4 Temmuz 2018 Çarşamba

Hayal ve inanmak.

Her şey hayal..Çölde yürüyen birisi uzaktaki bir cisme bakarken sanki bir su yüzeyinden yansıyormuş gibi, cisimle birlikte ters görüntüsünü görür, sonra da bu gördüğüne türlü anlamlar yükler. Hepimiz kendi çölümüzde yürüyoruz, yaşamın bir kendisi bir de yansıması var. Zihinimiz bu ikisini birleştiriyor ve adına 'gerçek' diyor. Gerçeği bilme isteği bizi ayakta tutuyor, hayali ise hareket ettiriyor.

Işık beden---2

thumbnail_488827_400x320

Prof. Dr. Fritz-Albert Popp, 1970’de, canlı hücrelerin ışık yaydığını ve ışık aracılığı ile iletişim kurduklarını ispat ettikten sonra, bir dizi çalışma ile hücrelerin yaydıkları ışığın hangi koşullarda kalitesinin değişime uğradığını araştırmaya başladı. Bu süreçte birçok araştırmacı, farklı yollarla, dışarıdan etki etmek suretiyle, hücrelerin yaydıkları ışığın kalitesini değiştirmeyi başardılar.

1977 yılında, Alman Fizikçi Dr. Franz Morell, sağlıklı elektromanyetik sinyali, sağlıksız (hastalıklı) sinyalden ayıran elektrik filtresini geliştirdi. Bu süreçle beraber biofeedback ve biorezonans çalışmaları gelişmeye başladı.

Johan-Boswinkel

2000’li yıllarda, Dr. Johan Bozwinkel, fiber-optik teknolojisinin erişilebilirliği ile beraber biofoton terapi cihazları arasında devrimsel bir ivme yarattı. Geliştirdiği. Diğer çalışmalardan farkı, bunu yaparken elektrik ya da bakır kablo ve aparatlar kullanmak yerine direk ışık aracılığı ile (fiber-optik kablolar ve kuvarz kristal) bu bilgi transferini yapmayı başarmıştır.

Fiberoptikler, silika ve plastikten üretilen çok ince, esnek ve transparan maddelerdir.Saç teli kadar ince olabilen fiberler, uçları birbirlerine bağlandığında, uzun mesafeler arasındaki ışık sinyallerini bir uçtan diğerine kolaylıkla taşıyabilirler.

Tel kablolardan farklı olarak fiberoptikler, uzun mesafeli veri transferleri YÜKSEK BANT GENİŞLİĞİNDE gerçekleştirebilmekteler. Yani çok daha geniş frekans aralığındaki bilgiyi taşıyabilmektedirler.Fiberoptiklerin metal kablolara tercih edilmesinin diğer sebepleri; sinyallerin çok DAHA AZ KAYIP ile transfer edilmesi ve ELEKTROMANYETİK ENGELERDEN ETKİLENMEMESİDİR.

only hands

Fiber-optiklerin sağlık alanında, biofoton salınımını güçlendirmede kullanılması, ışık teknolojisinin hedeflediği bilgi mekanizmasının kapsadığı çok yüksek frekans barındıran oktavları da etkiler. Bu sayede güçlü bir biofoton terapisinin etkileri, sübtil seviyelerden fiziksel seviyelere kadar harmonizasyon yapar.

meditation-for-anxiety

Vücudumuzdaki biofotonların kalitesini farklı şekillerde de güçlendirmek mümkündür. Bunlardan bazılarına örnek vermek gerekirse, doğru beslenmek (endüstriyel olmayan ve organik olan), temiz hava solumak, doğa ile temas etmek (grounding), meditasyon yapmak bunlardan bazılarıdır. Doğa, fraktal alanlar içerisinde bioaktif alan yaratan (biyolojiyi destekleyen) en kaliteli ortamı sunmaktadır. Sadece doğa içerisinde yaşamak, tüm destekleyici araçlar içerisindeki en güçlü etkiyi sunmaktadır. Ve bedavadır 🙂

Düşüncelerimiz, hormonel sistemimizi, sağlığımızı ve dolayısıyla ışık salınımımızı doğrudan etkilemektedir. Tabiki düşüncelerimizde ve hareketlerimizde ne kadar tutarlı ve disiplinli olursak, ışık salınımımızı güçlendirmede de o derece etkili oluruz.

Her geçen gün, biliminsanları, ışık ve biyoloji arasında yeni bağlantılar keşfetmekteler. İnsan bilinci de bunlara bir örnek. Biliminsanları, bilincimizin doğrudan biofotonlar ile olan bağlantısına işaret eden bir keşifte bulundular. Ayrıca DNA’mız da biofotonları, hem bilgiyi saklamak için hem de iletişim kurmak için kullanmaktadır.

efr

Birleşmiş Milletler, 2015 yılını Uluslararası Işık ve Işık Temelli Teknolojiler Yılı olarak ilan etmişti. Çünkü ışık, teknolojinin artık en ileri halidir. Evinizde kullandığınız inernet bile artık son teknolojide, fiberoptik kablolarla yani ışık aracılığı ile size ulaşmaktadır.

Evrende her şeyin bir enerjiden kaynaklandığını düşünecek olursak, kendi sağlığımızı da güçlendirmek için enerji seviyesinden hareket etmenin daha az efor ile daha çok başarı sağlayacağı kanısındayım. Enerjinin en saf hali olan tutarlı ışığın önemi bu sebeple daha da belirginleşmektedir.

