Evrenin Ortak Dili DMT
“Karanlıkta oturanlar gerçek (büyük) ışığı görürler” Hz.İsa
İnsanın sinir sistemi, bitkiler, hayvanlar ve daha fazlası DMT ile kaplı.
Avatar filminde gezegenle iletişime geçen canlılar DMT'nin bu yönüne vurgu yapan öğelerdir. Aslında hepimiz bu iletişim donanımına sahibiz fakat bu donanımı bilinçli olarak kullanamıyoruz, yeti haline dönüştüremiyoruz.
DMT ancak aydınlanma ile gerçek işlevini kazanabilecek bir moleküldür.3 canlıda temel bir yapı olarak bulunan DMT ortak iletişimin kaynağıdır. İstisnasız tüm canlılarda DMT bulunur.
Parapsikolojinin ilgilendiği en baş konulardan biri ölüm ve ötesidir. DMT'yi bu alanda ve fizik ötesinde alanda inceleyecek ve açıklayacak olursak DMT sayesinde bir insan ölümü ve doğumu deneyimleyebilir, ölüm korkusunu yenebilir, insan hiç görmediği ve bilmediği alemlere(boyutlara) geçiş yaparak evreni keşfedebilir.
Bu durumu bir rüya gibi düşünün nasıl bir insan rüya esnasında hiç bilmediği ve görmediği yerlere gidip normal hayatta olmayacak psikozlar yaşabiliyorsa aynı şey dmt'yi bilinçi kullanarakta yaşanabilir.
Fakat bu bir rüya değildir tam aksine gerçeğin ta kendisidir. Rüya esnasında gördüğümüz insanlar, yerler, görüntüler,ve objeler 4. Boyuta geçişin bizlere sunduğu bir ikramıdır.
Ruhumuzu 3. Boyuttan sıyırıp 4. Boyuta götüren DMT bizleri gerçekliğin bir üst katmanına götürerek yaradana bir adım daha yaklaştırmaktadır.
Meditasyon, oruç, ilahi söylemek ya da başka herhangi bir teknik ile özden kaynaklanan DMT seviyesinde bir patlama oluşabilir. Bu da mistik ve ölüme yakın deneyimle bağlantılıdır.
DMT'nin vücudda doğal olarak sentezlenmesi 2. ana bölüme ayrılır, biri doğum anı diğeri ise ölüm anıdır. Normal de nefes aldığımız her an sentezlenir fakat bu çok küçük bir miktar.Koca okyanusun içnde tek bir su damlası gibi..
Sentezi arttırabilmek için beynimiz belirli bir nefes ritmine ihtiyaç duyar. Çünkü hayat insana aldığı nefes üzerinden akmaktadır. Bu ritimi de yakalaya bilmek hiç kolay değildir.
Maditasyon yaparak, oruç tutarak, ilahi söyleyerek ve belirli teknikler kullanılarak ritim bir miktar arttırılabilir. Amaç nefesi belirli bir düzene sokmaktır.
Gece uykuya daldığımızda nefesimiz yavaş yavaş azalarak bir ritim yakalar ve bu sayede DMT sentezini arttırarak yavaş yavaş rüyaya giriş yaparız. Sentezleme ne kadar yüksek ise algılayacağımız gerçeklik ve boyut da ayı doğrultuda artmaktadır.
Rüyalar bilincimiz kapalı olarak başlar. Eğer ki rüyadayken bilincinizi açmayı başarırsanız "gerçekler aleminize hoş geldiniz".
Korkularınızı(şeytanı) yenebilirseniz yaradanın bu büyük lütfundan bir parçada siz yiyebilirsiniz. Unutmayın burda kararları sadece siz vermiyorsunuz bir de geçmişimizin saklandığı bir bilinç altı faktörü mevcut.
Salgılanması rüyaların görüldüğü evreye denk gelir ve erowid`den de okuyabileceğiniz gibi etkilerinin arasında "change in perception of time" (zaman algısında değişim) vardır.
