19 Şubat 2018 Pazartesi

--2

3-Nefs-i Mülheme
Bu mertebede kul, Allah’ın lütfuyla hayır ve şerri hassas bir surette ayırt edebilme ve şehevî duygularının aşırılıklarına direnebilme dirayetine kavuşur. Kalbi Allah’tan gâfil kılan her şeyden uzaklaşır.
Kur’an Şems 7. 8. “Ve bir nefse ve onu düzenliyene. Sonra da ona bozukluğunu ve korunmasını ilham eyliyene ki” Diyerek dikkat çeker.

4-Nefs-i Mutmainne
Cenâb-ı Hakk’ın emirlerine lâyıkıyla uyup, men ettiklerinden titizlikle sakınmak suretiyle manevi hastalıklardan kurtulmuş, hakiki ve kuvvetli bir iman ile de huzur, sükûn ve itmi’nâna kavuşmuş nefstir. Kalb, zikrullâh bereketiyle şüphe ve tereddütlerden arınmış, her an şükür ve sena hâlindedir.
Kur’an Fecr 27. “Ey o Rabbine muti’ olan nefsi mut’meinne” ayetiyle bu duruma dikkat çeker.

5-Nefs-i Râdıye
Daima Hakk’a yönelmek suretiyle Allah ile beraber olma şuuruna erişmiş, hikmetine ve hükmüne râm olarak Rabbinden razı ve hoşnut hâle gelmiş olan nefstir. Bu mertebeye yükselen kul, kendi iradesinden vazgeçip Hakk’ın iradesinde fâni olmuştur.

6-Nefs-i Merdıyye
Cenâb-ı Hakk’ın bizzat râzı ve hoşnut olduğu bir nefs olan merdıyyede kötü huylar yok olmuş, güzel huylar ve ahlâkî meziyetler inkişaf etmiştir. Öyle ki; Yaratan’dan ötürü yaratılanlara şefkat, merhamet, sevgi, cömertlik, affedicilik ve hassasiyet onda bir lezzet hâlindedir. Bu mertebedeki bir mümin, nefsini en güzel bir şekilde muhasebe ve murakabe eder. Her nefeste varlık ve benlik keyfiyetlerini gözeterek şeytani hilelere karşı boş bulunmaktan sakınır.

7-Nefs-i Kâmile/Nefs-i Sâfiye

Nefs-i kâmile, tezkiye neticesinde arınmış, sâf, berrak, ulvî ve olgun nefstir. Bütün marifet sırlarının tahsil edildiği ve ancak Cenâb-ı Hak tarafından vehbi olarak lütfedilen bir makamdır; Hak vergisidir, sırf çalışmakla elde edilmez. Kader sırrına mebni, ilâhî bir ihsandır.
İslam âlimleri veya tasavvufçular bu nefs kademelerinin dünyada olduğunu düşünürler. Onun içinde dünyasal örneklerle çeşitlendirmeye çalışırlar. Oysa bu nefs kademeleri çıktığı kaynağa dönecek olan ruhun geçireceği evrelerdir. Bu kademelerden sadece ikisi, dünyada bedenli hayatta geçilir. Diğerleri bedensiz yaşamda ve öte dünyada geçilir. Kur’an bu konularda kapalı olarak bilgi vermektedir.
Konuyu tam olarak anlayabilmek için Şekil 1 ve 3’den yararlanmak ve durumu sayılara dökmek gerek. Her ruh sıfır bilinç, 7 nefs (madde) yapısı olarak yola çıkar ve 7 bilinç, sıfır nefs (madde) yapısına ulaşır. Buradaki 7 rakamı ruhun 7 hali olduğundan alınmıştır. Her gök katı ruhun bir haline karşılık gelir. Buna göre;