Odaklandığımız konulara da aynı hassasiyet ile dikkat etmemiz gerekmektedir. Çünkü beyin bir infrared (kızılötesi ışın) üreticisidir. Phil Callahan bunu ölçümledi. Enerji her zaman gidebileceği en mükemmel baskı alanını takip eder. Kendi enerjimiz de odaklandığımız konulara gitmektedir. Çünkü odaklandığımız alanlarda baskı alanı oluşturmuş oluruz. Uygun baskı alanları da mükemmel enerji dağılımını tetikledikleri için nereye odaklanırsak o alanı canlandırırız. Bu sebeple ışığımızı da (enerjimizi) boşa harcamamaya dikkat etmeliyiz.

Biofotonlar, şüphesiz modern dünyanın en önemli keşiflerinden biridir. Biofotonlar ile ilgili bu güne kadar keşfedilen bilgilerin, gelecekte keşfedeceğimiz potansiyel bilgilere oranının %10 civarında olduğunu çok rahatlıkla öngörebileceğimizi düşünüyorum. Bu %10’luk seviyede bile, bu bilimin ve geliştirilen sağlık teknolojilerinin insan sağlığı üzerindeki faydaları düşünülecek olursa, gelecekte tam potansiyelli bir biofoton teknolojisinin faydalarını hayal etmemizin kolay olmayacağını düşünüyorum.

Işık beden-----1

Canlı cansız bütün cisimler ışık yaymaktadır.Eskiden gece karanlıkta yataktan kalktığımda veya odaya girdiğimde resim,çicek veya buna benzer bütün eşyaların ışık yaydığını gördüm.Lambayı (ışığı bir daha açmadım) .Ama her nesnenin farklı ışığı aurası var.Yıllar sonra bu makaleyi okuyunca sizinle paylaşmak istedim..
Rus Fizikçi Alexander Gurwitsch, 1933 yılında, soğan bitkisi üzerinde yaptığı deneylerde hücrelerin ışık yaydığını modern tarihte ilk kez tespit etti. Fakat, o günkü bilim anlayışı içerisinde bu durum kabul görmedi. 1970 yılına gelindiğinde, Alman Fizikçi Prof. Dr. Fritz-Albert Popp, kesin ve bilimsel olarak labaratuar ortamında canlı hücrelerin ışık yaydığını ve ışık aracılığı ile iletişim kurduklarını kanıtladı. Ortadoks bilimi için kabul edilmesi imkansıza yakın olan bu bilgilerin, labaratuar ortamında net bir şekilde bilimsel olarak ispat edilmesi, bilim dünyasında deprem etkisi yaratmaya yeterli oldu.
Aslında bizler, sadece atomlardan ve moleküllerden oluşan varlıklar değiliz. Aynı zamanda ışıktan da oluşuyoruz. Yaşayan tüm canlıların (insanlar, hayvanlar, bitkiler) hücreleri (zayıf elektromanyetik dalga) ışık yaymaktadırlar. Yayılan bu ışığa da, biyoloji ve foton kelimelerinin birleşmesinden biofoton denmektedir.
Hücreler sadece ışık yaymakla kalmıyorlar, aynı zamanda birbirleri ile de ışık aracılığı ile iletişim kuruyorlar. Yani benenimizi, ışık sinyallerinden oluşmuş bir sinyal ağı gibi düşünebiliriz. Nasıl ki evlerimizde ya da iş yerlerimizde, bir modem (sinyal kaynağı) ve modemin etki ettiği bir alan var. Vücudumuzda da her bir hücreyi bir modeme benzetebiliriz. Ve tüm modemlerden (hücrelerden) yayılan ışık (sinyal) da vücudumuzda bir ağ oluşturmaktadır. Teknik ve bilimsel olarak bu ağ bir ışık ağıdır. Eğer gözlerimiz, görsel spektrumun alt kademelerini de görebiliyor olsaydı bu ağı rahatlıkla görebilirdik. Ama gözlerimiz bu ağı göremese de, foton ölçer cihazlarla bu ışık çok rahatlıkla ölçülebilmektedir.
İnsan vücudu ve ışık beden, kadim mısır medeniyeti tarafından bilinen bir gerçekti. Mısır medeniyeti, insan vücudunun ışık bedenden oluştuğunu biliyordu. Geç de olsa, zor da olsa modern toplumun bu gerçeği bilimsel olarak teyid etmesi biyolojinin, insan sağlığının ve enerji bedenin anlaşılmasına şüphesiz katkıda bulunmuştur. Teknik ve bilimsel olarak hepimizin enerji varlıkları olduğumuzu da burada hatırlatmakta fayda görüyorum. Zira Einstein bu durumu meşhur E=MC² formülü ile açıklamıştır.
Işığın bir enerji formu olduğunu biliyoruz. Madde de, enerjinin lokalize olmuş halidir. Başka bir deyişle enerjinin maddeleşmiş bir halidir. Enerjinin nasıl madde haline dönüştüğü, fraktal alan bilimi kapsamında anlaşılmaktadır (okumak için tıklayın).
Biofoton salınım mekanizmasını incelediğimizde, hücrelerin çalışma sistemlerine bakmamız gerekir. Normalde her bir canlı hücre içerisinde saniyede 100,000 tane kimyasal reaksiyon gerçekleşmektedir. Her bir kimyasal reaksiyonun farklı bir niteliği ve taşıdığı bir bilgi vardır. Hücre içerisinde gerçekleşen kimyasal reaksiyonlar ne kadar güçlü ve sağlıklı olursa, hücreden yayılan ışık da bir o kadar güçlü ve tutarlı olmaktadır. Kimyasal reaksiyonlar eğer güçsüz olur ise, hücrenin yaydığı ışık da güçsüz ve tutarsız olmaktadır (kanser hücrelerinde olduğu gibi). Yayılan ışığın kalitesi, hücrelerin birbirleri ile iletişimi sonucu birbirlerini de etkilemektedir. Bu etkileşim ışık aracılığı ile olduğu için, anında (ışık hızında) etki etmektedir.