Ayrıca vücut dışı deneyimlerinin çoğu ya rüyadayken ya da ölüm sırasında (müdahaleyle dönebilenler tarafından) olduğu iddia edilir.
Beyin uyku dışında sadece ölüm ve doğum sırasında dmt salgılar.
"ışık görmek" yine hem içilen dmt sırasında hem de ölüm sırasında yaşanan bir durum. Öte yandan Hinduizm`de her çakra belli bir hormon bezinin olduğu bölgeye denk geldiği gibi üçüncü göz pineal bezin olduğu bölgeye denk gelir.
Yani nirvanaya en yakın nokta olan "tam görüş / yargısızlık" noktasına (bir görüşe göre) dmt salınımının kontrolüyle erişilebilir.
Meditasyonda DMT salgılayan Epifiz "Prana" olarak adlandırılır. prana tanrı'nın nefesidir, logos'tur. Pranic nefes alma teknikleri ile epifiz aktive edilir ve kişi bu sayede merkabah'a (lightbody) kavuşur. Kişi üçüncü boyuttan dördüncü ve beşinci boyutlara atlayabilir. Tabiri caizse bilinçsizlikten bilince, karanlık taraftan ışığa geçer.
Bu tam olarak Platon'un idealar veyahut Carl Gustav Jung'un arketip dediği kolektif zihindir. Aynı zamanda Sigmund Freud'un bilinçaltına dayanan psikanalitik görüşüne de ivme kazandırmıştır.
Yine iddialara göre Prana, Metatron'un dalga boyudur. Bilindiği üzere okült felsefede yhwh metatron'un avatarıdır. Kutsal geometride metatron's cube olarak bilinen 13 daireli hexagonal şekil, kabala'da tree of life denen şekilden çıkarılır ve Talmud'a göre Adem cennetten düştüğünde yitirdiği olağanüstü yetenekleri ve beraberinde kayıp hafızayı temsil eder.Kutsal kitaplarda Ezekiel'ın gökten inen kutsal, ruhani bir varlığı tanımlamak için kullandığı wheels within wheels kavramı tam olarak budur aslında.
Epifiz, geceleri pinoline, melatonin ve dmt adı verilen güçlü bir halüsinojen madde salgılar. özellikle dmt ile lsd'nin etkileri neredeyse benzerdir. uyku ile uyanıklık arasındayken içinde bulunduğunuz odayı 360 derece görebiliyorsanız veyahut gözünüz kapalıyken bunu hayal edebiliyorsanız epifiz yani üçüncü gözünüz açılmaya başlamış demektir.
Epifizin işlevi sodium fluoride tarafından engellenmektedir ve sodium fluoride Amerika'da kola, su gibi en fazla tüketilen içeceklerin içine yoğun miktarda katılmaktadır.
Yine iddiaya göre sodium fluoride ilk kez Naziler tarafından insanlar üzerinde kullanılmıştır. global bir komplo teorisine göre bu yüzden insanlık bilinçli bir manipülasyona tabi tutulduğundan dolayı third eye blind denen durumdan müzdariptir.
phalaris arundinacea / yem kanyaşı,
psychotria viridis / chacruna
phalaris spp. / kuş otu,
acacia spp. / akasya (maidenii; obtusifolia; phlebophylla),
arundo donax / kargı kamışı
anadenanthera spp,
virola spp,
diplopterys cabrerana,
mimosa tenuiflora / tepescohuite ağacı,
ve desmanthus illinoiensis
bitkilerinde DMT bol miktarda bulunmaktadır.*
16 Aralık 2017 Cumartesi
Bilinç ve su..
Terence McKenna
(16 Kasım 1946-3 Nisan 2000) yazar filozof ve bitkibilimci.
Terence McKenna algı değiştirici bitkiler, psikedelik deneyimler, etnobotani, Şamanizm ve bilinç üzerine araştırmalar yapmış, psilocybin, dmt gibi maddeler ile ilgili deneyimlerini ve öğretilerini aktaran kitaplar yazmış, konferanslar vermiştir.
