11 Mart 2018 Pazar

Algıdan bilinçaltına mesaj..

Bilincaltınız sizin deponuz ve sizin bilginiz dışında yüklenmiş bir bilgisayar programı gibidir.
Bilinçaltınız öğrendiğiniz her bilgiyi, her yemini, inandığınız her şeyi depolar ve içinde barındırır. Görevi içinde barındırdıklarıyla hayatınızı ince işçilikle şekillendirmek yapılandırmaktır.
Madem bilinaçltımızın hayatımızı inşa derken hangi kalıbı, şablonu kullandığını bilemiyoruz öyleyse önce bunu keşfetmek ve planı ortaya çıkarmak için uğraşmalıyız.
Modeli ortaya çıkarınca onun üzerinde düzeltmeler yapmamız mümkün olabilir. Kendi hayatımızın inşaasında farklı gözemlerle üretilebilecek yeni çözümler olacaktır.
Bilinçaltımızın ilginç bir özelliği vardır, bu da onu kolaylıkla kandırabileceğimizdir.Yani bilinçaltımız gerçekten yaşadığınız olaylarla, yaşadığınızı hayal ettiğiniz olayları birbirinden ayırt edemez.
Yıllar önce üç ayrı basketbol takımı üzerinde bir deney yapılmıştı. Takımlardan biri normal antrenmalarını uygulamaya devam ederken diğer takım bu süre boyunca hiç antrenman yapmamış, üçüncü takım ise hiç antrenman yapmamış ancak meditasyon yolu ile yaptıklarını hayal edip gözlerinin önüne getirdiler.
Sonuçlar oldukça şaşırtıcı çıktı. Hiç anternman yapayan takım hiçbir gelişme göstermedi, anternman yapan takım ile antrenman yaptıgını hayal eden takım oyucuları aynı gelişmeyi gösterdi.
Kısacası eğer bilinaçltınızı daha sağlıklı,daha mutlu, daha güçlü hatta daha zengin olmaya başladığınıza ikna ederseniz tüm bunlar gerçek olacak çünkü bilinçaltınız hayatınızı bu yönde şekillendirmeye başlayacaktır.
Ancak bilinçaltınızla yapacağınız konuşma sözlerden ibaret olmamalıdır. Ona söyleyeceğiniz her kelimeye kalpten inanmalısınız.
Samimiyetiniz bilinaçltınızı da inandırır.
Bilinaçltınızı istediğiniz hayatı yaratmaya yönlendirmede en etkili yollardan biri de meditatif bir yaklaşımla “görüntü oluşturma “ tekniğidir (imgeleme).
Görüntü oluşturmak, gerçekten olmasını arzu ettiğiniz şey olmuş gibi gözünüzde canlandırmak, onu her ayrıntısıyla canlandırmaktır.
Bunu yaparken gözünüzde bir resim canlandırmak zorunda değilsiniz.
Tekniğin adında görüntü geçiyor olsa da aslında görüntüyle değl de hislerle daha çok bağlantılıdır. Önemli olan hayal ettiğiniz şeyi kalben derinlerde samimiyetle hissetmeniz, gerçek olduguna inanmanızdır. Bilinçaltınızı inandıracak olan da çizdiğiniz resim değil derinden hissettiğinizdir.
GÖRÜNTÜ OLUŞTURMA (VİZUALİZASYON TEKNİĞİ )
Bu deneyim için bir süre gözlerinizi kapatın. Arzu ettiğiniz şey üzerine yoğunlaşın ve ona sahip oldugunuzu düşünün. Gerçek olan hayalinizi gözünüzde canlandırın veya hissetmeye çalışın. Onun varlığı size ne hissettiriyor.?
Bunu düşünün. Sizi ne kadar heyecanlandırıyor? Mutlu ediyor? Rahatlatıyor? Zihninizde herhangi bir görüntü canlanmıyorsa bile onu hissetmeniz yeterlidir.
Görüntü oluşturabilmek için hislerinize odaklanın. O anın gerçek olduğunu,ona sahip olduğunuzu farzedin.
Bilinçaltınızın olumlu değişiminize ikna etmek için uygulayacağınız tekniklerde onu, karşınızdaki bir kişiymiş gibi düşünmek işinize yarayabilir.

Düşüncelerinize dikkat edin.

Enerji dairesel şekilde hareket eder. Gönderdiğiniz negatif, pozitif her tür enerji mutlak şekilde size geri döner. Ne tür bir enerji gönderdiğiniz geri dönüş sürecini değiştirmez.

Bilinçli ya da bilinçsiz göndermiş olmanızda bu yasayı ya da süreci etkilemez.

Her sonucu yaşadığımızda nedeni fark etmez isek aldığımız sonuçlarda hiçbir zaman değişiklik göstermez.

Bu nedenle davranışlarımızdan sorumlu olduğumuzu bize çok iyi anlatan bir yasadır.

