Bu yaşam bize verilen bir hediyedir.Armağan edilen bu nefesin kutsallığını yaşamalıyız..Bu yaşam, bir eylem yaşamıdır, bir değişim yaşamıdır. Atalete izin verme, çünkü sen atıl olduğun zaman durgun bir kısır döngünün içine kolayca girebilirsin. Senin kendi ruhsal deneyimini kendi başına yaşaman gerekiyor. Kendi yolunda kendi kişisel arayışını gerçekleştiriyor olman gerekiyor. Nerede değişim gerektiğine bak ve o değişimi oluşturabilmek için gereken eylemi gerçekleştir. Eğer değişim rahatsızlık veriyorsa bil ki, ne kadar çabuk gerçekleşirse o kadar kolay olur. Bir yara bandını hızla çekmek, yavaşça çekmekten daha az acı vericidir. O nedenle, ne yapılması gerekiyorsa, çok fazla düşünerek vakit kaybetmeden yap. Yeniye doğru o adımı tereddüt etmeden at ve sadece bil ki yenide, arkanda ve geçmişte bıraktığından çok daha harika şeyler olacak. Değişimle birlikte yaşam da gelir, dolu dolu ve muhteşem bir yaşam. Bu sana sunuluyor. Onu al ve onun icin sonsuz şükran duy."
24 Mayıs 2018 Perşembe
23 Mayıs 2018 Çarşamba
KONU KOMŞU NE DER ADLI ÖRGÜT ..
Kendinden olmayan insanların toplandığı sevimli isyankarlar.Sizi olduğunuz gibi kabul etmeyen her insan mensuptur bu örgüte. Bu kişi en yakınınızdakiler olabilir.!!! Kızınız,kocanız,oğlunuz,komşunuz, hatta size saygı duymayan köpeğiniz bile...!!
El Alem örgütünün temel amacı size görevler ve statüler verip her davranışınızı, her türlü duruşunuzu kontrol etmektir.!
“Sen annesin davranışlarına dikkat et, sen kızsın dikkat et.!, sen Erkeksin dikkat et.!
Sen kadınsın dikkat et.! Kendine dikkat et.! , hareketlerin konuştukların kontrollü olsun; yoksa EL ALEM ne der..!!”
Düşünün işten yorgun, argın evinize geliyorsunuz ve 10 dakika kafanızı dinleme şansınız yok.Elalem evde sizi bekliyor “yemek bekliyor,ilgi bekliyor,kavga edecek birini bekliyor “ ve siz belkide Sevgi Saygı’nız kullanılarak EL ALEM terörüne maruz kalıyorsunuz.karşımızdaki EL ALEM
Çocuğumuzdur, Eşimizdir; çünkü sizin sorumluluklarınız vardır, statünüz ne olursa olsun, işten ne kadar yorgun gelirseniz gelin sorumluluklarınızı yerine getirmek zorundasınız.yoksa; iyi bir Anne,eş,kadın,erkek değilsiniz ve ELALEM tarafından dışlanırsınız.hobileriniz olamaz, istekleriniz bastırılmaya mahkumdur, Ruhunuzun dinlenmesi için hiçbir sebep yoktur çünkü sizin sorumluluklarınız vardır.
Fedakar Anne,mükemmel Baba, akıllı çocuk, en mükemmel Aile; öyle bir eğitilirsinizki ELALEM tarafından Robotlaştığınızı farkettiğinizde çok geç kalmış olabilirsiniz.Robotlaştığınızı farkettiğinizde artık bir İnsan,kadın,erkek,çocuk değilsinizdir,hisleriniz yoktur.herşey olması gerektiği gibidir çünkü;EL ALEM öyle istiyordur, Elalem memnundur statünüzü korursunuz ama Siz artık İnsanlıktan çıkmış bir Robot gibi yaşamaya başlarsınız.!
Ruhunuz dinlenmedikçe yara alırsınız, agresivleşip,depresif hareketler başlar
Başınız mideniz ağrımaya başlar.kendinizi korumaya alabilmek için hastalanırsınız.bu belirtiler uzun sürerse ciddi sağlık sorunları yaşamaya başlarsınız.Baş ağrıları, Migren,Mide veya Bağırsak sorunları ortaya çıkar.Mutsuz ve umutsuz bir İnsan olur çıkarsınız ama EL ALEM memnundur.