Halüsinatif maddelerin eğlence amacı ile değil, algıyı ve zihni açacak araçlar olarak kullanmasını savunmuştur.
Şamanizmin ontolojik temelleri ve ruh dönüşümlerinin etnik bitki ve ilaçlarla uygulanması konusunda çalıştı.
Yenilikçi bir teorisyendi (novelty theory) ve aynı zamanda büyülerle haşır neşirdi.
Mc kenna, duygulara ve ruha yönelik eğilimleri su yüzüne çıkarmayı amaçladı. ve spacetime continuum adlı bir albumle de daha cok insana ulaşmayı hedefledi.
Bu albumde mc kenna psychedelic-goa tarzı bir müzik üzerine düşüncelerini okudu. kimyasalların sanat üzerindeki etkilerinden, evrenden, varoluşumuzdan ve kesinlikle çok daha fazlasından bahsetti.
Psychedelic re evolution veya archaic revival diye tabir ettiği aktif felsefesi, 20. yy insanının içten içe arkaik köklerine dönüşü özlemekte olduğunu ve bunun sonucu olarak soyut dışa vurumculuk, sürrealizm, caz ve rocknroll gibi akımların ortaya cıktığını anlatır.
(16 Kasım 1946-3 Nisan 2000) yazar filozof ve bitkibilimci.
Terence McKenna algı değiştirici bitkiler, psikedelik deneyimler, etnobotani, Şamanizm ve bilinç üzerine araştırmalar yapmış, psilocybin, dmt gibi maddeler ile ilgili deneyimlerini ve öğretilerini aktaran kitaplar yazmış, konferanslar vermiştir.
Halüsinatif maddelerin eğlence amacı ile değil, algıyı ve zihni açacak araçlar olarak kullanmasını savunmuştur.
Şamanizmin ontolojik temelleri ve ruh dönüşümlerinin etnik bitki ve ilaçlarla uygulanması konusunda çalıştı.
Yenilikçi bir teorisyendi (novelty theory) ve aynı zamanda büyülerle haşır neşirdi.
Mc kenna, duygulara ve ruha yönelik eğilimleri su yüzüne çıkarmayı amaçladı. ve spacetime continuum adlı bir albumle de daha cok insana ulaşmayı hedefledi.
Bu albumde mc kenna psychedelic-goa tarzı bir müzik üzerine düşüncelerini okudu. kimyasalların sanat üzerindeki etkilerinden, evrenden, varoluşumuzdan ve kesinlikle çok daha fazlasından bahsetti.
Psychedelic re evolution veya archaic revival diye tabir ettiği aktif felsefesi, 20. yy insanının içten içe arkaik köklerine dönüşü özlemekte olduğunu ve bunun sonucu olarak soyut dışa vurumculuk, sürrealizm, caz ve rocknroll gibi akımların ortaya cıktığını anlatır.
Doğanın çocuğu kadın..
Bazı Şamanistlere göre en kuvvetli şamanlar kadın şamanlardır.
Eski devirde şamanlığın kadınlara mahsus bir sanat olduğunu gösteren kuvvetli emareler vardır.
Prof. Dr. Fuzuli Bayat, "Türk Şamanlığı" kitabında "Şaman"ı şöyle tanımlıyor:
"Ezoterik bilgilerin taşıyıcısı, psikolojik ve ekolojik dengenin koruyucusu, görünen ve görünmeyen dünyaların ilişkilendiricisi, ruhların yönlendiricisi ve yetenekli bir tabip."
Şamanlık, göçebe topluluklarda, özellikle avla ve toplamayla geçimini sağlayan toplumlarda gelişmiş.
Bayat, kadın şamanın, "mitolojik ana" düşüncesine bağlı olduğunu, ilk şamanın ateşi koruyan kadın olduğunu belirtiyor.