Sadece davranış değil, duygu ve düşüncelerimizden de sorumlu olduğumuzu unutmayalım bu arada.

Çünkü hatırlarsanız hepsi birer enerji ve enerjiler çıktıkları kaynağa geri dönerler.
Peki şimdi sizi duyar gibiyim ‘ama bazen bazı korkularımız ya da isteklerimiz bize geri dönmüyor.

Size açıklıyorum.

Ürettiğimiz duygu, düşüncelerinde bir gücü var. Çok güçlü bir sevgi duygusu ile çok zayıf bir takdir duygusunu enerji olarak aynı güçte algılayamayız.

Üstelik sürekli üretilen bir duygu ile anlık üretilen bir duygu aynı güçte değildir.

Bir enerji zayıfsa, ona enerjisini kaybettiren başka bir enerji nedeniyle sönümlenecektir.

Eğer sevdiğim birine kızıp bela okuduysam ama ardından pişmanlık duyarak tövbe ederek akabinde yoğun bir sevgi enerjisi yolladıysam bu iki enerji birbirini etkisiz hale getirecektir.

Ancak ardında tövbe yoksa ya da yoğun sevgi enerjisi yoksa az pişmanlık az sevgi varsa belki de bedduanının bir kısmının gerçekleşme olasılığı olacaktır.

Önemli bir başka madde de özgür irade konusudur.

Kendi hayatımız için yaptığımız seçimlerde özgürüz.

Sorun, başka bir insanının özgür iradesine karşı gelerek, onun yerine karar verdiğimizde başlar

Bazen birinin iyiliği için iyi bir şey yaptığımızı sandığımızda neden sonuç yasasına göre başkalarının da bizim özgür irademiz dışında bizim adımıza kararlar verip uygulayabileceği mesajını verir, enerjisini yollarız evrene.

Böyle durumlarda özgür irademizle istediğimiz hedeflere ulaşmamız kolay olmayacaktır.

Başka insanların karar verme ve seçim yapma haklarına saygı duymalıyız.

Kimsenin sizin yaşam planınıza müdahale etmesini istemiyorsanız gerekenleri yapın ve sizde kimsenin planını karıştırmayın

Bu tip olayların, müdahalelerin sonuçları hiçbir zaman pozitif olmaz.

Fikirlerinizi beyan edebilirsiniz. Karşınızdaki kişi için en iyinin ne olduğunu bilseniz bile fikirlerinizi ona kabul ettirme çabasına girmeyiniz.

Aynı şekilde başkalarını dinleyebilirsiniz. Ama karar özgürlüğü, uygulama, seçim size ait olmalı

Öfke, nefret, kin gibi duygular tehlikeli duygulardır.

Bu duygulara sahipken, hayatınıza güzel olayları kişileri çekme olasılığınız düşüktür.

Ve bu olumsuz duygular yaşamınıza sorunlar, kötü olaylar, negatif insanlar, hastalıklar çekecektir.

Lütfen bu anlattıklarımı göz önünde bulundurarak, geçmişi, başkalarını affedin. Yasaların işlemesi için affetme çalışmaları yapmak çok önemlidir.

Affetme gerçekleşmediğinde, hiçbir yasa sizi tatmin etmeyecektir. Hatta tüm yasalara karşı gelmiş olacaksınız.

Her insanın olumsuz duyguları olabilir. Bu çok normal, bunları reddetmeyin. Onlarla mücadele etmek yerine onları kabul edin.

Olumsuz duygu ve düşünceleriniz sizi rahatsız ettiğinde, onlara sevgi gönderin. Onları serbest bırakarak sizden uzaklaşmasına izin verin.

Mesela şöyle söyleyebilirsiniz: Eşime karşı öfkemi kabul ediyorum. Bu duygu benim ve bu duyguyu üreten benim…

Şu an öfke duyguma sevgi gönderiyorum. Onu özgür bırakıyorum ve hayatımdan gitmesine izin veriyorum.

Artık yasayı bildiğinize göre sonuçlarınızın nedenlerini bilinçli olarak oluşturabilirsiniz.

Şu an yaşadıklarınızın bir sonuç olduğunu ve bu sonuçların nedenlerini sizin oluşturduğunuzu fark edeceksiniz.

Ve kontrollü nedenler oluşturabilirsiniz. Bu yasayı bilmek daha güzel sonuçlar oluşturmak için sizi motive edecektir.

Olumsuz duygu ve düşünceleri biriktirmek yerine kabul edin ve hayatınızdan uzaklaştırın.

Bu yasanın farkındalığında gelecekle ilgili güzel tohumlar atın zihninize.

İnsanları sevindirmek, yardım etmek, faydalı eylemlerde bulunmak iyi nedenler olabilir.