Antidepresanlar kullanmaya başlarsınız, ne kadar çok ilaç kullanırsanız o kadar çok ilgi görürsünüz El Alemden, bir süre sonra kullandığınız Antidepresanlardan dolayı El Alem’e ilginiz azalır, artık iyi bir Anne, Eş, Kadın,Baba değilsinizdir. Siz artık mutsuz ve hastasınız, Ruhunuz yara almıştır. Tıp dilinde Psikosomatik hastalıklar adı altında tanımlanır bu rahatsızlıklar.
Kullandığınız ilaçlardan dolayı ciddi sağlık sorunları sizi beklemektedir ama EL ALEM memnundur. Sürekli mutsuzluk ve stres sizi hasta etmiştir, bu durumu çok fazla abartırsanız Kanser hastalıklarına davetiye çıkarırsınız
İlaç firmaları, Doktorlar memnundur bu durumdan.
En tehlikelisi Kapitalist sistem memnundur bu durumdan.!!
Bu süreç uzun sürerse EL ALEM hoşnut kalmaz, siz artık sorumluluklarını bilmeyen bir bireysiniz, her fırsatta dile getirir bu hoşnutsuzluğu ELALEM
Hastasın sen !!
Delisin sen !!
Çok gerginsin, Depresifsin,iyi bir Anne,Baba,çocuk,Eş,Kadın değilsinizdir artık Elalem’in gözünde.
Mutsuzluk saçıyorsunuzdur çevrenize, ilk başlarda çözüm aranır bu soruna EL ALEM tarafından ama içinden çıkılmaz bir hale gelince sizden bir an önce kurtulmaya bakar EL ALEM.!!
Statünüz ne olursa olsun, kadın veya Erkek, zengin yada fakir, çocuk yada yetişkin Ruhunuz yara almıştır ve Elalem bu durumdan hoşnut değildir.
Kadınsanız artık kötü Kadın, Anneyseniz sorumsuz Anne, Erkekseniz serseri, çocuksanız şiddet düşkünü statüleri sizi bekliyordur.
Oysaki sizin tek amacınız EL ALEMİ memnun etmekti.!!!
----2
Bir delinin en ayırt edici özelliği olağanüstü farklı ve süslü kıyafetleriydi. Böyle giyinmelerinin sebebi, düşman karşısında olduğundan büyük görünerek insanüstü bir varlıkla karşılaştığı algısı yaratarak düşmanlarını korkutmaktı. Delilerle karşılaşan düşman, karşısındakinin ne olduğunu anlamaya çalıştığı için şaşkınlık içinde kalırdı. Bu vahşi ve alışılmadık görüntü için, Bizanslı tarihçi Chalcondyles'in getirdiği açıklama, bu gerçeği açıkça ortaya koyar: "Bu giyim korkunç görüntülüdür ve özellikle düşmanı ilk görüşte şaşırtmak ve kolayca yenmek için seçilmiştir. Deliler ile karşılaşan düşman, öncelikle neyle karşı karşıya olduğunu, nasıl bir varlıkla savaştığını, karşısındakinin insan mı insan dışı bir varlık mı olduğunu anlamaya çalıştığı için şaşkınlık içinde kalır."
1672'de delilerin sadrazamın alayında geçişlerine bizzat tanıklık etmiş Fransız Galland, bu manzaranın özellikle anlatmaya değecek kadar garip olduğunu, gördüğü şeyin zihninde kan ve katliam hissi uyandırdığını yazmış ve "O derecede cengâverane bir mahiyeti vardı ki, bu manzara karşısında insan ancak muharebe ve savaş teneffüs edebiliyordu. Önlerinde bayraklar gitmekteydi ve bunların renkleri ancak kanlı vuruşmalar ve karşılaşmalar ifade edebilirlerdi" diye eklemişti.
Venedikli Vecellio hazırladığı eserinde delilerle ilgili şu bilgiyi aktarmıştı: "Öylesine hızlı hareket ederlerdi ki, insanları gölgelerinin bile öldürücü olduğuna inandırmışlardı." Yine deliler ile ilgili saçlarını kazıtıp sadece başlarının tepesinde bir tutam saç bırakmalarına değinen Avrupalılar; bu saçı bağlayarak urgan gibi başlarından sarkıtıp kamçı görünümü vermelerinden etkilenmişlerdir.