3 Temmuz 2018 Salı

------2

Daire ve karenin arasındaki ilişkinin açılımları morfolojinin evrensel ve ruhsal dünyasında çok yaygındır, bu özellikle de Hint, Tibet ve Çin simgeleri mandalalarında görülür. 

Çeşitli Tezahür Biçimleri
Kanatlı daire İlk Kozmik Çift’i temsil eder, o, yaratıcı gökyüzü ve verimli topraktır; gökyüzünden gelen güçtür, Güneş-Tanrı ve Güneş gücüdür. İkiz daireler eril ve dişilin, sevgi ve bilginin, Zeus’un ikiz çocuklarının (Dioscuri)simgesidir. Üçlü daireler ve birbirine bağlanan üç daire triad’ı; yani bir üçlemenin ayrılmaz birliğini; hayatı, hareketi, gerilmenin dinamikliğini tanımlar, yan yana üç daire aynı zamanda da Mu Kıtası’nın sembolüdür. Haç gibi dört daire merkezindeki bir daireyle birleştirildiğinde bunlar bilgelik, korkusuzluk, bilgi ve umuttur. Yedi katlı güneş dairesi Her şeyi Bilen’i, mükemmelliği ve yedi gök katını sembolize eder.

Kızılderililerde dışa ve içe ışınlar yayan daire tıpkı tüylü güneş gibi evrenin sembolüdür. Daire şeklinde kurulmuş kamplar ve Kızılderili çadırları kozmosun birer modelidir ve bunların kuzeyi gökyüzünü, güneyi ise dünyayı simgeler. Kuzey Amerika Kızılderili çadırında dairenin içine çizilmiş haç kutsal mekanı simgeler ve o bir Kozmik Merkez’dir. Göksel dairedeki mekanın dört yönü Büyük Ruhu da içine alan bütünselliği temsil eder.

Üçgen formdaki üç daire üç mücevherdir. Zen’de boş daire aydınlanmayı temsil eder. Hıristiyanlıkta kilise evrenseldir. Üç eşmerkezli veya merkezlerinden bağlı daire Üçleme’yi (Trinite) ifade eder. İki eşmerkezli daire Dante’ye göre zihni ve iradeyi sembolize eder. İkiz daireler, sevgi ve bilgi olarak İsa’yı, aynı zamanda da onun ikili doğasını temsil ederler.

Mısır’da kanatlı daire, yükselen güneşin, Ra’nın ve yeniden dirilmenin sembolüdür. Yunan’da (Orfik öğretide) Kozmik Yumurta’nın etrafındaki Ouroboros dairesine Cronos adı verilir ve Pisagor tarafından evrenin psişesi olarak tanımlanır. Cronos Gereklilik ile ve aynı zamanda evrende dairesel hareketle ilişkilendirilir; dolayısıyla zaman ve İnanç ta birer daire olmaktadır. 

Haçı kuşatan daire Cennet’e işaret eder ve onu bölen çizgiler (merkezden yükselen dört nehir) Yaşam Ağacı’nı temsil eder ve bunlar dört ana yönde akarlar. İkili haçı kuşatan ise “Rüzgar gülüdür”, dört ana ve dört ara yöne sahiptir. Bu aynı zamanda da “Kozmik Güneş Tekerleği”dir, yani “Evrene hayat veren Canlandırıcı Prensip”tir (Proclus). Dünyanın dört çeyreği, kozmik siklusun dört bölümü, yılın dört mevsimi ve insanın yaşları vs. Güneş tekerleği haçı her zaman iyi şansın ve değişimin sembolüdür. Haçın üzerindeki daire hayatın eril ve dişil, insani ya da İlahi prensiplerinin birliğidir.

Bu sembol Mısır’da (Ankh olarak), Suriye’de, Fenike’de, Serapis Mabedleri’nde, Çin’de, Tibet’te, Laponya’da, İsveç’te ve Danimarka’da bulunmuştur; aynı zamanda da astrolojide Venüs’ün sembolüdür.

pi diski

Çinlilerde daire sembolü pi diski olarak da ortaya çıkar. Pi diski, ortasında delik bulunan bir yeşim taşıdır. Tek merkezli daireler hem güneşle hem de ayla ilişkilidir, tezahür etmiş olan varoluştaki gökyüzünü, gök katlarını, farklı seviyeleri ya da dereceleri sembolize eder. Tek merkezli üç daire geçmişi, şimdiyi ve geleceği simgeler, aynı zamanda toprağın, havanın ve suyun üç küresini, cennet, dünya ve cehennem kürelerini, ayın fazlarını, yükselen, tam tepede olan ve batan güneşi, aynı zamanda da zıtların uzlaşmasının dinamiğini sembolize eder.