10 Mart 2018 Cumartesi

4.Evre :Kali Yuga------2


RABBİN KATINDA BİR GÜN, SİZİN SAYMAKTA OLDUKLARINIZDAN BİN YIL GİBİDİR. (KURAN-I KERİM, 22/47)

BİR BRAHMA GÜNÜ’NÜN BİN ÇAĞ SÜRDÜĞÜNÜ VE GECESİ’NİN DE BİN ÇAĞ SÜRDÜĞÜNÜ BİLENLER – GERÇEKTEN BİR GÜNÜN VE BİR GECENİN ANLAMINI BİLMEKTEDİRLER. (BHAGAVAD GİTA)


Kali Yuga’da (şimdiki zaman) dünya ruhu siyah oldu. Bu demir çağıdır. Sadece çeyrek fazilet kalmıştır. Dünya kedere boğuldu, insanlar şerre dönmüşler, hastalıklar gelmiştir, bütün yaratıklar soysuzlaştılar, kutsal ayinler ters sonuç vermekte, her şey değişimlere girmekte ve birçok Yugaları yaşayanlar dahi değişime tabi olmaktadır. (Mahabarata)

432.000 dünya yılıdır, yaklaşık 5.000 dünya yılı öncesi başlamıştır.

Kış Dönemi, tıpkı kapkaranlık bir gece… Maddi ve manevi yozlaşmanın doruğa çıktığı bir dönem… Kaos, kargaşa, savaşlar, depremler, felaketler çok fazla… Oran %25 pozitife karşın %75 negatif, yani negatif değerler çok fazla baskın… Korkulanın gerçekleşme hızı çok yüksek, %75 negatif enerji çok güçlü bir besleyici…

Kali Yuga’da, iyi dileklerin gerçekleşme oranı ise çok düşük, %25 pozitif enerji dilekleri, istekleri beslemekte zayıf kalıyor… İnsanların sadece %25i fazilet sahibi ve azınlıkta kalıyor… Bu nedenledir, son 20-30 yıldır gündemde olan yeniçağ düşünce yapısının oluşması…

Epiktetos, Mevlana, Halil Cibran gibi büyük filozofların yüzlerce yıldır günümüze dek gelen sözleri, yeniden yeni bir ambalaj ile “sır” adı altında gündeme geliyor, pozitif düşünceye sevk eden enerji çalışmaları popüler hale geliyor. Binlerce yıllık geçmişi olan yoga, meditasyon gibi çalışmalar, enerji çalışmaları, kadim bilgiler yüzeye çıkıyor, daha fazla kişinin ilgisini çekmeye başlıyor ve son yıllarda popüler kültürün bir parçası halini alıyor ki bu denli yoğun olumsuzluğun içinde olabildiğince çok kişi pozitif bir bakışa yönlenebilsin…


İNSAN KADEHTİR, RUH İÇİNDEKİ ŞARAP
GÖVDE BORUDUR, RUH İÇİNDEKİ SES
HAYYAM! İNSANIN NE OLDUĞUNU ANLAYABİLDİN Mİ?
BÜYÜSEL BİR LAMBA, İÇİNDE IŞIK… (ÖMER HAYYAM)

Lamba ne kadar süslü püslü ya da ne kadar kirli ise ışığın şiddeti o kadar zayıf yansıyor lambanın dışına.

Oysa tertemiz şeffaf bir lamba, ışığını olduğu gibi tüm parlaklığı ile çevresine yansıtır ve sadece kendisini değil çevresini de aydınlatır ve cazibesi ile göz kamaştırır. Ego, kibir gibi süslerin ya da korku, endişe, hırs, kıskançlık gibi negatif duyguların yarattığı kirlerin olmadığı ve sevgiyle parlayan lambaların çoğalması dileğim

Bu dönemin her türlü negatif etkisinden kurtulmanın en etkili yöntemi korku, endişe, hırs, kibir, kıskançlık, öfke” gibi her türlü negatif duygudan arınarak, İlahi olanın, O’nun gücüne güvenerek, teslim olarak güven, sevgi, neşe duygularına daha fazla yer vererek içimizde bir huzur denizi yaratmak ve bu huzurun dışımıza yayılmasına izin vererek, negatif her türlü enerjiye karşı bir huzur kalkanı yaratmak…

Bundan daha da önemli ve etkili bir başka yöntem ise, Vedik bilgilerde de yer aldığı üzere Kali Yuga’nın ilacı olan ve yaklaşık 500 yıl kadar önce Lord Chaitanya tarafından dünyamıza armağan edilen Maha Mantra’nın yüksek enerjisinden yararlanmak:

HARE KRISHNA HARE KRISHNA
KRISHNA KRISHNA HARE HARE
HARE RAMA HARE RAMA
RAMA RAMA HARE HARE…

Dualar, mantralar enerjisi çok yüksek, yüksek frekanslı seslerdir ve enerjimizi de yükseltirler.

Vedik bilgilere göre, Kali Yuga’nın olumsuzluklarından en az etkilenmek, Kali Yuga’nın olumsuzluklarına karşı en güçlü direnci göstermek üzere her an, her yerde daima Maha Mantrayı tekrarlamakta yarar var.