1-)Nefs-i Emmâre: Ruh, sıfır bilinç, 7 nefs (madde) olarak başlar ve Nuh tufanıyla bir üst boyuta geçer.
2-)Nefs-i Levvâme: Ruh, 1 bilinç ve 6 nefs olarak başlar ve kıyametle bedenlenme sürecini bitirir.
3-)Nefs-i Mülheme: Ruh, 2 bilinç ve 5 nefs olarak başlar. 3 bilinç ve 4 nefs olarak bir üst boyuta geçer.
4-)Nefs-i Mutmainne: Ruh, 3 bilinç 4 nefs olarak başlar. 4 bilinç ve 3 nefs olarak bir üst boyuta geçer.
5-)Nefs-i Râdıye: Ruh, 4 bilinç 3 nefs olarak başlar. 5 bilinç ve 2 nefs olarak bir üst boyuta geçer.
6-)Nefs-i Merdıyye: Ruh, 5 bilinç 2 nefs olarak başlar. 6 bilinç ve 1 nefs olarak bir üst boyuta geçer.
7-)Nefs-i Kâmile: Ruh, 6 bilinç 1 nefs olarak başlar. 7 bilinç ve sıfır nefs olarak bir üst boyuta geçer.
Yani artık evren denilen bu dünyadan çıkar. Geldiği kaynağa geri döner. Bu işlemin oluşabilmesi için beraber yaratıldığı diğer kısmıyla birleşmesi gerekir. Oda ikiz ruhudur. Son noktada bu ruhlar birbirlerini çekerek birleşirler ve tamamen nefs (madde) yapısından kurtularak saf enerjiye dönüşerek kaynakla bir olur. Bu durum ruhun tekâmülünün başka bir anlatımıdır.


Nefsin mertebeleri..----1---

KUR’AN’A GÖRE RUHUN GEÇTİĞİ AŞAMALAR

Tasavvufî anlayışa göre, İnsanda iki ruh vardır: Birine rûh-i hayvânî, diğerine rûh-i sultânî denir. Ayrıca tasavvufi anlayışa göre ruhun manevi terbiye ve tekâmül esnasında hâl ve mertebeleri yedi kısma ayrılmıştır. Ben bu kademelerin ne anlama geldiğini ruhun bu iki özelliği ışığında açıklamaya çalışacağım.

1-Nefs-i Emmâre

Kulu, Rabbinden uzaklaştırarak kötülükleri işlemeye tahrik eden en süflî durumdaki isyankâr nefstir. “Emmâre” çok emredici demektir. Bu sıfatı haiz olan nefsin yegâne maksadı, hevâ ve heveslerini ölçüsüzce tatminden ibarettir. Şehvetin esîri, şeytanın avenesi olmuş; keyfine, zevkine, günaha düşkün olan nefstir.

•Şekil 1 Ruhun kademeleri

Nefsin düşkünlükleri ve aşırı istekleri demek olan şehvetlere karşı her hangi bir mücadele göstermemek, onun arzularına tâbî olarak şeytanın yoluna uyup gitmek de, nefs-i emmâre seviyesinde bulunan kimselerin ahvâli cümlesindendir.
Bu durum Kur’an’da Yusuf 53 “Muhakkak ki nefs, kötülüğü şiddetle emreder” Diyerek vurgulanmıştır.
Yukarıda alıntıladığım anlatım ruhun tamamen içgüdüleriyle yaşadığını gösterir. Bu kademe öte dünyada 1. Gök katına karşılık gelir. Ruh sıfır bilinçle yola çıkar. Bu noktaya “Âdemin yaratılması” noktası dedim. Şekil 1 ve 2’de gösterim noktaları aynı yerdir. İnsanoğlu beden ve ruh olarak yaratılarak tekâmüle sokulmuştur. Beden olarak insan bedeni yerine hayvan bedenleri kullanılmıştır. Çünkü ruh bilinçsiz olduğu için bedenin yaşamasını sağlayabilecek yeteneklere ulaşamamıştır. Bu dönem, şekillerde hayvan bedeni dediğim dönemdir. Ruh tamamen bedenin içgüdülerine esirdir. İçgüdülerin gereklerini yerine getirerek yaşar. Yani yer, içer, çoğalır. Çevremizde gördüğümüz hayvanların içine şu anda otomatik dönemlerini yaşayan ruhlar üfürülmüştür. Bu ruhlar zaman geçtikçe ufak ufak çevresine etki etmeye başlar. Bu gün bir karganın, köpeğin veya yunus balığının zekâlarını kullandıklarını biliyoruz. Fakat bu durum çok kısıtlıdır.
Bu süreç 4 boyutlu kuantum dünyasında devam eder ve Nuh Tufanıyla sona erer.