Ezoterizm’de
Ezoterizmde ve iç simyada inisiyatik sürecin sonunda büyük eserin başarıldığı aşamanın sembolü noktalı dairedir. Eş merkezli daireler sembolü Çin tradisyonunda da belirir, sonsuzluğu da simgelemesinin yanı sıra ruhsal tesirin yayılmasını ve hiyerarşiyi simgeler. Dairenin yer yer gözü ifade etmek amacıyla çizildiği de görülmektedir, bu şekildeki kullanımı Semavi Yönetim’i temsil etmek amacı taşır Daire, İlahi İrade Yasaları’nın gereklerine göre kainatın düzenini sağlayan Göksel İdare Mekanizması’nı simgeler.

Daire üç boyutlu olan dünyamızı, dairenin ortasından geçen eksen ise çeşitli tradisyonlarda gökyüzü, ruhsal alem, semavi alem ifadeleriyle tanımlanmaya çalışılmıştır. Daire şuurların birleştiği, düalitelerin tekliğe dönüştüğü tekamül düzeyini ifade eder.

Dairede Merkez Kavramı
Merkezi noktalı olan dairede merkez, daireyi meydana getirendir ve dairenin özü olarak tanımlanabilir. Dairenin noktanın yayılması olduğu düşünülürse eksen ya da merkez tezahürün yayıldığı ana prensiptir, ilk nedendir, dairenin çekirdeği, tohumudur. Dolayısıyla da merkez daireyi içerir, bu bilgi ifadesini Plotin’in “Merkez, dairenin babasıdır” sözünde bulur. Merkez, ulaşılması hedeflenen mükemmel insanı simgeler. Dairenin farklı noktalarında bulunan insanlar farklı yollardan yarıçaplar çizerek merkeze doğru ilerlerler. Yolları farklı olsa da hepsinin hedefi merkezdir.

Orhon ve Yenisey yazıtlarında ve Uygur Türkleri’nde içi boş ve noktalı daire sembollerinin kullanıldığı görülmüştür. James Churchward’a göre ise daire sembolünün kökeni yitik Mu Uygarlığı’dır. Sözkonusu araştırmacıya göre daire ve noktalı daire Mu hiyeratik alfabesinin ilk harfidir ve alfabemizdeki A’ya tekabül eder. Pisagor’un Croton’daki insiyasyonunda da noktalı daire kullanılırdı. Taoizmde noktalı daire yüce gücü, Taoyu temsil eder, ki o aynı zamanda da Değerli İnci’dir. Ortasında nokta olan daire tamamlanmış bir dairenin tasviridir ve devri mükemmelliğin, varoluşa ait tüm olasılıkların çözümlenmesinin sembolüdür. Simyada ve astrolojide ortasında nokta olan daire güneşi, altını sembolize eder.

Dairenin ortasındaki merkez mutlak olan Allah’ın tekliğini, herhangi bir sembolün ifade etmekte aciz kaldığı Allah’ın “Ol” kelamını, veya İlahi Nur’un yansımasını sembolize eder. Ruh ve Madde yayınlarına ait “Varlıksal İlkeler” kitapçığında merkez sembolü ile ilgili şu bilgi verilmektedir, “Yaratılış, Yaradan’dan itibaren açılmaya başlar. Merkezde ve her şeyin başında O vardır, her şey O’na doğrudur. Tekamül, zaman ve mekan içerisinde bulunan bir değişme olup Merkez’e yaklaşmanın bir ölçüsüdür. Ancak bu asla ulaşılamayacak bir Merkez’dir… O Merkez’den sonsuzluğa yayılan Şuur alanı içerisine giren varlıklar Birlik fikrine, yani Merkez’e doğru çekilirler. Orada sen-ben yok, “biz” vardır. Varlıkların tekamül seyri, sonsuza dek o Birlik Merkezi’ne doğrudur”. Altın çağın yeni insanı da öncelikle bu “biz” kavramını öğrenecek ve uygulamalarını yapacaktır. 

Dairesel Yapılaşmalarda


stonehenge atlantis

Apollon’un efsanevi Hiperborea tapınağı dairevi olarak tasvir edilir (tıpkı güney İngiltere’deki prehistorik Stonhenge gibi) ve ayrıca Platon’un Atlantis Adası’nın başkenti de eşmerkezli dairelerden oluşan su ve kara parçalarından oluşan ışınsal planlama sistemi ile oluşturulmuştur. Bu mükemmelliğin ve insan anlayışının ötesinde oluşun ve aynı zamanda da sınırsızlık, ebedilik, mutlak oluşun ifadesidir. Bazı Bizans Kiliseleri haç formunda yerleştirilmiş beş daire üzerine ya da beş mutluluk üzerine temellenir ve üzerinde de daire formundaki kubbeler yeralır. Bir Hıristiyan Kilisesi genellikle daire şeklindeki bahçesinin içinde bir haç şeklinde inşa edilir.