Oldukça önemli, detaylı ve uzunca bir konu olmasına rağmen, yazıyı çok daha fazla uzatmamak adına kısaca söylemek isterim ki, her duanın, her mantranın frekansı farklıdır, herkesin frekansı farklıdır. Şayet kişinin frekansı ile tekrarladığı mantranın frekansı farklı ise kişiye ağır gelerek, negatif çıkışlara sebep olabilir, kişiyi zorlayabilir. Bu nedenle mantraları çok dikkatli seçmek gerekir.

Maha (“en büyük” anlamında) Mantra ise frekansı en yüksek, en güçlü mantradır.

Din, dil, ırk ayrımı gözetmeden, inançlı inançsız herkes, her ortamda, her an söyleyebilir, her frekans ile uyum saglar.. Enerjimizi yükseltmesinin yanı sıra, koruyucu, arındırıcı ve besleyici özellikleri vardır.

(Geceyarısı, kutup soğuğunda, vahşi hayvanların bol olduğu bir bölgedeki bir kulübede şömine karşısında, güvenle ve tok karnına, sevdiklerinizle birlikte huzur içinde oturmak gibi…)

Kali Yuga’da “ses” en güçlü en etkili iletişim yolu…

Kali Yuga’nın kaosundan kurtuluşun anahtarı.. Maha Mantra’yı zihinden tekrarlamanın etkisi çok büyük ancak seslendirmenin etkisi daha da büyük, boğazdaki titreşim ve o kulağa yansıyan etkisi… En karanlık anları bile pırıl pırıl aydınlatan bir anahtar…

Sonuç olarak, bu konuya değinmek ihtiyacını hissetmemin nedeni; son yıllarda dünyamızda yaşananlar genel olarak umut kırıcı, ürkütücü, çok üzücü gelişmeler ancak ortalama 70-80 yıl ömrü olan bir insanın bu sonsuzluk içinde kelebekten de kısa bir ömre sahip olduğunu ve bu sürenin son derece kıymetli olduğunu, özellikle de şu dönemlerde çok ihtiyacımız olan yüreğin derinlerinden gelen sevgi, aşk, umut ve güven duygularının daha ağır basması arzusu… buna dikkat çekme isteği. Ve;

“Bizler şöyle hissetmeliyiz, ‘Dikkatimi yüzde yüz kendimi düzeltmeye vereceğim. Benim sorumluluğum budur.’ Doktor, kendini iyileştir.” (Srila Sridhar Maharaj)

Srila Sridar Maharaj’in son derece değerli bu sözünü de bu arada vurgulamak ve özellikle belirtmek isterim ki kişi çevresine, dünyasına kendisinde olmayan bir şeyi veremez, dünyamızda huzur istiyorsak önce kendimizi huzura kavuşturmalıyız, dünyamızda barış istiyorsak önce kendimiz barış içinde olmalıyız yani hep söylendiği gibi “dünyayı düzeltmek istiyorsak önce kendimizi düzeltmeliyiz”… Bu asla bencillik olmadığı gibi dünyamıza karşı en büyük sorumluluğumuzdur, önce kendimiz üzerinde çalışmalıyız ki suda yayılan bir dalga gibi kendimize olan faydamız çevremize de yayılsın…

BİR ŞEYİ UNUTMAYIN Kİ RAB’İN İNDİNDE BİR GÜN, BİN YIL VE BİN YIL, BİR GÜN GİBİDİR. (İNCİL, II PETRUS, 3:8)


Kali Yuga: Yozlaşmanın doruğa çıktığı dördüncü evre ----1

Kali Yuga, Hint Zaman Anlayışı’na göre maddi ve manevi yozlaşmanın doruğa çıktığı dördüncü zaman evresidir.

Son yıllarda, dünyamızda yaşanan pozitif yöndeki değişim rüzgarlarının yanı sıra sosyal, politik, ekonomik pek çok felaket de üst üste moralleri bozdu. Bir yandan, bilinç düzeylerinde, enerji boyutlarında gerçekleşen pozitif yöndeki değişimlerle mutlu olup, neşe, sevgi, umut ile geleceğe ve anlara bakmayı başarırken, diğer yandan da içimize sindiremeyip kendi iç huzurumuzdan suçluluk duyar haldeyiz.

Bir an huzuru hissedip mutlu olup hemen ardından gözlerimize hüzün çökmekte. Sanırım, bakış açımızı biraz genişletip bireysel, bölgesel değil de daha geniş bir kuş bakışı ile yaşananlara tepelerden, çok tepelerden hatta farklı bir zaman mekan boyutundan bakmayı denersek, biraz daha anlamlandırabileceğiz yaşananları ve belki biraz daha katlanılabilir bulacağız.