Prof. Bayat, Altaylı ve Yakut şamanları ile yaptığı görüşmeler sonucunda günümüzde dahi kadın şamanların erkek şamanlardan güçlü olduğunu gözlemlemiş.
Şamanlık, ortaya çıktığı ilk dönemlerde kadınların hâkimiyetinde olsa da, demirin keşfi ve avcılığın erkek sanatı olarak gelişmesi sebebiyle zamanla erkek egemenliği altına alınıyor.
"Kadın Şifacılar"ın yazarı Jeanne Achterberg'in de, Batı'da hekimlik mesleğinin zamanla erkek egemenliğine girmesinde demirin keşfi ve avcılığın gelişmesinin önemini benzer şekilde vurgulaması özellikle anlamlı.
Gaziantep Üniversitesi öğretim üyesi Doç Dr. Ruhi Ersoy'un 2006 tarihli "Kadın Kamlar'dan Göçerevli Türkmenler'de 'Ebelik' Kurumu'na Dönüşüm" makalesi ise şamanlık geleneğini günümüze bağlıyor.
Ersoy, kadın şamanlar yerini erkek şamanlara bıraksa da kimliklerini kaybetmediklerini, çeşitli kadın kimliklerine devrettiklerini söylüyor. Ersoy'a göre ebelik de yapan kadın şamanların bu kimliğini ebelik kurumu üstlenmiş.
Eski devirde şamanlığın kadınlara mahsus bir sanat olduğunu gösteren kuvvetli emareler vardır.
Prof. Dr. Fuzuli Bayat, "Türk Şamanlığı" kitabında "Şaman"ı şöyle tanımlıyor:
"Ezoterik bilgilerin taşıyıcısı, psikolojik ve ekolojik dengenin koruyucusu, görünen ve görünmeyen dünyaların ilişkilendiricisi, ruhların yönlendiricisi ve yetenekli bir tabip."
Şamanlık, göçebe topluluklarda, özellikle avla ve toplamayla geçimini sağlayan toplumlarda gelişmiş.
Bayat, kadın şamanın, "mitolojik ana" düşüncesine bağlı olduğunu, ilk şamanın ateşi koruyan kadın olduğunu belirtiyor.
Prof. Bayat, Altaylı ve Yakut şamanları ile yaptığı görüşmeler sonucunda günümüzde dahi kadın şamanların erkek şamanlardan güçlü olduğunu gözlemlemiş.
Şamanlık, ortaya çıktığı ilk dönemlerde kadınların hâkimiyetinde olsa da, demirin keşfi ve avcılığın erkek sanatı olarak gelişmesi sebebiyle zamanla erkek egemenliği altına alınıyor.
"Kadın Şifacılar"ın yazarı Jeanne Achterberg'in de, Batı'da hekimlik mesleğinin zamanla erkek egemenliğine girmesinde demirin keşfi ve avcılığın gelişmesinin önemini benzer şekilde vurgulaması özellikle anlamlı.
Gaziantep Üniversitesi öğretim üyesi Doç Dr. Ruhi Ersoy'un 2006 tarihli "Kadın Kamlar'dan Göçerevli Türkmenler'de 'Ebelik' Kurumu'na Dönüşüm" makalesi ise şamanlık geleneğini günümüze bağlıyor.
Ersoy, kadın şamanlar yerini erkek şamanlara bıraksa da kimliklerini kaybetmediklerini, çeşitli kadın kimliklerine devrettiklerini söylüyor. Ersoy'a göre ebelik de yapan kadın şamanların bu kimliğini ebelik kurumu üstlenmiş.
15 Aralık 2017 Cuma
Her yaşam forumlarıyla iletşim içindeyiz.
ETERİK KORDON AKIMLARI
Biz her zaman diğer insanlarla, hayvanlarla, yaşadığımız alanlar ve cansız varlıklarla Enerjisel bağlar kurmak durumundayız.