Çeşitli Tradisyonlarda
Hıristiyan ikonografisinde azizlerin başının etrafındaki haleler genellikle daireseldir ve eşmerkezli daireler de Tanrı’nın ilk yaratışını sembolize eder. Haleler insanların sonradan yerleştirileceği dünyayı temsil eder ve Tanrı onları bir pergelle çizmiştir ya da kendini bir el formunda gösterir, bu el çoklu dairelerin merkezinden ortaya çıkar ve onları aşkın olarak yarıp geçerek çevresinde belirir.

Bazı kültürlerde dairenin içindeki nokta veya küçük daire yerine delik açıldığı görülür. Örneğin Yakut Şamanizmi’nde şaman giysisinde güneşi simgeleyen delikli daireler bulunur. Çin sembolizmindeki yin ve yang sembollerinin ifade ettiği düalite, bir dairenin içinde belirtilmiştir. Hititler daire sembolünü kanatlı yıldız sembolünde kullanmışlardır. Bazı Hitit kanatlı yıldız sembollerinde birbirine yakın ya da yapışık iki yıldızlı daire görülür, bunun iki yıldızdan oluşan Sirius çiftyıldızını ya da Güneş ile ardındaki spiritüel güneşi simgelediği yorumları mevcuttur. Alacahöyük yerleşiminde daire sembolü güneş kursu olarak karşımıza çıkmaktadır.

Zen’de varlığın tekamül yolculuğu dıştan içe doğru giden bir harekete benzetilir ve bu da eş merkezli daireler olarak form bulur. Zen Budizmi’nde daire aydınlanmanın, insanlığın ilk prensiple birleşerek mükemmelleşmesinin ifadesi olduğu gibi bir varoluş döngüsüdür ve bu döngü fenomenal dünyadaki her şeyi kuşatır. Daire aynı zamanda tüm Güneş-Tanrılar’ın da sembolüdür. Daire İslami tradisyonlarda kelam ve tekamül ile ilişkilendirilir ve kubbeyi, gökkubbeyi, İlahi Işığı simgeler. Eşmerkezli üç daire tasavvufta tezahürü simgeler. Arş ve kürsi de daire sembolüyle ilşkilendirilir. Bazı mutasavvıflar tekamül fikrini küre, daire ve merkez sembolleriyle ifade ederler.

Çeşitli Kızılderili halkları, ayın yörüngesi, güneşin ve yıldızların görünür yörüngeleri yuvarlak formlardır ve bu formlar bitkilerin doğada büyüdükleri şekilde belirirler. Daireler oluşturularak gerçekleştirilen geleneksel danslara sık sık rastlanır, örneğin Mevlevilikteki dairesel danslarda olduğu gibi. Avrupa’da eşmerkezli daireler düşüncesi ortaçağ kozmolojisinin yönlendiricisi olurken Dante’nin İlahi Komedya’sında cehennem, araf ve cennet daireleri edebi bir şekilde sunulmuş, melekler hiyerarşisi bu kürelerin, dolayısıyla tüm yapının koruyucuları olarak ifade edilmiştir. Sümerosemitik tradisyonda kanatlı daire güneş tanrılarının, ilahiliğin, güneş gücünün benzetmesiz sembolüdür. Meksika sembolizminde bir kaktüs türü olan peyotl, ölümsüzlük yudumunu verir, haçın ve dairenin kesişim noktasında büyür. Hinduizmde fenomenal dünyadaki varoluş döngüsünü simgeler. Yakılan daire Prakriti’nin sembolüdür, “Gelişen her şey üretir, bir şey ortaya çıkarır.

Mısır’da

Yıldızların etrafını belirleyen daire; Mısır’da evrenin sembolüdür.Tanrı-insan-evren üçlemesi yani "varlıkta birlik" anlatılmak istenmiştir.

Daire pek çok uygarlıkta güneşin veya Sirius yıldızının çizimi olarak ortaya çıkar. Sözkonusu daire sembolü, Eski Mısır Hiyerogliflerinde hem güneşin ve spiritüel güneşin ideogramı olarak ve de ışık ve zaman anlamına gelen bir belirleyici işaret olarak kullanılırdı. Bu işaret İlah Ra’nın hiyeroglifindeki üç gliften biridir, Eski Mısır hiyerogliflerinde daire ikiye bölünmüş ve Sirius A yıldızı hiyeroglifinde bir yarım daire kullanılmıştır.

Mısırlılar, Horus adını, Plutark’a göre “Güneşin dönmesini yönetmeye atanmış güç” olarak kullanırlardı. Plutark, Anubis’in bir köpek gibi muhafızlık yaptığını ve İsis’i koruduğunu yazar. Bu konu, Anubis’in ‘zaman’ ve ‘daire’ olduğu bilgisiyle birleştirilince, yörünge kavramına biraz daha yaklaşmış oluruz. Bir Mısır papirüsünde İsis’in yoldaşı “kusursuz siyahtaki Rab” olarak anlatılır. Bu tasvir, Sirius B’yi andırır. İsis’in yoldası Osiris “karanlık tanrı”dır. Bu bizim bildiğimiz anlamda bir karanlık değil, sırların en üst noktasındaki gizemli karanlıktır, tezahüratta her şeyin çıktığı ilk nokta anlamında kullanılır. Trismejistik risale “Alemin Bakiresi” (Mısır’dan)”Kara Tören”i anlatır; siyah Osiris’le ilintilidir; bu eski Mısır dinindeki en üst gizli inisiyasyon basamağı ve İsis’le ilgili gizemli sırların sonuncusudur. Risale, Hermes Trismegistus’un uygarlığı öğretmek için Dünya’ya indiğini ve sonra tekrar “yıldızlara çıktığını”yazar. Bazı kısımları hala anlaşılmamış olan göksel sırlarıyla geride Mısır’ın gizem dinini bırakır.* (*bknz Sirius Gizemi S: 152)