OSMANLI MİNYATÜRLERİNDE
III. Mehmed'in 54 gün süren sünnet törenini anlatan Surname adlı eserde tüm detayları ile deliler de açıkça görülür. At üzerinde maharetlerini sergileyen deliler, zaman zaman çıplak bedenlerine kesici aletler saplayarak, acıya ne kadar dayanıklı olduklarını gösterirlerdi. Onlar gözü karalığıyla kendilerine Hz.Ömer'i örnek almış, geçit törenlerinde yüksek sesle "Kalpaklarımız Emirü'l-Müminin Hz.Ömer'in çizmesinin koncudur, ocağımız müşarünileyh Efendimize mensuptur." diye haykırmışlardı.
DELİLERİN SİLAHI: OSMANLI TOKADI
Delilerin kendileri kadar tokat meselesi de oldukça meşhurdu. Yakın dövüş sanatında usta olan bu grup, düşmanın içine daldığında tokat atarak onu devirirdi. Elin ve kolun her iki yanı ile gerçekleştirilen bu vuruşta düşman muhakkak önce bir sendeler, bazen atından düşer, bayılır yahut savaşamayacak hale gelirdi. Öyle ki öldürücü bile olabilen bu vuruş, Avrupalıların tarihine "Osmanlı tokadı" olarak geçti.
BARIŞTA VE SEFERDE GÖREVLERİ AYRIYDI
Deliler Rumeli'de kuruldukları zaman genel olarak beylerbeylerinin veya Bosna ve Semendire sancak beylerinin maiyetinde bulunurlardı. Hizmet ettikleri sınır beyinden veya beylerbeyinden aylık alırlardı. Sadrazamın divan alayında deliler özel ve etkileyici kıyafetleriyle en önde gider ve bu düzenle, Topkapı Sarayı'na girerek sadrazama yol açarlardı. Taşradaki delilerin barış zamanı en önemli görevi, emri altında bulundukları vezirin önünde yaya olarak gidip yolları açmak ve olası bir suikasta karşı efendilerini korumaktı. Sefer zamanı da bu muhafızlık görevleri devam ederdi. Ama seferde asıl görevleri çok önemliydi. Deli süvarileri öncü veya artçı birlik görevi görmekteydi.
Anadolu'da yiğitlere deli derler..----1
Kendi kafasına göre davranan insan değil,inandığı değerlere başını ortaya koyanlara deli derler.
Onlar için görünüş önemli değil.Savaşırken kullandıkları taktiklerle diğer birliklerden ayrılan deliler, cesaretleri ve gözü pek oluşlarıyla nam salmışlardı. Bu askerlere neden deli denildiği, eski kaynaklarda net bir şekilde belirtilir. Fransız mühendis ve asker Alain Manesson Mallet, bu durumu şöyle açıklar: "Bunlar öylesine cesurdurlar ki bir tarafın hizmetine girdikten sonra, onları vazgeçirebilecek hiçbir ceza korkusu yoktur. Bu nedenlerden dolayı Türkler onlara deli adını vermişlerdir ve bu ad, dillerinde 'gözüpek' anlamına gelir."
Fransız elçisi maiyetinde, 1672 yılında İstanbul'a gelen Antoine Galland yayımlanan günlüklerinde deli adının nereden geldiği konusuna eğilir ve bildiklerini şu şekilde aktarır: "Deli sözü Türk dilinde mecnun manasına gelir, fakat bu adamların mecnun oldukları ve akıllarını kaybettikleri manası çıkarılmamalıdır. Bu, kendilerini tehlikeye atmak hususunda gösterdikleri azim ve inattan, nefislerini tehlikeye hakikaten deli imişçesine bir pervasızlıkla atışlarından dolayıdır."
DELİLER YEMİN EDİP BAŞLIK GİYERLERDİ
Deli Ocağı'na mensup olmanın önemi tarihi vesikalarda vurgulanmıştır. Herkesin gelişigüzel kabul edilmediği bu ocağa dâhil olmak için bazı şartların yerine getirilmesi zorunluydu. Delilere katılmak isteyen kişinin yerine getirmesi gereken iki temel şart vardı. Gösterişli bir fiziki yapıya sahip olmak ve cesaretini, savaşma becerisini kanıtlayabilmek.
Güçlü görünümün yanında silah kullanmadaki ustalıklarını ve cesaretlerini kanıtlamak için düşmanla savaşmaları ve en az 8-10 düşman süvarisini öldürerek zafer kazanmaları gerekliydi. Şartları yerine getiren, eğitimlerini başarıyla tamamlayan deliler, düzenlenen törenle yemin eder, deli başlığını giyerek ocağa resmen dahil olurlardı.