Bu geniş bakış açısını yakalayabilmek için, kadim bilgiler Vedalar açısından içinde bulunduğumuz zamanın değerlendirmesine biraz değinmekte fayda var:

VEDALARIN YARATILIŞIN BAŞINDAN BERİ VAR OLDUĞUNA İNANILIR. EN YENİ BÖLÜMLERİ YAKLAŞIK M.Ö. 500 SENESİ CİVARINDA ORTAYA ÇIKMIŞKEN, EN ESKİ METİN (RİG VEDA) YAKLAŞIK M.Ö. 1500 YILLARINA AİTTİR. FAKAT, METİNLER YAZILMADAN ÖNCE UZUNCA BİR SÜRE DEVAM EDEN BİR SÖZEL GELENEK MEVCUTTUR. RİG VEDA, VEDALARIN İLK BÖLÜMÜ OLUP, EN ESKİ VE EN ÖNEMLİ BÖLÜMDÜR. 1028 İLAHİ İÇEREN RİG VEDA TANRILARA ŞÜKÜR VE SAYGI İÇİN YAZILMIŞ ON KİTAPTAN OLUŞUR. RİG VEDA DÜNYANIN EN ESKİ KUTSAL METNİDİR.

Vedik bilgilere göre, evren farklı dönemlere sahip

Mikro – makro düzeyde karşılaştırmalı bakacak olursak; nasıl ki dünyamızda bir yıl 4 mevsime / döneme sahip, evren de yinelenen 4 mevsime / döneme sahip. Her yıl yenilenen mevsimler döngüsü gibi bu dönemsel-mevsimsel döngüler de süreklilik göstererek tekrarlanmakta.

Yuga” olarak adlandırılan bu oldukça uzun dönemler ile ilgili, kadim Hint destanı Mahabarata’da özetle şöyle der:

“O ZAMANLAR EVREN ŞİMDİKİ GİBİ DEĞİLDİ… KRİTA YUGA’DA HER ŞEYİN FARKLI OLDUĞU BİR DURUM VARDI, VE TRETA YUGA’DA ONDAN FARKLI BİR DURUM VARDI. DVAPARA YUGA İLE BÜYÜK DEĞİŞİKLİKLER OLDU. ŞİMDİKİ YUGA’DA İSE, HER ŞEY KÜÇÜLMÜŞTÜR… İLAHLAR, EVLİYALAR VE HER ŞEY DEĞİŞMİŞTİR.”

Yaklaşık 20 ciltlik Mahabarata’nın en önemli bölümü “Bhagavad Gita“, kozmik dönemler hakkında özetle şöyle der:

BEŞERİ HESAPLARA GÖRE BİN ÇAĞ, BRAHMA’NIN [TANRI] TEK BİR GÜNÜNÜDÜR. VE BU AYNI ZAMANDA BİR GECESİNE DE EŞİTTİR…

Bhagavad Gita’da söz edilen 1000 çağlık dönem Brahma’nın 1 gününe eşit ve bu çağlardan her biri dört Yuga’yı içerir.

Sonsuzluğun içinde tekrarlanan Tanrısal günlerden sadece bir günün, bizim anladığımız, kullandığımız birim üzerinden süreleri ise şöyledir:

  • Açılımlarına aşağıda değineceğimiz Yugalardan ilki Krita / Satya Yuga (başlangıcı ve sonundaki geçiş dönemleri ile birlikte) toplam süresi 1.728.000 dünya yılıdır.
  • İkinci olarak Tetra Yuga toplam 1.296.000 dünya yılı
  • Üçüncü olarak Dvapara Yuga 864.000 dünya yılı
  • Son olarak Kali Yuga’nın süresi ise 432.000 dünya yılıdır.

Dört Yuganın toplamı Maha Yuga’nın yani Tanrısal boyutta tek bir günün binde birinin süresi 4.320.000 dünya yılıdır.

1. Evre: Krita/Satya Yuga (Kamil çağ)

Krita/Satya Yuga (Kamil Çağ), adını o devirde tek bir inanç oluşuna borçlu. O devirde bütün insanlar kâmildi, Kutsallık o devirde hiç azalmadı ve insanlar hiç düşmediler. Krita Yuga’da ilahlar yoktu, ifritler, Yakşalar, Rakşalar ve Nagalar yoktu. İnsanlar ne aldılar, ne sattılar, zengin ve fakir yoktu, işçiliğe gerek yoktu, çünkü insanlar bütün isteklerini irade gücü ile sağlıyordu. En önemli fazilet dünyevi arzuları terk etmekti. Krita Yuga’da hastalık yoktu, yaşlanmak yoktu, kin yoktu, ne de kibir veya herhangi bir kötü düşünce, keder ve korku yoktu. Bütün insanlar en yüksek ululuğa erişebiliyorlardı. Evrensel ruh Narayana’ydı, o beyazdı. O herkesin sığınağıydı ve herkes onu aramaktaydı. Kamil Çağ baştan sonuna dek insan benliğinin evrensel ruhla birliğini içerirdi.  (Mahabarata)

1.728.000 dünya yılı.