Mu Kıtası’nda
Daire, Mu Kıtası’nda Tanrı’nın tekliğini ifade etmek üzere Ra denilen güneşi sembolize ederdi. Churchward daireselliğin Naga-Maya dilinde “on” sözcüğüyle ifade edildiğini belirtmektedir. Ön Türklerde ise on sayısı kozmos, kozmik birey, kozmik olan” anlamlarına gelmektedir.

James Churchward daire sembolü ile ilgili olarak şu bilgiyi veriyor: “Daire, insanoğlunun ilk dininde kullanılan üç sembolden biridir. Ona tüm sembollerin en kutsalı gözüyle bakılmıştır. Ra adı verilen sembol, güneşin çizimidir ve Yaradan’ın bütün niteliklerini kendinde toplayan kolektif bir semboldür. Ra’ya, yani güneşe Yaradan’ın kendisi olarak değil, yalnızca bir sembol gözüyle bakılıyordu. İbadet edilen Yaradan’dı, sembol ise sadece onu temsil etmek üzere kulanılıyordu. Yaradan’a öyle büyük bir saygı ve edeple yaklaşılıyordu ki O’nun ismi asla ağza alınmıyordu.* (*Hala gerçek ruhsal öğretilerde ve Neo Spiritüalizmde O’nun ismi pek ağza alınmaz ve bu konuya çok saygı ile yaklaşılır.Çvn)

Hindular ve Mayalar Tanrı’dan “Adsız” diye söz ederlerdi. Dairenin başlangıcı olmadığı gibi sonu da yoktur. Mu bilgilerine göre güneşten çıkan sekiz ışın sekiz yönü simgeler ve sekiz yön bir daire meydana getirir. Bu da kralın bütün dünyanın hakimi olduğu anlamına gelir.

James Churchward’ın araştırmaları’na göre de daire, güneşin çizimidir. Güneş kendisinden çıkan ince ve dikey çizgilerle gösterildiğinde yeryüzündeki ışık güçleriyle eşleşen ve böylelikle yeryüzünü aydınlatan güçleri simgelemektedir. Bu aynı zamanda Güneşin yeryüzünün sularının içindeki kozmik yumurtalarda bulunan hayat güçleriyle eşleşen ve onlara çarptığında hayat veren güçlerini simgelemektedir.

Daire Polinezya’daki harabelerin taşlarında ve Kutsal Sırlar Mabedi’nin duvarlarında görülmeketdir. Paskalya Adası’ndaki heykellerin başlarındaki kırmızı küreler güneşi temsilen konulmuşlardı. Mısır sembollerinin Yaradan’la bağlantılı olanlarının hepsinde tasvirlerin başını güneşi simgeleyen kırmızı bir disk süsler. M.Ö. 1320 tarihli bir Mısır papirüsünde şöyle denmektedir: “Ebediyette son yoktur, dolayısıyla başlangıç da yoktur; bunun sonucu olarak ebediyet bir dairedir. Eğer yaşıyorsak bu sonsuza dek sürmek zorundadır ve eğer buna sonsuza kadar devam ediyorsak tıpkı daire ve ebediyet gibi insanın başlangıcı da yok demektir”.

İnsanda Daire Sembolü

Neo Spiritüalist açıdan ele alındığında, Daire insanın ebediyet gibi başı ve sonu olmadığını yani insanın sonsuzluğunu ve ölümsüzlüğü ifade ederken bir yandan da, “Kozmik insanı ve tasavvuftaki İnsan-i Kamil' i”de simgeler. Daire sembolünü kuantum kuramı ve atom altı parçakı açısından ele aldığımızda ise görürüz ki, atom da bir daire şeklindedir ve en küçük parçacık adını alan atom da giderek daha küçük parçalara bölünmekte ve kendi içinde bir sınırsızlık barındırmaktadır. Biliyoruz ki, tüm nesnelerin hem dalga hem parçacık özelliğine sahip oldukları görüşü Kuantum kuramı tarafından ileri sürülmüş ve deneysel olarak da kanıtlanmıştır. Nesnel parçacıklar olan elektronlarla yapılan deneyler onların da dalgasal bir yapı sergilediklerini açıkça göstermiştir. Şu halde her varlığın iki farklı fakat tamamlayıcı yönü bulunmaktadır. Bu iki yönden biri dalgasal yapının gereği olan süreklilik ve uzam içinde sınırsızlık, diğeri ise kesiklilik ve parçacık yapısının gereği olan sınırlılık ile sonluluk. Her iki özellik de aynı derecede temel ve önemlidir. Anlayış ve yaşam biçimi açısından İki özelliği ayırmak yerine birleştirmek bir daireyi tamamlamakta ve insanda mükemmelliğin başlangıcı ile sembolize edilmektedir. Bu iki özellik sadece cansız nesnelere ait olmayıp, tüm var olan canlı ve cansızların temel yapısında bulunmaktadırlar. Bu bakımdan bu iki özellik insan yapısında da bulunurlar. Süreklilik ve sınırsızlık bizim ruhsal yönümüzü, sonluluk ve sınırlılık ise bizim beden yönümüzü oluşturur.

