en azından, hepsi için geçerli olmasa gerek, çünkü kronolojik tutarsızlıklar var) sahip olduğu mızrak.

Allah her şeyi kendinden yarattı..

Hiç bir şey O'nsuz olmuyor.Aslinda bu konuya hic girmeye cesaretim yoktu ancak nedendir bilmem kalbim yazmam icin beni zorluyor
HEBA - Artik madde demektir 
Kimine gore Su kimine gore enerji kimine gore kalemdir
ve Arabi Hazretleri bunu futuhat-i Mekkiyyesinde detaylica anlatir
Cok detayina girmeden anlayabilecegin sekilde anlatmaya calisayim
Allah kendi vucudunu tamamladiktan sonra der ( Sasirma Allah'in vucud ismi yokmu?) artan madde ile (iste bu heba dir)) alemleri yaratti
Bu yuzden siprutuel kitaplarda ve ariflerin kitabinda Allah'tan sende bir parca oldugu veya senin Allah'tan bir parca oldugun soylenir
Sonra bu artan nur elestte bi rabbikum dediginde yalnizca bir tanesi cevap verdi evet sen bizim Rabbimizsin
Allah buna ovulmus nur dedi ve sen olmasaydin alemleri yaratmazdim sozune muhatap nur bu nurdur 
Ovulmusun arapca karsiligini bilen var mi?
Muhammed
Sonra o nurdan tum alemler yaratildi ve ayete konu oldu
Sen onlarin icindeyken
Icinizde! herbirinizin
Iste bu Muhammedi nur yaratilisin basi ve sonu oldu ki Arabi Hazretleri bunu cemberin basi ve sonu hz. Muhammed'dir (sav) diyerek acikladi
Simdi sen "ben ve meleklerim O'na salat ediyoruz sizde salat ve Selam edin" ayetini biraz dusun

21 Mayıs 2018 Pazartesi

Karmik yaşam.

Her şey iç içe..



 Her yaşam bir karmik hikayedir..Bu hikaye hepimizin biz buna hayat diyoruz ancak öldükten sonra hikayeleşir sanıyoruz hayatlarımız ..Lakin konu tam tersi ..Ufak etkileşimlerle hikayenin tali yolları değişse de ana kurgu ve kahraman herzaman aynı kalır...Sonuç ise varılacak noktaya gelene kadar sureklı kendını tekrar eder (samsara)..

Bilinen üzere Dünyaya gelirken ailemizden soyumuzdan topladıgımız bir çok karmik tortu ile geliriz..Oysa biz sadece kendi karmamızla mükellef oldugumuzu sanarak suya atılan bır tasın olusturdugu halka ıcınde gorebıldıgımız kadarı ile etrafımıza bakarız ...

Oysa o etkı, halka halka ,ıc ıce gecen dalgaları meydana getırerek her an buyumektedır...Tıpkı bizden oncede oldugu gıbı bızımle beraberde şimdi , gecmişte ve gelecekte daima ileriye dogru hareket halindedir..Bu ritim prensibidir ve salınım herzaman fiziksel ,zihinsel ve sprituel planlarda mevcuttur.

Ozman madde ile zihin dolayısı ile mana alemi birine bağlı halde titreşir..

Madde, zihin ve ruh’un titreşim oranları farklıdır.

Titreşim ne kadar yüksekse, evren hiyerarşisindeki yer de o kadar yüksektir. Titreşim ekseninin bir ucunda RUH (sabit ve yüksek titreşim), diğer ucunda en KABA MADDE (Hareketsiz ve düşük titreşim) biçimleri vardır. Bu iki uç arasında milyonlarca ama milyonlarca farklı titreşim oranı ve kipleri bulunur.

Burada şunu da eklemek isterim ,

Alemler (boyutlar) arasındaki iletişim sembolik araçlarla mümkündür..Bu konu okültist simyacıların iyi bildiği eski kadim bir ilimdir..Bu konuyu daha sonra bir yazı ile yine inceleriz..

O zaman konuyu fazla dağıtmadan gunumuze donelım ..hikayenın su anda yasadığımız kısmına ...