Mikro örnekleme ile İlkbahar Dönemi: Tıpkı doğanın yeniden doğuşu, tazelenişi, canlanışı gibi saf ve temiz bir yaşam, bir çocuğun saf ve temiz yüreği gibi… Negatif hiçbir şeyin olmadığı, bilinç düzeylerinin en yüksek olduğu %100 saf ve temiz bir dönem. Aydınlık, sabah…

2. Evre: Treta Yuga

Treta Yuga’da adaklar başladı ve dünya ruhu kırmızıya boyandı. Fazilet bir çeyrek azaldı. İnsan gerçekleri aradı ve ayinler uyguladılar. İstediklerini vererek ve çalışarak elde ettiler. (Mahabarata)

1.296.000 dünya yılı.

Yaz Dönemi: Doğada yavaş yavaş ısının etkisi ile bozulmalar başlıyor, çok sıcak bölgelerde taze yeşillikler hızla sararmaya başlıyor, kurak yerler kavruluyor… Bu yugada, yaşamda yavaş yavaş bozulmalar, yozlaşmalar başlıyor. Oranlamaya devam edersek %25 negatifliğe karşın halen her şey güzel, 75% pozitif yönler baskın… Gençliğin çoşkusu, gündüz saatleri…

3. Evre: Dvapara Yoga

Dvapara Yuga’da dünya ruhu sarıydı. Fazilet yarıya indi. Veda, Krita Yuga’da tek bir kitaptı, ama bu çağda dörde bölündü. Birçok kişi bu dört Vedalar üzerinde bilgi sahibiyken, bazıları sadece üç, veya birini bilmekteydi. Zihin gücü düştü, Hakikat eridi ve arzular, felaketler ve hastalıklar geldi. Bunlardan dolayı insanların cezalardan geçmeleri gerekti. Günahların yaygınlığından dolayı bir çökme çağıydı. (Mahabarata)

864.000 dünya yılı.

Sonbahar Dönemi: Doğada hızlı bir değişim başlıyor, havalar soğumaya, renkler hızla değişmeye solmaya başlıyor. Pozitif ve negatif oranı %50 ye %50… akşam saatleri… Yaşamın pozitif ve negatif yönleri başa baş bu yuga da… Halen pozitif olan her şey negatif olan her şeye karşın direnmeyi başarıyor. Bu yugada her türlü negatif etkiye karşı kişilerin kendilerini koruyabilmeleri için bol bol meditasyon ve (İlahi olan ile, O’nunla doğrudan bağ kurabilmeyi, o güzel enerjisi, sevgisi ve şefkati ile beslenmeyi, arınmayı, korunmayı sağlayan) Gayatri Mantra öneriliyor. (Halen içinde bulunduğumuz Kali Yuga’da ise Gayatri Mantra sadece belli bir aşamadan sonra verilen bir gizdir) (bazı kirtanlarda söylenen Gayatri Mantra değil söz ettiğim, ancak belli bir inisiyasyon sonrası verilen, o inisiyasyonu almamış kişiler için ise sır olarak kalması zorunlu olan bir mantradır)


Kendini bilen rabbini bilir..

George Gurdjieff /

Kendini incelemek için, insan öncelikle, nasıl inceleyeceğini, nereden başlayacağını, hangi yöntemleri kullanacağını öğrenmelidir. İnsan, kendini nasıl inceleyeceğini öğrenmeli ve kendi kendini inceleme yöntemlerini incelemelidir.

Kendini incelemenin başlıca yöntemi, kendi kendini gözlemlemedir. Kendi kendini gözlemlemeyi uygun biçimde uygulamaksızın, insan, makinesinin çeşitli fonksiyonları arasındaki bağıntıyı ve karşılıklı ilişkiyi her defasında, her şeyin onda nasıl ve niçin dış etkilerle meydana geldiğini hiçbir zaman anlamayacaktır.

Fakat kendi kendini gözlemlemenin ve kendini doğru biçimde incelemenin yöntemlerini öğrenmek için, insan makinesinin fonksiyonlarını ve özelliklerini belli bir şekilde anlamaya ihtiyaç vardır. O halde, insan makinesinin fonksiyonlarını gözlemlerken, gözlemlenen fonksiyonların doğru sınıflandırılmasını anlamak ve bunları tam ve anında tarif etmeye muktedir olmak gereklidir; tarif, kelimelere bağımlı bulunmamalı fakat içsel bir tarif olmalıdır; bütün içsel deneyimlerimizi tarif ettiğimiz biçimde manevi tat alma ve duygu yoluyla olmalıdır.