•Şekil 2 Ruhun madde bedenlere bağlı olarak tekâmülü

2-Nefs-i Levvâme

Levm etmek, kınamak ve ayıplamak demektir. Nefs-i levvâme; yaptığı kötülüklerden, Allah’ın emir ve yasaklarına karşı gösterdiği ihmâl ve kusurlardan pişmanlık duyarak vicdanı muazzeb olan ve bu sebeple de kendisini şiddetle kınayan nefstir. Bu mertebede olan kişi, nefs-i emmâredeki fiillerin bazılarından tövbe edip kurtulmuştur. Yâni gafletten bir nebze sıyrılmış ve günah arzusu azalmıştır. Ancak bu hisler yeterince olgunlaşmadığı için dayanamayıp tekrar günahlara düşmekten de kendini kurtaramaz.
Kur’an’da “Kıyâme 2 Yine yo… Kasem ederim o pişman cana (nefsi levvameye)” diyerek bu kademeye dikkat çeker.

Alıntıladığım satırlar tam olarak bizi anlatıyor. Yani ruh artık kendinin ve bilincinin farkındadır ama hayvansal içgüdülerini tam olarak yenemez. Büyük mücadeleler yapar. Gittikçe ilerler ama tam olarak egosunu hükmedemez.

Vücudumuzun sırları..


Her organımız aslında bütün duyularımızı temsil ediyor.Mesela iç organları rahatlamak istiyorsak kulaklarımızın bazı bölgelerine masaj yapmamız yeterli.Bu ayaklarımız içinde geçerli ellerimizin içi de aynı vazifeyi görüyor.Sadece onları eğitmemiz gerekir o kadar.Bu yüzmeye benzer.Yüzme veya bisikleti kullanmayı bilen biri asla unutmaz.Yeterince sıkılmadan devamlı çalışmanız getekir ve gözlernizi kapatın beyninize hangi organ ile işlem yapacağınız komutu verin.insan denen canlı çok komplike bir yaratıktık..


Ellerimizle hisseder, gözlerimizle görüp, kulaklarımızla duyarken kulaklarınızla görüp, gözlerinizle hissettiğinizi düşünün. Yöntemi uygulamaya başlarken duyuları belirli sıralara göre çarpıtmayı deneyin. Örneğin bugün kulaklarınız ile gözlerinizin yerini değiştirmeyi deneyin. Kulaklarınızdan görüyor olsaydınız nasıl olurdu? Uygulamaya başladığınızda gözlerinizi olduğu kadar kapalı tutun ve kulaklarınızla gördüğünüzü imaje edin. Yöntemi farklı duyu kombinasyonları ile devam ettirin. Çalışmayı bir rutin haline getirin ve kendinize belirli bir çalışma programı oluşturun. Ve en önemlisi inanın. Sonuçları kendiniz deneyimleyeceksiniz.
Yöntemin amacı şu; duyuların yerleri değiştirildiğinde örneğin kulaklarımızla görmeye çalıştığımızda gösterdiğimiz çabadan ötürü zihinsel olarak daha önce ulaşamadığı yerler aktifleşecek ve 5 duyunun dışındaki melekeler gelişecektir

18 Şubat 2018 Pazar

Parapsikoloji.