Duru görü sahibi olanlar bu eterik kordonları ince enerjisel teller ya da iplikcikler olarak tanımlarlar.
Eterik kordon,bizim çakramızdan çıkan ve duygusal anlamda ilişkili olduğumuz insan,nesne veya mekana uzanarak gidip gelen bir eterik enerji hattıdır.
Sağlıklı bir eterik kordan genellikle Kalp çakradan bağlanır,
Negatif olanlarsa diğerlerinden; Genellikle Solar Pleksus, mide, karın, hatta dalak
Eterik kordonlar en genelde yakınlarımız ile, babamız, annemiz, eşimiz, eski eşimiz, eski sevgililerimiz, şimdiki sevgilimiz, arkadaşımız,evimiz, çocuklarımıza kadar uzanır ve sürekli bir aktarım söz konusudur.
Kordon şeklindedir göbek bağı gibidir.O bağ kopmadıkça var olan olaylarla ilişkimiz kesilmez.Özgür kalamayız.Obsesyonun en son safhasına kadar gidebilir
Eterik kordonlar pozitif bağlar olduğu gibi,negatif bağlarda olabilir.
Negatif kordonlar farklı şekillerde oluşabilirler. Örneğin enerjisel vampirler olarak tanımladığımız insanlar, istemleri dışı sizinle eterik bir bağ oluşturup, bu kordon aracılığı ile sürekli enerjinizi boşaltabilirler.
Pozitif bağlar esenlik duygusu verirken negatif bağlar enerjimizi aşağı çeker, tüketir.
Çok sıklıkla,eşler arasında sakral (2 nci) çakranıza bağlanmıştır. Tartışma deneyimlediğiniz insanlar solar pleksusunuza bağlanır.
Üzüntü duyduğunuz/sizi mutsuz eden insanlar kalp çakranıza bağlanır. Acı verici ilişkiler yaşadığınız insanlar veya tüm yükü omuzlarınızda taşıdığınız bir ilişki yaşadığınız insanlar omuzlarınıza bağlanır.
Yakınlarımıza bağımlı olmak da negatif yönde bir eterik kordondur.
Yakınlarımıza bağımlı olmanın nedeninde yatan duygular maddi veya manevi anlamda güçsüz, yetersiz hissetme, güvende olamama hissi ve dolayısı ile ayrılık & terk edilme korkusu olabilir. Bu negatif bir bağdır.. Bu durum özellikle karsı tarafı huzursuz ve güçsüz bırakır..
Eterik bağ sevdiğimiz nesneler ile de ilgili olabilir..Örneğin anlam yüklediğimiz veya uğuruna inandığımız bir nesneye duyduğumuz bağımlılık gibi.
Bu bağları kesmek o nesneyi veya insanı kaybedeceğimiz anlamına gelmez.Sadece korkuyu veya endişeyi serbest bırakırız..
Bir insana sürekli öfke ve affetmeme duygusu taşımak da o kişi ile eterik bağımızı negatif yönde aktif tutacağından ilerde ciddi ruhsal ve fiziksel rahatsızlıklara neden olabilir..
Eterik bağ,bulunduğumuz mekan veya şehir ile de ilgili olabilir.Oraya yüklediğimiz anlam nedeni ile oradan ayrılmak istemeyebiliriz.Başka bir yerde daha iyi imkanlarla yaşamak mümkün olduğu halde, sırf bu mekan bağımlılığı yüzünden önümüze çıkan fırsatları kaçırabiliriz..
Eterik bağ güçlendirmesi, bu gibi bağları kolay bir şekilde kesmemizi sağlar.
(Derlenmiştir)
Biz her zaman diğer insanlarla, hayvanlarla, yaşadığımız alanlar ve cansız varlıklarla Enerjisel bağlar kurmak durumundayız.
Duru görü sahibi olanlar bu eterik kordonları ince enerjisel teller ya da iplikcikler olarak tanımlarlar.