 

Kendi Kendini Gözlemlemede Önce Kayıt,

Sonra Analiz ve Sentez Yapılmalıdır

 

Kendi kendini gözlemlemenin iki yöntemi vardır: Analiz ya da analiz etmeye gayret etme, yani sorulara cevaplar bulmaya çalışma; belli bir olay neye bağımlıdır ve niçin olur. İkinci yöntem, kayıt yöntemidir, yani belirli bir anda ne gözlemlendiyse onun zihne ‘kaydedilmesidir’.

Kendi kendini gözlemleme, özellikle başlangıçta, hiçbir şekilde analiz veya analiz yapmaya gayret etme haline gelmemelidir. Analiz, çok daha sonra, insan ancak kendi makinesinin bütün fonksiyonlarını ve onu yöneten bütün kanunları öğrendiği zaman mümkün olacaktır.

Kendi içinde rastladığı herhangi bir olayı analiz etmeye çalışırken insan, genellikle şöyle bir soru sorar: ‘Bu nedir?’ ‘Niçin bu şekilde meydana gelmekte ve başka bir şekilde olmamaktadır?’ Ve daha ileri gözlemlere geçmeyi tamamen unutarak bu sorulara cevap aramaya başlar. Gittikçe bu sorulara daha fazla gömülerek kendi kendini gözlemlemeyi tamamen kaybeder ve hatta onu unutur. Gözlemleme durur. Bu durumdan anlaşılacağı üzere, sadece tek bir şey devam edebilir: Ya gözlemleme veya analiz yapma çabaları.

Ayrıca genel kanunlar hakkında bilgi sahibi olmaksızın olayları ayrı ayrı analiz etme çabaları da zamanı boşa harcamaktan başka bir şey değildir. En basit olayı bile analiz etmeden insan, ‘kayıt’ yolu ile yeterli miktar malzemeyi toplamalıdır. ‘Kayıt’, yani belli bir anda, neyin meydana geldiğinin doğrudan doğruya gözlemlenmesinin sonucu, kendi kendini inceleme çalışmasında en önemli malzemedir. Belli sayıda ‘kayıt’ yapılıp toplandığında ve aynı zamanda kanunlar, belli bir dereceye kadar incelenip anlaşıldığında, analiz mümkün olur.

En baştan itibaren, gözlemleme veya ‘kayıt’, insan makinesine ait faaliyetin temel prensiplerinin anlaşılmasına dayalı olmalıdır. Bu prensipleri bilmeden, onları sürekli olarak zihinde tutmadan, kendi kendini gözlemleme doğru bir biçimde uygulanamaz. O halde, bütün insanların tüm yaşamları boyunca yaptıkları olağan kendi kendini gözlemleme, tamamen yararsızdır ve hiçbir yere götürmez.

 

Merkezlerin Gözlemlenmesi

 

Gözlemleme, fonksiyonların bölünmesi ile başlamalıdır. İnsan makinesinin bütün faaliyetleri, her biri kendi özel zihni veya ‘merkezi’ tarafından yönetilen, kesin bir biçimde tarif edilmiş dört gruba ayrılmıştır. Kendi kendini gözlemlerken insan, makinesinin dört temel fonksiyonunu birbirinden ayırt edebilmelidir: Düşünce, duygu, hareket ve içgüdü. İnsanın kendisinde gözlemlediği her olay, bu fonksiyonlardan ya birine ya da diğerine bağlıdır. Bundan dolayı, gözlemlemeye başlamadan önce, insan, fonksiyonların nasıl farklılaştıklarını, düşünce, duygu, hareket ve içgüdü faaliyetlerinin ne anlama geldiklerini anlamalıdır.

Gözlemleme, başlangıçtan itibaren başlamalıdır. Bütün eski deneyimler, bütün eski gözlemlerin sonuçları bir kenara bırakılmalıdır. Bunlar çok miktarda değerli malzeme içerebilirler ama bütün bu malzeme, gözlemlenen fonksiyonların yanlış bölünmesine dayalıdır ve kendisi de yanlış bölünmüş durumdadır. Bu nedenle, bu malzeme, kullanılamaz veya herhalde, kendi kendini inceleme çalışmasının başlangıcında kullanılamaz. Onun içerisindeki değerli kısımlar, uygun zamanda alınacak ve kullanılacaktır. Fakat bu işe yeni baştan başlamak gerekmektedir. İnsan, kendisini sanki hiç tanımıyormuş gibi, hiç gözlemlememiş gibi gözlemlemeye başlamalıdır.

Kendi kendini gözlemlemeye başladığında, belli zamanda gözlemlediği olayın hangi gruba, hangi merkeze ait olduğunu derhal saptamaya çalışmalıdır.

Bazı kişiler, düşünce ile duygu arasındaki farkı, diğerleri ise duygu ile duyum ve düşünce ile hareket dürtüleri arasındaki farkı anlamakta güçlük çekerler.

En geniş biçimde ele alındığında, düşünce fonksiyonunun, daima kıyaslama suretiyle çalıştığı söylenebilir. Düşünceye ait sonuçlar, daima iki veya daha fazla izlenimin kıyaslanmasının sonuçlarıdır.