Köşelerden sivriliklerden arınabilmiş, yüksek ince titreşimli tesirleri alabilen, bunları kendi bünyesinden geçirerek aktarabilen kısaca işlek yol olabilen insan daire ile sembolize edilir.

Birliği, bütünlüğü içinde ve hareketlerinde yakalayabilmiş, esneklik ve uyum ilkesinin bilgisini sindirmiş, zihinsel esneklik ve akışkanlıkla olaylara bakabilen küreselleşmiş bir bakışa ve yaşam biçimine sahip olan Kozmik İnsan da daire sembolüyle ilişkilendirilir. Kabala’daki karşılığı Adam Kadmon’dur.

Dairesel yani küresel düşünebilen her şeye esneyebilen, olanı olduğu gibi gören esneklik şuuru içinde varolan esnek ve akışkan zihinler evrenselleşmiş ruhların zihinleridir, Göksel Yönetim’le birlikte akmayı ve yasaları gerçek manası ile uygulamayı bilirler. Bakış açıları tamamen daireseldir. Bir olayı 360 derecelik bir açı içinde değerlendirmeye çalışır, iyi ve kötüyü aynı anda görürler.Dairesel bakabilmek daireyi görebilmek demek yukarıdan kartal bakışıyla görebilmek sürekli olarak dikeyde kalabilmek, yatay etkilere hiç kapılmamak ya da hemen o etki alanından çıkabilmek demektir.



------1

“Tanrı merkezi heryerde, dış yüzeyi hiçbir yerde olan bir dairedir”. Hermes Trismegistus

Sonsuzluğun bir diğer şeklide dairedir.Yani başlangıç ve son..Daire, bütün şekillerin kendisinden çıktığı en mükemmel geometrik form, çoğu tradisyonda yeri olan evrensel bir semboldür. Yuvarlak form en doğal şekil olduğu için kutsaldır, kendi kendini kontrol edenin, yüksek benliğin, tezahür etmemiş olanın, sonsuz olanın, ebediyetin, zamanı kuşatan mekanın ve aynı zamanda da başlangıcı ve sonu olmadığı için zamansızlığın, aşağısı ve yukarısı olmadığından dolayı aynı zamanda mekansızlığın da sembolüdür. Daire göksel birliği temsil eder, güneş sikluslarını, bütün sikluslara ait hareketi, dinamizmi, sonsuz hareketi, tamamlanmayı, içindeki potansiyelini açığa çıkarmayı, Tanrı’yı temsil eder.

(Piero di Puccio’nun 1400 yılında Campo Santo Pisa’da daireyi freskinde astrolojik bir şemanın temeli olarak göstermesinin ardından üretilmiş bir gravür. Dokuz dış daire gezegen dairelerini çevreleyen meleğin dokuz emrini temsil ediyor, merkezde ise elemental dünya bulunuyor. Tüm kozmos Tanrı’nın ellerinde)

Daire, kullanımı en önemli ve en yaygın olan bir geometrik semboldür, formu da güneşin ve ayın bizim görebildiğimiz formlarıyla aynıdır. Platoncuların ve Yeni Platoncuların teorik felsefelerine göre de daire en yüksek, en mükemmel formdur; dolayısıyla bütünün, birliğin, gerçek mükemmelliğin temsilcisi, evrensel bir semboldür. Platon sembolizminde daire aynı zamanda hareketsiz ebediliğin hareketli imajıdır. Bilindiği gibi dairenin başı ve sonu yoktur.


Açılmış gül sırra ulasan insanı yani Insan-ı Kamili sembolize etmektedir.


Bazı çiçekler, özellikle de lotus çiçeği, zambak ve gül, daire ile ilişkilidir ve onun anlamının çoğunu paylaşırlar.

Daire sembolünün zaman zaman gökyüzünü, mükemmelliği ve bazen de ebediyeti sembolize ettiği görülmektedir. Gökkubbe, merkezi olan bir daire olarak tasvir edilir ve bu, astronomların geleneksel güneş sembolü, aynı zamanda simyacı için de güneş metali olarak kabul edilen altının sembolüdür. Daire kötü ruhlara karşı korunmayı sağlar.

Beyaz daire enerjiyi ve göksel etkileri, siyah kare ise dünyasal etkileri temsil eder. Düalizmdeki saklı etkileşim ünlü yin-yang ile gösterilir. Yin-Yang’ın gösteriminde beyaz dairenin içinde siyah bir nokta, siyah dairenin içinde ise beyaz bir nokta bulunur. Bu noktalar, erilin içinde her zaman dişile ait bir şeyler olduğunu, dişilin içinde de erile ait bir şeylerin her zaman olduğunu göstermektedir. S şeklindeki çizgi ise iletişimin hareketinin sembolüdür ve tıpkı swastika gibi dönme düşüncesine işaret eder, dolayısıyla da sembole bütünleyici ve dinamik bir karakter kazandırır. Polarite Yasası özellikle de bu iki kutuplu sembolden bir dizi sorgulanmayacak değerde prensip çıkarmış olan Çinli filozoflar arasında çok sayıda düşünce üretilmesine neden olmuştur. Bu prensipler şunlardır:

a) Evrende yayılan enerji miktarı sabittir

b) Bu enerji iki eşit miktarda enerjinin toplamından oluşur, biri pozitif ve tür olarak aktif, diğeri ise negatif ve pasif.

c) Kozmik fenomenin doğası, yaratılışında var olan enerjinin bu iki türünün değişen oranlarıyla karakterize edilir. Örneğin yılın oniki ayında Yang’ın ve Yin’in altı kısmından çekilen ve değişen oranlarda ancak belirli bir miktar enerji vardır. Burada aynı zamanda daire ile herşeyin sembolü olan kürenin arasındaki ilişkiye dikkati çekmek gerekir.