Eterik kordon,bizim çakramızdan çıkan ve duygusal anlamda ilişkili olduğumuz insan,nesne veya mekana uzanarak gidip gelen bir eterik enerji hattıdır.
Sağlıklı bir eterik kordan genellikle Kalp çakradan bağlanır,
Negatif olanlarsa diğerlerinden; Genellikle Solar Pleksus, mide, karın, hatta dalak
Eterik kordonlar en genelde yakınlarımız ile, babamız, annemiz, eşimiz, eski eşimiz, eski sevgililerimiz, şimdiki sevgilimiz, arkadaşımız,evimiz, çocuklarımıza kadar uzanır ve sürekli bir aktarım söz konusudur.
Kordon şeklindedir göbek bağı gibidir.O bağ kopmadıkça var olan olaylarla ilişkimiz kesilmez.Özgür kalamayız.Obsesyonun en son safhasına kadar gidebilir
Eterik kordonlar pozitif bağlar olduğu gibi,negatif bağlarda olabilir.
Negatif kordonlar farklı şekillerde oluşabilirler. Örneğin enerjisel vampirler olarak tanımladığımız insanlar, istemleri dışı sizinle eterik bir bağ oluşturup, bu kordon aracılığı ile sürekli enerjinizi boşaltabilirler.
Pozitif bağlar esenlik duygusu verirken negatif bağlar enerjimizi aşağı çeker, tüketir.
Çok sıklıkla,eşler arasında sakral (2 nci) çakranıza bağlanmıştır. Tartışma deneyimlediğiniz insanlar solar pleksusunuza bağlanır.
Üzüntü duyduğunuz/sizi mutsuz eden insanlar kalp çakranıza bağlanır. Acı verici ilişkiler yaşadığınız insanlar veya tüm yükü omuzlarınızda taşıdığınız bir ilişki yaşadığınız insanlar omuzlarınıza bağlanır.
Yakınlarımıza bağımlı olmak da negatif yönde bir eterik kordondur.
Yakınlarımıza bağımlı olmanın nedeninde yatan duygular maddi veya manevi anlamda güçsüz, yetersiz hissetme, güvende olamama hissi ve dolayısı ile ayrılık & terk edilme korkusu olabilir. Bu negatif bir bağdır.. Bu durum özellikle karsı tarafı huzursuz ve güçsüz bırakır..
Eterik bağ sevdiğimiz nesneler ile de ilgili olabilir..Örneğin anlam yüklediğimiz veya uğuruna inandığımız bir nesneye duyduğumuz bağımlılık gibi.
Bu bağları kesmek o nesneyi veya insanı kaybedeceğimiz anlamına gelmez.Sadece korkuyu veya endişeyi serbest bırakırız..
Bir insana sürekli öfke ve affetmeme duygusu taşımak da o kişi ile eterik bağımızı negatif yönde aktif tutacağından ilerde ciddi ruhsal ve fiziksel rahatsızlıklara neden olabilir..
Eterik bağ,bulunduğumuz mekan veya şehir ile de ilgili olabilir.Oraya yüklediğimiz anlam nedeni ile oradan ayrılmak istemeyebiliriz.Başka bir yerde daha iyi imkanlarla yaşamak mümkün olduğu halde, sırf bu mekan bağımlılığı yüzünden önümüze çıkan fırsatları kaçırabiliriz..
Eterik bağ güçlendirmesi, bu gibi bağları kolay bir şekilde kesmemizi sağlar.
(Derlenmiştir)
Doğada uyum..
Keşfedilmeyi Bekleyen Doğadaki Desenler
KIRLARDA yürüyüşe çıktığımızda, doğadaki güzel şeyleri pek çoğumuz fark ederiz. Bunlar, bir çiçek tarlası, rengarenk bir kuş, görkemli bir ağaç ya da göz alıcı bir manzara olabilir.
Pek çok insan bu gibi güzellikleri bir Yaratıcıya ya da Usta bir Tasarımcıya atfeder.