Biz dunyaya gelmeden 7 yıl once anne ve babamızın karması ıle kaderımız hakkında plan çizilmeye başlar...Evet yalnış anlamadınız dogmadan 7 yıl once ! Bir başkasının karması idealleri yaşam planı ile dünyaya gelir bilmeden başkasının hayatını yaşarız uyanmadığımız sürece! Kendi hayatında hayat planlarını tamamlayamamıs bır cok şuura ,gerek morfogenetik kodlarla gerekse şuursal boyuttan bizlere etki ederek karmik olarak eklenti oluştururlar..Ben yapamadım sen yap! Ben olamadım sen ol!! Gibi..Bu sebeple şu konuyada dikkat çekmek isterim çocuk isimleri konusunda ailede daha önce yaşamış yada hala yaşamakta olan bir bireyin ismini çocuğa vermek düşükde olsa aynı vibrasyonu akseder kişiye....Kendi kök ailenizde dikkatli gözlemler yaparak hangi konularda karmanızın oluştuğunu kısmen anlayabilirsiniz.

Tekrar 7 yıllık donguye gelıyorum ..Bu dongudeki kilit noktayı astrolojık açıdan 4.evdeki hesaplamalarla bulabılır ve gezegensel etkılerıne gore çözümleme çalışmaları yapılabilinir..
4.ev çok önemlidir..
Köklerimiz
Annemiz
Orası araftır
Ve
Mezar yerimiz..

Peki ailesel karmamızın bu hayatımıza tezahurunu nasıl anlarız???

Hersey bir gun kok dişlerınden birinin ağrımaya başlaması ile tezahür eder..
Kök dişler aileyi temsil eder ..

O sırada saturn 1. Evınden cıkıyor olabılır..
Venusune 135lik açısıyla kendını dişçi koltugunda bulursun..
Transit Güney ay dugumunun haritanda bulundugu eve bak ..18 ay boyunca Hangı konular açığa çıkıyor , sahne ne ? 

Ve GAD nereye dogru ileriyor ? Herhariranın kritik gezegen dereceleri vardır ,bunlara dikkat et..

Bunlar elbette harıtaya gore farklılık gosterır ancak kişi kendi haritasını oturtturmussa sembolikleri daha net okuyabilir..

Bu hususda kök ailesel konular gündeme gelebilir..Rüyalardaki sembolizmalar bu şekilde çalışabilir..Geçmişteki Aynı döngüler kendini tekrar edebilir..

Umarım bu ufak bilgilerle siz yoldaşlarımı düşünmeye sevk edebilmişimdir..

Çünkü karma ilk olarak Düşüncede başlar..



İnsan beyni aslında bir 'biyolojik bilgisayar' 

ve 'insan bilinci', beynin içinde bulunan ve ölünce bile var olmaya devam eden kuantum bilgisayarı tarafından yürütülen bir programdır. 

Uzmanlar bunu açıklarken; İnsanlar öldükten sonra ruhları evrene geri döner ve ölmez ".

Amerikan Fizikçi ve Anesteziyoloji ve Psikoloji Ana bilim Dalı Başkanı Dr. Stuart Hameroff ve Oxford Üniversitesi'nde matematiksel bir fizikçi olan Sir Roger Penrose'nin açıklaması.

.

"Diyelim ki kalp atışı durur, kan akışı durur; mikrotubuller kuantum hallerini kaybederler. 

Mikrotübül içerisindeki kuantum bilgileri yok edilmez, yok edilemez ve yalnızca evrene dağılır ve dağılır. 

Eğer hasta yeniden canlandırıldığında canlandı, bu kuantum bilgi mikrotübüllere geri dönebilir ve hasta "Ölümüne yakın deneyim yaşadım" diyor. Canlandırılmadığı ve hasta ölürse, bu kuantum bilgisinin Vücudun dışında, belki süresiz olarak, bir ruh olarak var olur. "


Boyutları anlamak..

Her frekansın boyutları vardır.Bu boyutlara esma denir.Esmaların isimleri ve dereceleri de farklıdır.Tevrat'a göre dünya 6 günde yaratılmıştır..Kuranda kullanılan metrik sistem,bizim metrik sistemımıze uymak zorunda değildir...Kurandaki sembolızmaya göre,1 gün eşittir 2 ay yani 1 gün demek 2 boyut demektir...Bu hesaba göre dünyanın hay,huyu 12 boyutta vardır...13. boyuta ulaştığın zaman,ben dünyayı yendim diyebilirsin..Çünkü artık şöyle olmasıyla, böyle olması arasında bir fark kalmaz yani dışarıda olup,bitenden etkilenmezsın...sprituel dilde bu duruma, dünyanın yok hukmunu alması ya da dünyayı aşmak/yenmek denmiştir...şimdi bakalım..

1-4 boyut arası negatıf egonun emrındeyız...

5-12 boyut arası pozıtıf egonun hızmetındeyız, adımız ademoğlu..