Her nefesinle birlikte ol.Kendini dinle.Oku vücudunu anla kendini.Sakin ve duru ol.frekansını ve titreşimini yükselt..Mistizm diyerek yazıya başlayalım.Yaşadığımız bu evrende bir çok insan değişik kabiliyetler göstermiştir.Avrupa ortaçağda kilise işine gelmeyenleri cadı avı adı altında bir çok değeri katletti veya yaktı.Aslında Vatkanda biliyordu bu tür olayları.
Düşünce gücünün maddeye etkileri..Hiç bir madde düşünce gücümüzün karşısında duramaz.Çünkü o maddeyi düşünce anlamında yıkılmayacağını kendi kendimize telkin ederek duvar örüyoruz.Oysa yıkılmayan veya etkilenmeyen hiç bir madde olamaz.
4-5-6'cı boyut insanları maddeye hükmederken biz 3 'cü boyutta yaşayanlar neden çaresiz kalıyoruz.Bizi kim engelliyor:kimse.Biz kendi kendimizi engelleyip köreltiyoruz.O halde yapılacak tek şey o engelleri içimizde kaldırarak maddeyi etkileyelim.Örnek.elimize bir dal veya çiçek tohum, toprak vs. alarak onu yeşillendşrmeye başlayalım.Ama burda ki asıl nedeni unutmayalım:EGO ..Yapamıyoruz diye hırslanmayalım.Sakin ve onunla elimizdeki başka bir yaşam formuyla bir olalım veya olmaya çalışalım.Gözlerimizi kapatıp hergün bu çalışmaları yaparsak mutlaka başarıya ulaşacağız.Hangimiz doğar doğmaz fen,matematik,kimya veya fizk biliyordu: hiç kimse.Ama bizim DNA 'larımızda varolan o gücü yani Kundalini enerjisini harekete geçirdiğimiz zaman içimizdeki ne kadar boyut varsa hepsini atlar daha farklı bakarız.O güç bizde var.Bu güç hristiyan ermişlerde de vardı müslüman dervişlerde de var bir veya başka öğreti alan insanlarda da.Onlarda olan tek şey kararlılık ve kendilerine olan inanç.Atomu bulan biz,bir çok alanda bilimde çığır atlayan biz hatta tonlarca demir yığınını ( uçak vs.gibi) uçuran yine bizim düşüncelermizin hayata geçirilmesi.
Eğer o frekansı ve titreşime ulaşamazsan kendi içindeki alemi de bilmiyorsun demektir.
Ben mi ben bulutları yok ediyorum nesneleri oynatıyorum.Denizde olan dalgaları sakinleştiryorum.Depremler veya bazı doğal olaylar önceden bana gösteriliyor.
Bunları çok az ünsana veya yakınlarıma anlatıyorum.Sizi tanımıyorum sizde beni.Ama şunu biliyorum aynı kainatta yaşıyorsak ve amacımız insanlığın insanlığa ( insanlığın amacı kendini bilmesi)ulaşması  ise
en ufak bir bilgi kırıntısını saklamak bence dünyanın en büyük bencilidir.Her bilgi herkese söylenmez doğru ..Bazılarımızın o bilgi için algıları açıktır anlar bazılarımızın ise onu kavraması uzun sürer.Olsun sen söylersen onun DNA'sına kodlanacak demektir..
Bu kainatta varolan herşey herşeyle etkileşim içindedir.


Dünyanın çatısı tibet..Zamanı ve mekanı algılayan yerlerden bir tanesi..

TİBET OYMA KAFATASI
Eski kültürlerin ve yıllar önce yaşamış toplumların geleneklerine dair yüzlerce fikir veriyor.
TİBET'in Eski Halklarından biri olan ANTİK DEİTY'lerin tasvirleri vardır.Kutsal olduğuna inanılan semboller vardır.
Gizemli bu Kafatası Viyana Avusturya'da bir Antikacı Dükkanında tesadüfen keşfedildi.
Dükkan sahibi amcasının Tibet'ten getirdiğini söylemiştir.Yapılan analiz ve testler sonucunda bu kafatasının 2400 yıllık olduğu tespit edilmiştir.
Kafatası Oymalarının TİBET,NEPAL,HİNDİSTAN'da yaygın olduğu söyleniyor.BUDİZM İNANIŞI'nda kullanılan
DEVANGARİCE denilen Kutsal Dilin eski bir Lehçesinde kullanılan yazıların bazılarının bu kafatasında üzerindeki karşılıkları şunlardır:
OM,MA,SA,MA,TA,SA,OM,DA,MA,TA
Tibet Kafatası üzerinde araştırmalar halen sürmektedir.
Tibet’te bir Khenpo Rahibinden ilginç bir açıklama gelmiştir. Rahibin iddiasına göre “Eski Tibet halkları dünya dışı varlıklar ile yakın temas içerisindedir ve kafasına kazınan gizemli sembol sadece yıldız gemilerine çıkan önde gelen toplum üyelerine kazınmaktadır.“