Doğadaki karmaşık desenleri sadece bilim adamlarının keşfedebileceğini düşünebilirsiniz.
Bununla birlikte, doğadaki desenleri fark etmek için yüksek teknoloji ürünü bilimsel gereçlere ihtiyacınız yoktur.
Tüm ihtiyacınız keskin bir göz, biraz hayal gücü ve şekiller ile güzelliklerin farkına varabilmektir. Ayrıca belki de daha önceleri olağan saydığınız sıradan nesnelere yakından bakmanız gerekebilir.
Doğadaki desenlerin en basit şekillerinden biri sarmaldır. Bu, bir tirbuşonun ucu ya da topaca sarılmış ip gibi tanıdık bazı nesnelerde görülebilir.
Bununla birlikte, deniz kabuğu ya da çam kozalağında daha zarif sarmallar görebilirsiniz.
Ve eğer bir ayçiçeğinin ortasına dikkatlice bakarsanız, zarif bir sarmal örneği daha görürsünüz.
Sarmal biçimleri, fazla belli olmasa da bir gülün ya da bir örümcek ağının merkezini de süsler.
Bir örümcek ağına yakından bakalım. Örümcek öncelikle ağına, bir bisiklet tekerleğinin çubuklarına benzer bir ana hat kurar. Sonra merkezden başlayarak bu ana hattı yapışkan bir ipek iplikle birbirine bağlamaya başlar. Ağ tamamlanana kadar örümcek dairenin içinde dönerek ağı dokur. Dışa doğru genişleyen bu iplikten daire, sarmal biçimindedir.
Doğada bulunan bir diğer ilgi çekici örnek ise yalancı göz şeklidir. Bu yalancı göz şekli en umulmadık yerlerde karşınıza çıkabilir—bir kuşun tüyünde, bir kelebeğin kanadında ve hatta bir balığın pullarında.
Bilim adamları yalancı gözlerin, kur dönemini başlatmaya, düşmanı şaşırtmaya ya da ilgiyi uzaklaştırmaya yaradığını öne sürüyorlar.
Yalancı göz konusunda belki de en bilinen örnek olan tavuskuşu ve onun kur dönemindeki gösterişli görüntüsü, doğa harikalarından biridir.
Büyük İskender, tavuskuşunun güzelliğinden öylesine etkilenmişti ki, ülkesinin her yerinde bu kuşun korunmasını emretmişti.
Daire ve küre biçimi de bilinen başka desenlerden bazılarıdır. Buna örnek olarak güneşin batarken aldığı altın küre hali ya da gümüşi dolunay bizde her zaman hayranlık uyandırır.
Papatya familyasından olan pek çok çiçek, ortasındaki sarı renkle ve adeta ışık saçan biçimde dizilmiş çeşitli renklerdeki taçyapraklarıyla güneşe benzer bir görünümdedir.
Güneş, turistleri bir plaja ne kadar kolay çekerse, bir çiçeğin ortasındaki altın göz de salgıladığı balözüyle, kelebekleri o kadar kolay kendine çeker.
Küre, paketleme için en ekonomik şekil olduğundan, meyveler farklı renk ve boylarda olsa da genelde küre şeklindedirler.
Ayrıca, meyvelerin canlı renkleri kuşların ilgisini çeker ve onlar da lezzetli bir yemek karşılığında bu meyvelerin tohumlarını dağıtırlar.
Tabi ki sarmallar, yalancı gözler, daireler ve küreler doğada bulunan pek çok örnekten sadece birkaçıdır. Bazısı belli bir amaçla tasarlanmışsa da, diğerleri dekorasyon ya da kamuflaj vazifesi görürler.
Her ne nedenle olursa olsun, onlara dikkatle bakın ve bundan zevk alın.
KIRLARDA yürüyüşe çıktığımızda, doğadaki güzel şeyleri pek çoğumuz fark ederiz. Bunlar, bir çiçek tarlası, rengarenk bir kuş, görkemli bir ağaç ya da göz alıcı bir manzara olabilir.