13-19 boyut arası nötrlük boyutları, adımız israiloğlu...bu boyutta sadece vicdanın sesini dinleriz...Yani öğretmenımız, rabbımız vicdandır,diğer bir değişle firavun...Nötrlük boyutlarında artık güce ulaşılmıştır,acaba güç nasıl kullanılacaktır ?...O yüzden övgününde,yergininde alası israiloğullarına yapılır kuranda..Kuranda israiloğullarına, içlerinden gelen resullerı öldürdükleri suçlaması yapılır..Niye ?çünkü kaynağa yani 20. boyuta girmemekte ısrar ediyorlardı...13-19 arası oluş boyutlarıdır ve tarafsızlık hakımdır...Nötürlük boyutlarında kabenın inşası için taş taşıttırılır..(ne kadarda duygusuz,taş kalpli bir insansın saldırılarına maruz bırakılır)

Vicdan öğretilmiş değerler bütünüdür...

Bir türkün,bir ermenının,bir rumun,bir yahudının vicdanı farklı farklı çalışır..

Bir eskımonun vıcdanına göre,onun memleketinde (Rivayet ) mısafirsen,karısıyla yatmak zorundasın,hayır dersen ,onları kırmış olursun yani mısafırlerıne hızmette kusur etmış olurlar ve onları vıcdanen rahatsız etmiş olursun..

20.boyut olan öz,kaynaktan itibaren yol, resul hissedişiyle devam eder..

20.boyutun önemi nerededir ?...

İlk defa resmın bütününü panoromık olarak görebılme ımkanı verır..

Gönül ilk defa sahıbını ağırlayabıleceğiniz kadar temızlenmıstir..

Ev sahibi yavaş yavaş eve dönmeye başlar...

Siz bu arada artık neyi, niçin yapmakta oldugunuzu anlarsınız ve doğaldır ki ev sahıbıyle de konuşma imkanınız olur...

Artık bır başkasına dışarıda bir şey sormanıza gerek kalmaz..

Evi yani gönlünüzü yani bilinçaltınızı,ev sahıbını davet edebıleceğiniz kadar temızleme işlemını yapmış olmanız, sızın bütüne hızmet etmek olarak tanımladıgınız işlem için, ön koşuldur...

Zaten bunların provaları 13-19 boyut arasında sıklıkla yapılır..

20. boyut,başlangıçtaki 4 haram ay yani 4 boyut çıkartılırsa 16.hak katına karşılık gelir ama bu 4 boyut her zaman hesaplamada görülecektir çünkü egonun varlık üzerindeki hakımıyetı teknık olarak,teorık olarak, giderek küçülsede asla ,asla bitmez...Bu şu anlama gelir...temızlık ve arınma devamlı olmalıdır..

20.boyuttan sonra tekrar başa dönülür ve tekrar,

1-4 boyut arasındakı maddi ego,

5-12 boyut arasındaki manevı ego,

13-19 boyut arasındaki nötr ego, gözden geçirilir ve 

savaştan sağ çıkmış olanlar varsa öldürülür..

Bu sürecin adı kabeleşme sürecidir...

Siz,tavaf edilecek hazırda bir kabe var zannettiniz,oysa ki yoktu..

Siz kendı gönlünüzü kabeleştirecek,temızleyecek ve sonrasında orasını tavafa hazır hale getırecektınız..kım için ?

Elbetteki hacı adayları için...

20.boyutttaki kaynağa tam 7 sefer gidilip,gelinir..

140.boyut, layıkıyla temızlığın ilk defa bittiği ve artık bir soluk almanız gereken karar yerıdır..

Bu işlerde hırsa kapılmak doğru değildir,nerede duracağınızı bılmek zorundasınız...

140. boyut, kurani anlatımla, gönlün bütün katlarının dolaşılması ve el değmedik yer bırakılmamış olunmasıdır...

Göğün ılk katı kandıllerle donatılmıştır ibaresıyle anlatılan yer bu 140.boyuttur...

20.boyut bir küçük tur..

140. boyutsa bir büyük turdur..

hırsa kapılıp temızlenmeye devam edılırse, teknık olarak, dünya planında işlev görülemez ve rüyalarda yaşanmaya başlanılır..

Temizlenmeye başlanmıştır.

Eğer bu temızlığın yapıldıgı yer dunya planıysa,bu 140. boyuta her zaman 4. boyutu tekrar ılave ederız çünkü yansıma oradan yapılacaktır,eder size 144...

Kadir gecesi 1000 aydan kıymetlidir ifadesıyle kuranın üst sınırıda konulmuş olunur...144*7=1008.....7 büyük gönül turu..