Dairenin alt yarısı aşağı suları, üst yarısı ise Yüksek Suları ve gökkuşağını temsil eder. Birlikte bir bütünü, Kozmik Yumurtayı oluştururlar ve bir tezahür siklusunun tamamlanmasını gerçekleştirirler.

Daire çok sık olarak güneşle özdeşleştirilir, özellikle de etrafı ışınlarla çevriliyse. Güneş olarak o eril güçtür, ama ruh veya psişe ve etrafı kuşatan sular olduğunda o dişi, annelikle ilgili bir semboldür. Dairesel veya sonsuz olan aynı zamanda da “sınır”, olan düz, eril, babalıkla ilgili, yaratıcı güçle ilgili olanın aksine dişil olanı ve aynı zamanda Değerli İnci’yi ifade eder. Daire merkezinde 1 ve çevresinde 9 olan on sayısı ile sembolize edilir ki bu yanıyla çokluktan birliğe dönüşü temsil eder.

Daire ve Devresellik 
Dairesel ve küresel olma hali zamanın ve mekanın ortadan kalkmasıdır, dolayısıyla daire aynı zamanda devreselliği de temsil eder. Daire zaman zaman çemberle eşanlamlı olarak kullanılır ve çember de dairesel hareketle eşanlamlı tutulur. Dairesel harekette periyodik bir hareket, süreklilik sözkonusudur. Kozmik cisimlerin eliptik yörüngeleri çeşitli çaplardaki daire yaylarından oluştuğu için daire kozmik dolanım hareketlerinin genel ifade biçimidir. Grekçe’de kurt ve şahin anlamına gelen kirkos sözcüğü çember anlamına gelirdi ve bu sözcük Latince’de periyodik devre anlamına gelen circus kelimesine dönüşmüştür. Sonu olmayan hareketin, devriliğin sembolü olması nedeniyle kuyruğunu ısıran yılan ve Budizm’deki yaşam çarkı ile de ilişkilendirilir. Daha çok Doğu Tradisyonlarında reenkarnasyonu ve biten ve yeniden başlayan devreleri simgeleyen sembollerden biridir.

Daire ve Kare İlişkisi
Daire, göçebe çadırlarının ve kamplarının oluşumudur, bu, evlerin, arazilerin, kırsal kentlerin ve yerleşik hayata ait insanların “kare” oluşumlarının tam tersine dinamizmi ve sınırsız hareketi temsil eder. Dairenin sembolik olarak tersi karedir, kare cismani dünya ve maddi olanla ilişkilendirilir. Daire Tanrı’yı ve Gökyüzü’nü temsil eder, kare ise insanı ve dünyayı. Bildik bir sembol olan “daireyi kareleştirme” eylemi, mevcut kare ile eşit boyda bir daire oluşturmak ve böylelikle insanın çabalayarak kendi maddesini Tanrılaştırma yolunda dönüştürme amacını ifade eder, bu aynı zamanda kendini ilahileştirme çabasıdır. Daireyi kareleştirmek bir başka ifadeyle gökyüzünün küresel formunun dünyanın dörtgensel formuna dönüştürülerek kutsal bir bina, tapınak ya da kilise olarak tezahür ettirilmesi, böylelikle gökyüzünün dünyaya indirilmesidir. Bu aynı zamanda dört elementin birleştirilerek birlikteki ilksel sadeliğe geri dönülmesidir. Daire aynı zamanda dünyanın hareketsiz karesinin etrafında dönen gökyüzünü sembolize eder. 

Daire kare ile birlikte gökyüzünü ve dünyayı, bunların bütünleşmesini temsil eder. Sekizgen, daireyi kareleştirmede yolun yarı aşamasıdır. Çin’de daire gökyüzü olurken kare dünyadır, merkezinde kare olan daire gökyüzü ile yeryüzünün birleşmesini, yin ve yang’ı ve buna paralel olarak da mükemmel insanı temsil eder. Jung’un gözlemlediği gibi, kare, insanın içsel birliğe ya da mükemmelliğe ulaşmamış, çoğulcu halini temsil ederken daire Birliğin bu nihai haline tekabül edecektir. Dairenin kareleştirilmesine ait geometrideki bu çözülmez problem, yani insanın tanrılaşma yolunda değişim çabası ilahi mükemmellik için çabalayan insana yönelik bir Rönesans alegorisi olarak sıkça kullanılmıştır, bu problem aynı zamanda simyada da büyük öneme sahipti. Kabala da daireden ve kareden bahsetmekte, karenin içindeki bir daire bir maddi zarfın içindeki İlahi Kıvılcım olarak ifade edilmektedir.