Pek çok insan bu gibi güzellikleri bir Yaratıcıya ya da Usta bir Tasarımcıya atfeder.
Doğadaki karmaşık desenleri sadece bilim adamlarının keşfedebileceğini düşünebilirsiniz.
Bununla birlikte, doğadaki desenleri fark etmek için yüksek teknoloji ürünü bilimsel gereçlere ihtiyacınız yoktur.
Tüm ihtiyacınız keskin bir göz, biraz hayal gücü ve şekiller ile güzelliklerin farkına varabilmektir. Ayrıca belki de daha önceleri olağan saydığınız sıradan nesnelere yakından bakmanız gerekebilir.
Doğadaki desenlerin en basit şekillerinden biri sarmaldır. Bu, bir tirbuşonun ucu ya da topaca sarılmış ip gibi tanıdık bazı nesnelerde görülebilir.
Bununla birlikte, deniz kabuğu ya da çam kozalağında daha zarif sarmallar görebilirsiniz.
Ve eğer bir ayçiçeğinin ortasına dikkatlice bakarsanız, zarif bir sarmal örneği daha görürsünüz.
Sarmal biçimleri, fazla belli olmasa da bir gülün ya da bir örümcek ağının merkezini de süsler.
Bir örümcek ağına yakından bakalım. Örümcek öncelikle ağına, bir bisiklet tekerleğinin çubuklarına benzer bir ana hat kurar. Sonra merkezden başlayarak bu ana hattı yapışkan bir ipek iplikle birbirine bağlamaya başlar. Ağ tamamlanana kadar örümcek dairenin içinde dönerek ağı dokur. Dışa doğru genişleyen bu iplikten daire, sarmal biçimindedir.
Doğada bulunan bir diğer ilgi çekici örnek ise yalancı göz şeklidir. Bu yalancı göz şekli en umulmadık yerlerde karşınıza çıkabilir—bir kuşun tüyünde, bir kelebeğin kanadında ve hatta bir balığın pullarında.
Bilim adamları yalancı gözlerin, kur dönemini başlatmaya, düşmanı şaşırtmaya ya da ilgiyi uzaklaştırmaya yaradığını öne sürüyorlar.
Yalancı göz konusunda belki de en bilinen örnek olan tavuskuşu ve onun kur dönemindeki gösterişli görüntüsü, doğa harikalarından biridir.
Büyük İskender, tavuskuşunun güzelliğinden öylesine etkilenmişti ki, ülkesinin her yerinde bu kuşun korunmasını emretmişti.
Daire ve küre biçimi de bilinen başka desenlerden bazılarıdır. Buna örnek olarak güneşin batarken aldığı altın küre hali ya da gümüşi dolunay bizde her zaman hayranlık uyandırır.
Papatya familyasından olan pek çok çiçek, ortasındaki sarı renkle ve adeta ışık saçan biçimde dizilmiş çeşitli renklerdeki taçyapraklarıyla güneşe benzer bir görünümdedir.
Güneş, turistleri bir plaja ne kadar kolay çekerse, bir çiçeğin ortasındaki altın göz de salgıladığı balözüyle, kelebekleri o kadar kolay kendine çeker.
Küre, paketleme için en ekonomik şekil olduğundan, meyveler farklı renk ve boylarda olsa da genelde küre şeklindedirler.
Ayrıca, meyvelerin canlı renkleri kuşların ilgisini çeker ve onlar da lezzetli bir yemek karşılığında bu meyvelerin tohumlarını dağıtırlar.
Tabi ki sarmallar, yalancı gözler, daireler ve küreler doğada bulunan pek çok örnekten sadece birkaçıdır. Bazısı belli bir amaçla tasarlanmışsa da, diğerleri dekorasyon ya da kamuflaj vazifesi görürler.
Her ne nedenle olursa olsun, onlara dikkatle bakın ve bundan zevk alın.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)