Duyum ve duygu muhakeme etmez, usa vurmaz, kıyas etmezler; belli bir izlenimi, sadece o izlenim açısından, onun bir veya başka yönden zevkli veya zevksiz oluşuna, rengine, tadına, kokusuna göre tarif ederler. Dahası duyumlar ilgisiz de olabilirler: Ne sıcak ne soğuk, ne zevkli ne zevksiz; ‘beyaz kağıt’, ‘kırmızı kalem’. Beyaz veya kırmızının duyumunda zevkli veya zevksiz bir şey yoktur. Herhalde şu ya da bu renkle ilgili olarak mutlaka zevkli veya zevksiz bir durum olması gerekmez. Bu duyumlar yani beş duyuya ait olanlar ve diğerleri, sıcaklık, soğukluk vs. duyumu gibi içgüdüseldirler. Duygusal fonksiyonlar veya duygular, daima ya zevkli ya da zevksizdirler; tarafsız duygular mevcut değildir.

Fonksiyonları birbirlerinden ayırt etmedeki güçlük, insanların fonksiyonlarını hissetme tarzlarının birbirlerinden çok farklı oluşu ile artmaktadır. Bu, genellikle anlayamadığımız bir husustur. İnsanları, aslında olduklarından daha çok birbirlerine benzer olarak kabul etmekteyiz.

Gerçekte, algılama biçim ve yöntemleri bakımından aralarında çok büyük farklar vardır. Bazıları, zihinleri ile, diğer bazıları duygularıyla, bir kısmı ise duyumları ile algılar. Farklı kategorilere mensup farklı algılama tarzları olan insanlar için birbirlerini anlamak, çok güç, hemen hemen imkansızdır; çünkü bir ve aynı şeye farklı isimler verdikleri gibi, birbirlerinden farklı şeylere de aynı ismi vermektedirler. Bundan başka, çeşitli kombinezonlar mümkün olabilir. Bir insan, düşünce ve duyumları ile, bir diğeri ise düşünce ve duyguları vs. ile algılar.

Bir ya da başka bir algılama tarzı ile, dış olaylara karşı oluşan bir ya da diğer bir tepki çeşidi arasında derhal bağlantı kurulur. Dış olayların algılanması ile onlara karşı meydana gelen tepki arasındaki farkın sonucu, öncelikle insanların birbirlerini anlamamaları ve sonra da kendi kendilerini anlamamaları gerçeği ile izah edilir. Pek sık olarak insan, düşüncelerine veya düşünsel algılarına duygu, duygularına düşünce ve duyumlarına da duygu adını verir. Bu sonuncusu, en yaygın olanıdır. Eğer iki kişi aynı nesneyi farklı biçimde algılarsa, örneğin birisi duygusu ile diğeri ise duyumu ile algılarsa, bu kişiler bütün yaşamları boyunca tartışabilir. Ve o nesneye karşı olan tutumları arasındaki farkın neden ibaret olduğunu hiç anlayamazlar. Aslında, biri onun bir yönünü, diğeri ise bir başka yönünü görmektedir.

Bir ayırt etme yolu bulmak için her normal psişik fonksiyonun, bilginin aracı ve aleti olduğunu anlamalıyız. Zihnin yardımıyla nesnelerin ve olayların bir yönünü, duyguların yardımıyla bir başka yönünü, duyumların yardımı ile ise, bir üçüncü yönünü görürüz. Belli bir konunun bizim için mümkün olan en tamam bilgisi, ancak onu zihnimizle, duygularımızla ve duyumlarımızla birlikte incelersek elde edilebilir. Doğru bilgiyi arayan her insan, böyle bir algıya ulaşma imkanını gaye edinmelidir. Olağan koşullarda, insan, alemi çarpık ve pürüzlü bir pencereden görmektedir. Bu durumun farkına varsa bile hiçbir şeyi değiştiremez. Şu veya bu algı tarzı, bütünüyle organizmasının çalışmasına bağımlıdır. Bütün fonksiyonlar birbirleriyle bağıntılı olup birbirlerini dengelerler; bütün fonksiyonlar birbirlerini bulundukları durumda muhafaza etmeye çalışırlar. Bu nedenle insan, kendi kendini incelemeye başladığında, kendi içinde hoşlanmadığı bir şeyi keşfederse, bunu değiştirmeye muktedir olmadığını anlamalıdır. İncelemek bir şey, değiştirmek ise başka bir şeydir. Fakat kendini inceleme, gelecekteki değişme imkanına götüren ilk adımdır. Ve başlangıçta, uzun bir süre, bütün çalışmasının sadece incelemeden ibaret olacağını anlamalıdır.

 

“İnsanın Gerçeği Kendini Bilmek” Peter Ouspensky – Ruh ve Madde Yayınları