DIŞ GÖRÜNÜŞLERİ DÜŞMANI KORKUTMAK İÇİNDİ
Mallet'e göre deliler iri cüsseli, kuvvetli fizikleriyle gururlu bir görünüşe sahiptiler. Bu ocağa alınacak kişilerin boylu poslu olmasının yanı sıra cesareti de ayrı bir önem arz ederdi. Gravürlerden bildiğimiz kadarıyla düşmana korku vermek için ordunun ön sıralarında yer alan delilerin başlarında kartal tüyleri, üzerlerinde ise yırtıcı hayvan postları vardı. Koltuk altlarında, sırtlarında ve bacaklarında bu hayvanlara ait kanat, kuyruk, pençe gibi unsurlar sarkardı.
22 Mayıs 2018 Salı
----2
bundan sonra vereceğim mızrağa sahip olan şahıs ve kullanıldığı -arzulandığı- olaylar örneklerinde bunun akılda tutulmasını isterim.) istanbul'un yeni imparatorluğun başkenti olarak keşfinde de mızrağın yön gösterici olarak büyük rolü olduğu düşünülür. constantine'den sonra, ispanya doğumlu theodosius mızrağa sahip olmuştur ki, theodosius da batı roma imparatorluğu kralıdır. daha sonra da goth lideri alaric -ki kendisi roma şehrini yağmalamıştır-, ondan sonra theoderic -hun attila'yı püskürten kral- gibi "barbar" kavimler kralları sahip olmuştur mızrağa. ve tabi ki bizans imparatorluğu'nun efsanevi kralı justinian da. charles martel'in müslüman tehdidine karşı önemli bir zafer kazandığı poitierssavaşında mızrağı kullandığı söylenir. ve mızrağın charlemagne'i 47 ardıl zaferinde çok önemli bir rol oynadığı da. hatta charlemagne, kazara mızrağı yere düşürdüğü için ölmüştür. kendisinden sonra gelen 5 saxon kralı mızrağa sahip olmuştur, sonra da 7 hohenstauffen kralı -aralarında en çok tanınanları barbarossa, ikinci frederik ve kaiser wilhelm vardır- napolyon pek tabi ki bu silaha sahip olmayı arzulamış, fakat austerlitz savaşından sonra mızrak viyana'dan gizlice kaçırıldığı için bu hayali gerçekleşmemiştir.
napolyon tehlikesi geçince mızrak viyana'ya geri döner. burada 1938 yılına kadar kalacaktır. tahmin etmesi zor olmasa gerek, bu tarih görüldüğünde, çünkü occult ile kafayı sıyırmış olan hitler ve yakın çevresi (olayın bu kısmı ayrı başlık altında incelenecektir) özellikle heinrich himmler mızrağı ve tarihini inceleyip elde etmeyi kafalarına koymuştur ve nitekim avusturya'yı elde etmeden önce, 1912 yılında, hitler yaptığı gezilerden birinde viyana müzesinde mızrağı görmüş, kendi ifadesiyle dili tutulmuştur. pek tabii ki avusturya annex edildiğinde hitler tarafından, mızrağın yeni sahibi de bellidir. müttefik bombardımanına kadar, 6 yıl süreyle mızrak almanyada st. catherine kilisesinde tutulur, bombardıman başladığında ise yer altına kaçırılır. 30 nisan 1945 yılında, müttefikler berlini ele geçirdikten sonra, mızrak amerikan ordusu tarafından bulunur ve 3. ordu komutanı general patton'ın şahsi talebiyle -kendisi mızrağın tarihini biliyordur- amerika'ya götürülür. burada bilimsel çalışmalar sonucu mızrağın orijinal olduğu ispatlanır ve eisenhower tarafından mızrak hofburg treasure house'a, viyana'ya (avusturya kraliyet hazine binası) geri gönderilir.
mızrak, hala oradadır. piyasada, yine doğal olarak, birden fazla longinus mızrağı vardır. biri roma'da, biri viyana'da diğeri de bir söylentiye göre ingiltere'dedir (burada işin içine pek tabii ki tapınakçılar giriyor ki, hiç başlamamak en iyisi) ama orijinal olduğu ispatlanan (henüz) tek mızrak viyana'dakidir. tabii orijinallik derken kastımız carbon 14 yöntemi adı verilen ve nesnelerin ömrünü belirleyen yöntemle, mızrağın tahmini yaşıdır.