İlk ölüm 12. boyuttan 13. boyuta geçerken yaşanılır..

bir defa ölmüşlerin adıdır israiloğlu..

Ve kuranda ''size bir kere değil 2 defa ölmenız emredıldı'' denır ve hıtap israiloğullarınadır....

2. ölüm 144. boyutta yaşanır...

3. ölümse 1008. boyutta...

Özet.....evet doğru...dünyada ölmeye geldik...Bunu keyıfle yaptık çünkü ölmedıkten sonra YAŞAYABİLME imkanı yoktu...

Başka boyutlarda var tabi...


Çakma mürşitlere ( hacı,hoca,pir,üstad gibi.) dikkat.

Bir Hikaye....


Yaşlı bir Bektâşî, dik bir yokuşu tırmanacak ama hiç mecâli yok...Bakmış yokuşun başında bir türbe var...Hemen türbeye niyâz edip şöyle demiş :

Himmet erenler!...Hâlimi görüyorsun, ihtiyarım, yorgunum, bu yokuşu çıkacak hâlim yok... Bana himmet et de bir binek gönder...

Daha ağzındaki laf bitmeden, "Heeeyyt" diye gür bir ses duyulmuş...Bir de dönmüş bakmış ki, belinde gaddâresi ile korkunç bir sipâhî...Sipâhînin yanında bir tay varmış...Bektâşî ye demiş ki :

"Bu tay yeni doğdu, bu hayvan bu dik yokuşu çıkamaz, sen bu tayı sırtına alıp yukarı çıkaracaksın!..."

Zavallı yaşlı Bektâşî ne desin, ne yapsın?...Korkusundan mecbûren tayı sırtına almış, oflaya-poflaya yokuşu çıkmaya başlamış...Arada arkaya dönüp türbeye doğru şöyle sesleniyormuş :

Evliyâ olmasına evliyâsın ama lafı bilmem nerenden anlıyorsun...Ben bir hayvan istedim binmeğe, sen bana hayvanı yüklettin!...


Birçokları bu hikâyeyi okuyunca,yakışıksız bulanlar olacakdır...Bilinmelidir ki, bu gibi hikâyelerin zâhirinde kalınırsa onlardan istifâde edilemez...Olsa olsa hoşça vakit geçirilir, gülünür, eğlenilir...Hikâyelerdeki remzlere vâkıf olunursa onlardan büyük dersler alınır...Bu hikâye için de aynı hüküm geçerlidir...Peki bu hikâyenin işâret ettiği remzler nelerdir?...

Dik yokuş, Hakk'a giden yola yani seyr-i sülûka remzdir...Yokuşun dikliği, yolun meşakkatli oluşuna işâretdir... 

Türbe, sahte mürşide remzdir...Her ne kadar kılık-kıyâfeti mürşidleri andırsa da bu gibiler mezardaki ölü gibidir...Bunlardan bir fayda gelmez... 

Bektâşî, kendisine mürşid arayan fakat mürşid-i kâmil ile sahte mürşid arasındaki farkları bilmeyen ve görünüşe aldanarak kalbi ölü birisinden seyr-i sülûk için meded uman bilgisiz kimseye işâretdir... 

Sipâhî, böyle bir kimsenin yoluna çıkacak olan ins ü cin şeytanlarına ve nefsin iğvâsına remzdir...

Tay ve onun sebeb olduğu yorgunluk ise mürşidi kâmil olmadığı için ondan hiçbir  bir yardım göremeyen kişinin, nefsânî hastalıklar ve derdler altında ezilmesine ve seyr-i sülûk için çok zahmet çekmesine işâretdir... 

Hikâyeden çıkarılacak hisse şudur ki, mürşid-i hakîkî zannıyla nâkıs kimselerden meded bekleyen kişi, meşakkat ve mihnetlerle dolu olan manevî yolculuğunda kolaylıklar elde edip maksadına hızla ulaşacağını umarken, tam aksi, şeytanın ve nefsinin başına açacağı derdlerle meşakkati ve mihneti kat kat olur ve menzil-i maksûda varamaz...Hakîkî bir mürşide giden kişi, mürşidinin yardımıyla nefsin kötü sıfatlarından kurtulur, ve hafîfleyen bir kimsenin veya vâsıtanın hızla yol alması gibi, süratle seyr-i sülûk eder...Halbuki sahte mürşidlerden meded umanlar, kibir, ucub, hased, gadab gibi kötü sıfatları daha da şiddetlenerek, ağırlıkları kat kat olduğu için seyr-i sülûk edemezler..